İtalyanlar gibi espresso içmek

23 Kasım Ulusal Espresso günü olarak kutlanıyor! Bu önemli günde ben de “İtalyan gibi espresso içme” konusuna el atayım istedim.

Efenim Travel & Leisure dergisinden Sarah Stewart’ın yazısı ve benim eklentilerimle İtalyanlar gibi espresso içmek istiyorsanız:

Sipariş esnasında: Kasaya yaklaşıp “Un caffè, per favore” diyorsunuz ya da double espresso istiyorsanız”un caffè doppio” diyorsunuz. İnsan kalabalığının arasından sıyrılıp kahve barına doğru baristaya yaklaşıp fişinizi uzatıp tekrar kahvenizi baristadan istiyorsunuz.

Ayakta, kahve barında için: Bir masada oturmak isterseniz espresso ederinin üç katına mal olur. Kahve Barında güne kahvaltıdan önce espresso ile açılış  yapın.

Şeker mevzusu: Kahve barlarının çoğu “şekersiz” espresso hazırlayarak şekeri yanında verir.  İtalyanlar espresso yaında süt istemez. Sütlü kahve isterseniz bir cappuccino veya macchiato sipariş edin (İtalyada sadece sabahları bulabilirsiniz). Latte sipariş ederseniz sadece sıcak süt alırsınız!

Fincan tutma mevzusu: Fincanı, parmağınızı açıklıktan geçirmek yerine sadece parmak ucuyla tutun (zaten fincan çok küçük mecbur öyle tutuluyor).

İçme aşaması: Yavaşça yudumlayın, ancak soğutacak kadar da yavaş olmamalı (ortalama bir espresso içmek yaklaşık iki dakika sürer). Kahve barlarında genelde İtalyan gazeteleri bulunuyor. İstiyenler okuyabilir:)  10 veya 20 cent bahşiş bırakabilirsiniz ama genelde A.B.D.’de olduğı gibi bahşiş zorunlu değil.

_DSC3250
Borgo San Lorenzo’nun mahalle kahve barı her sabah böyle 🙂 Tıklım Tıklım.
_DSC4132
Floransa’nın bir diğer yoğun kahve dükkanı Scudieri’nin kahve barı..

Fransız rivierası başkenti Nice, gezi ve kahve notları

“Yılda bir kez daha önce gitmediğiniz bir yere gidin” diyor Dalai Lama. Bu söylemle paralel birden ucuza bilet bulunca kendimi Cote d’Azur’un, mavi, masmavi kıyılarında buluverdim. Düşük bütçeli gezginler için uygun olmaması ile bilinen Nice beklentilerimin aksine doğal güzellikleri, mavisinin tonları, yeşilinin tonları ile güzeller güzeli bir kent. Daha uçakta Cote d’Azur havalimanı için alçalırken bile muhteşem bir manzaraya göz kırptık. En önde mavi tonlarıyla Akdeniz, hemen peşinde düzgün sıralı, palmiyeli kent, hemen bitişiğinde de yüksek karlı dağ zirveleri…Tek kelimeyle nefes kesici bir manzaraydı.

Bu kentte öyle Paris gibi kültürel ağırlıklı bir gezi yapamayabilirsiniz ama inanılmaz doğal güzellikler, bol manzaralı bir seyahat olacağının garantisini verebilirim size.

Başlı başına  Fransızlarında Akdeniz sıcaklığından etkilenebileceklerini görmek bile enteresan bir deneyim. Lükse, ihtişama, michelin yıldızlı restoranlara uzaktan göz kırparak, çok para harcamadan hayatta kalmayı başardım. Siz de özellikle ilkbahar, sonbahar gibi sezonları tercih ederseniz hem hava sıcaklığı ideal olur hem de sezon dışı olacağı için çok yüksek rakamlar harcamadan gezmiş olursunuz.

Nice, Fransız rivierasının başkenti ve Fransa’nın en büyük beşinci kenti.  Sadece Nice merkez yerine Cote d’Azur’un yıldızı parlayan Antibes, Eze köyü ve Cannes gibi rotalara da uğrama şansınız olur ise tadından yenmez bir seyahat yapmış olursunuz. Bu açıdan bakıldığında da Nice’i merkez olarak kabul edebilirsiniz.

 

NICE MERKEZDE GÖRÜLECEK YERLER

Parc de la Colline du Chateau Nice

Nice Kalesi parkı tepeden nefes kesen mavi ve yeşil manzaralar sunan kale oluyor. Buraya çıkmak için asansör veya merdiven opsiyonu var.  Ben biraz zorlu olsa da merdivenleri öneririm çünkü aşama aşama hem eski şehiri hem de masmavi muhteşem denizi izleyebiliyorsunuz. En üst kısmına çıktığınızda da muhteşem çocuk oyun parkları, eski limanı, yat limanını görebiliyorsunuz.

_DSC0695
Merdivenler

 

_DSC0709
Nice ile ilişiklendirilmiş en klasik fotoğraf karelerinden
_DSC0754
Nice Limanı

Massena Meydanı

İhtişamı ile büyüleyen bu kocaman meydan şehrin ana caddelerinin kesişim noktasında. Siyah beyaz karo taşlarının ışıltısı üstünde meydan Michalengelo’nun Davidi boyutlarında Apollon heykeline ev sahipliği yapıyor. Bunun dışında da yedi tane oturan Buddha görünümlü modern heykelleri de var meydanın.“Conversation à Nice” adı verilen bu eser 7 kıtadan insanları temsil ediyormuş, farklı yönlere dönük olan bu heykeller günümüz  toplumunun farklı kesimlerinin birbirleri ile iletişimini de temsil ediyormuş.Ben toplumlar birbiri ile konuşmak yerine birbirine küsüyor diye yorumladım 🙂 Eser Katalan sanatçı Jaume Plensa’ya ait. Meydanın bir ucunda ise dev bir ıslanma parkı var. Millet hava sıcak olmamasına rağmen su ile oynamak için buradan geçip fışkıyeli su ile çeşitli şebeklikler yapıyor. Çocuklar ise çığlıklar eşliğinde su ile oynuyorlar. Az ilersinde de başlı başına bir eser olan atlı karınca var. Her yeri özenle boyanmış, farklı faklı at, uçak gibi bölmeleri olan tamamen ahşap atlı karıncaya binmemek için zor tuttum kendimi.

_DSC0628_DSC0635

Vieux Nice (Eski Şehir)

Eski şehir, Nice kalesinin hemen yanında yer alıyor. İçi türlü türlü kafeler, patisserieler, restoranlar, chapellerle dolu… Hiç bir şey yapmayıp aylak aylak dolanmak bile oldukça keyifli bu bölgede. Dar sokakları, dışarıya açılan yeşil panjurları fotoğraf çekmek için ideal.

_DSC0799

Promenade des Anglais – Kordon

Sahilde bulunan kordonboyuna bu ad verilmiş. Cadde spor yapanlarla dolu. Koşanlar, paten kayanlar, roller blade ile kayanlar, çekçeklerle kayanlar, pompalı çekçeklerle kayanlar, gingerlarla gezenler… Hayatınızda ilk defa denk gelebileceğiniz ulaşım, yürüme, spor aletlerine bu sahilde denk gelmeniz mümkün. Sahili taşlı olduğundan çıplak ayakla yürümek için çok uygun değil. Halk plajı alanı da