Kamboçya Siam Reap’in Büyüleyici Güzellikleri: Angkor Wat Tapınakları, Yüzer Köy, Lotus Tarlası ve Sokak Kahvecileri

Kamboçyaya gitmeden evvel okuduğum bloglar hep dolandırıcıklar ve sahtekarlıklarla ilgili uyarı yazılarıydı. Sınırdan geçerken size yaklaşanlara dikkat! Size hizmet satmak isteyenlere dikkat, bu ülke dolandırıcıları ile ünlü türünde uyarılardı bunlar. Biz de “Türkiye’de yaşıyoruz nicelerini gördük” deyip bir yandan üstesinden geliriz diye düşünürken diğer yandan da Tayland’a kıyasla bir tık daha tedbirli davranarak gezdik bu ülkeyi.

Okuduğumuza göre, bu sahtekarlıklar en çok Bangkok-Siam Reap karayolunda gerçekleşiyordu. Madem öyle biz de havayolu ile gidelim deyip Phuket-Siam Reap arasında ucuza bilet bulup Air Asia ile uçtuk. Sorunsuz bir yolculuk ve çok sakin bir vize işlemimiz oldu. Kamboçya polisinde o kadar çok çalışan memur vardı ki. Yanyana duran memurlardan biri pasaportu, diğeri fotoğrafı kontrol ediyor, bir diğeri sizden para alıyor (30 USD), bir yanındaki pasaporta vize yapıştırıyor, bir başkası imza atıyor. Sonuncusu da tekrar pasaport, fotoğraf ve size bakıp pasaportunuzu iade ediyor. Böyle ilginç 20’yi aşkın tüm memurlardan geçtiğinizi bir vize sistemi.. Sonrasında bir anlık gaflete düştük ve elimizde biraz yerel para birimi olsun deyip Kamboçya Riyali aldık. Meğer ülkede enflasyon öyle fazla imiş ki bir günde Kamboçya Reali ABD Doları karşısında yarı yarıya değer kaybedebiliyormuş. O yüzden insanlar çoğunlukla ABD para birimine daha çok güveniyor ve onunla alışveriş yapmak istiyor. Ben bunu okumuştum ama sabah dalgınlığı olsa gerek o anda unutuverdim ve cebimizde bolca yer kaplayacak bir miktar para ile Siam Reap Kamboçya sokaklarına adımımızı attık.

Kaldığımız hostel tuk tukla havalimanından aldırıyor mu diye dikkat ederek hotel seçimimizi yaptık. Lovely Guesthouse’da geceliği 10 USD civarında konaklama ve 2 gün kalmak koşulu ile havalimanından hostele tuk tuk ile ücretsiz transfer dahil bir konaklama seçtik. Oldukça memnun kaldık. Daha sonrası için de bu tuk tukçu ile anlaştık ve her yeri onunla gezdik. Burdaki tuk tukçular çok uygun fiyatlara sizi gezdirmenin yanı sıra iyi İngilizce bildiklerinden aynı zamanda rehberiniz olabiliyorlar.  Tuk tuk sendikaları bile var. Fiyat tarifeleri belli.

Tuk tukçumuz

Angkor Wat

Angkor wat turu da dahil civar bölgelere yapmak isteyebileceğiniz tüm turları konakladığınız hostelden- hotelden satın alabiliyorsunuz. Tabi ki buraya tamamen Angkor Wat için gittiğinizden önce Angkor Wat turu satın alıyoruz. Tur dediğiniz aslında tuk tuk ücreti ve otel sahibine komisyon.  Tapınakların arasından güneşin doğuşunu izleyebilmek maksadıyla gece saat 03.30’da tuk tukçuyla buluşmak üzere anlaştık. Motosikletli tuk tukçumuzla buluştuktan sonra gecenin karanlığında tozlu yollardan toz ata ata, diğer turist tuk tukları ve turist taşıyan otobüslerin arasına karıştık. Boş ve upuzun bir arazinin ortasına inşa edilmiş Angkor Wat Müzesi ofisinden giriş kartlarımızı almak üzere  sıraya girdik. Oldukça kalabalık ama hızlı ilerleyen bir sıra var burda. Giriş ücretleri çok pahalı: 1 günlük 37 USD, 3 günlük 62 USD, 7 günlük 72 USD. Sizin fotoğrafınızı o sabah çekerek fotoğraflı bir giriş kartı veriliyor. Neredeyse her tapınak başında da görevliler olduğundan bu giriş kartlarına bakıyorlar.  Bu tapınaklarda ne kadar zaman geçirmek istediğiniz tamamen size bağlı çünkü Angkor, irili ufaklı 1000 km2 alana kurulu devasal bir alan. Burda Kmer İmparatorluğu, aralarında şimdiki Myanmar ve Vietnam topraklarının da bulunduğu büyük bir coğrafyada 9.YY ile 15YY arasında hüküm sürmüş.  Angkor Wat büyüleyici taş işçiliğinin ve simetrik tapınakların yanı sıra, sanayi devrimi öncesindeki  neredeyse 1 milyon insanın kullanımına sunulan mühendislik harikası yağmur suyu kanalları, su taşıma sistemleri ile ünlü. Alana ilk girişimizde esas en çok ziyaret edilen en büyük tapınak Angkor ile başlıyorsunuz. İhtişamlı uzun girişinden sonra o üç tepenin ardından güneşin doğmasını bekledik. Maalesef güneşin doğuşundan yana pek şansımız yaver gitmedi. Tapınaklarda en çok hoşuma giden öğeler bulut perileri olduğu düşünülen apsara figürleri oldu. Genelde dans eden kadın figürleri olarak resmedilmişler.

Doğanın hakimiyeti
Doğanın hakimiyeti 2

Heybetli nilüfer havuzu
Turuncular
Apsaralar
Güneşin doğuşunu beklediğimiz anlar..
Dostlar tapınağın her yerinde 🙂
Lütfen fillerin bu şekilde işkence görmesine katkıda bulunmayın!

Tonle Sap Balıkçı Köyü

Kamboçyada beni en çok etkileyen yer bu yüzer balıkçı köyü oldu. Daha turistik bir yüzer köye gitmek yerine buraya geldiğime sevindim çünkü burda yaşam vardı. Göl kenarında hayvanların peşinde koşuşturan her yeri çamurlanmış çıplak çocuklar, tekneleri ile bohçacılık yapanlar,  yemek yapanlar, kahve yapanlar ne ararsanız mevcut. Nehir üstüne kurulan evler, bizim gecekondu sistemine benzetebileceğimiz bir sistem. Suyun üstüne ev yapmak için arsaya para verilmiyor yani. Rehberimizin söylediğini yanlış anlamadıysam daha sonra devlete herhangi bir vergi de verilmiyor. Bu sebeple karaya ev yapabilecek kadar parası olmayanlar genelde nehir üstüne ev yapıp orada yaşamlarını idame ediyorlar. Bu köyün geçim kaynağı ise üzerinde yaşadıkları göl.

Teknemiz köyün içinde doğru ilerlerken iki kız çocuğunu leğenin içinde giderken gördük.  Ellerinde minicik küreklerle bir yandan gelip geçen teknelerin dalgalarını savuşturmaya çalışıyorlardı diğer yandan da birbirine su sıçratarak oyun oynuyorlar bir yandan da gitmek istedikleri yere leğenle gitmeye çalışıyorlardı. Bu görüntü karşısında içim parçalandı. Yetişkinlerin yerine küçüklerin hayatın acı yönleriyle  mücadele etmek zorunda kalması karşısında hangi insan olursa olsun acıma hissederdi ne de olsa. Bizim teknemiz de onları görünce çok yavaşladı dalga yapmayalım diye. Gene de oluşan minik dalgalara karşı kızlar daha bir azimlendiler, dalgalarla yeniden oynamaya hatta oluşan akıntıya karşı var güçleri ile kürek çekmeye başladılar. Batılı toplum çocuklarında pek görmeye alışık olmadığım memnuniyet ve mutluluğu bu çocukların yüzünde gördüm. O gün kendi kendime epey düşünmüştüm. Acaba bu kız çocuklarına acımalı mı diye? Ya da ellimizde onca  sözde imkana rağmen şu saflığı ve güzelliği elde edemeyen kendimize mi acımalıyız?

 

Biraz ilerde ise yüzer köyde katolik kilise(!) belirdi teknemizin karşısına. Belki de yukarda sorduğum sorunun cevabı katolik kilisesinin içinde gizliydi. Gölün üstünde kocaman bir yapı inşa edilmesine rağmen kasvetli duruyordu ve verandasında tek bir ses tek bir gülücük yoktu.

Teknemiz biraz daha ilerleyince karşımıza yüzer mutfak belirdi. Yerel ekonomiye katkıda bulunmak için bu tatlı teyzemizden de kahve aldık. Ancak bu gibi yüzer köylerden kahve alırken kahve suyunun gölden gelebileceğini düşünerek ona göre satın alma kararı vermekte fayda var :).

Tezgahtar teyze
İşinde gücünde insanlar ve uzaklara bakan çocuk.

Lotus Çiçeği Tarlası

Yüzer balıkçı köyünde yeterince güzellik gördük diye düşünürken yolun hem sağında hem solunda uzun uzun lotus çiçeği tarlaları görünce epey şaşırdık. Anında turist mode on tuşuma basıldı ve heybeme koyduğum fotoğraf makinemi çıkarıp fotoğraflamaya çalıştım. Tüm gününü de bizimle geçiren tuk tukçu abiden de herhangi bir tarlada durmasını rica ettim. O da tarlasını gezmeye ve fotoğraflamaya izin veren bir çiftçi ailenin yanına götürdü bizi. Minik bir ücret karşılığı  tarlasında neredeyse bellimize kadar gelen güzel lotus çiçekleri arasında dolandık. Çok mistik bir ortam oluştu. Bir yandan güneş batıyor diğer yandan da cırcır böcekleri sesleri arasında huzurlu bir sessizlik vardı tarlanın ortasında. Pirinçte olduğu gibi sulu çeltikler içinde yetişiyordu lotus çiçeği. Çeltiklerin kenarlarına da topraktan yürüme bentleri yapılmış.

Lotus çiçeği Budistler için dini bir simge ve rahipler genelde Budist tapınaklarında bu çiçekten bulunduruyor. Meditasyon yaparken önüne 1 adet lotus çiçeği koyan veya elinde tutarak meditasyon yapan budist rahipler de bulunuyor.

Tam da bu kadar büyük tarlayı budist rahipler ne yapıyor diye merak ederken çiftçinin çağırması ile sorumuzun cevabı geldi. Bize lotus çiçeğinin çekirdeğini çıkararak ikram etti. Nohut ve badem karışımı bir lezzete sahip çekirdekleri meğer oldukça besleyiciymiş ve Kamboçyalıların besin kaynaklarından biriymiş.

Siam Reap Sokak Kahvecileri

En çok kahve içtiğimiz yer hostelimizin sokağında içecek satan çok tatlı bir kadının sokak tezgahı idi. Kadın bir iki kelime İngilizce de anladığından nescafe ve suyu karıştırarak yaptığı frappesini şeker koymamasını rica edebiliyorduk.

Yukarıda bahsettiğim gibi yüzer köyde de yüzer teknede satış yapan kadından bir frappe aldık. Ancak şeker istemediğimizi anlatamadığımızdan içindeki şeker miktarı çok fazla idi.Dolayısıyla herhangi bir içecek tezgahından kahve istediğinizde size verecekleri şey bol şekerli bir frappe olacak. Şekerin tadı da burada bildiğimizden biraz farklı. Şeker kamışından yapılan şeker olma ihtimali var.

İçtiğim en batılı kahve ise Angkor Wat biletleri satılan turizm ofisi kompleksinin bulunduğu binadaki Illy Cafe oldu. Burda hem kaliteli illy espresso hem de kruvasan bulabiliyorsunuz. Tabi batı ürünlerin fiyatları batıya denk biçimde. Burası çok minik bir kahve barı olduğundan oldukça kalabalık ve uzun kuyruk olabiliyor.

Yüzer köyde kahvemi hazırlayan kadın..

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s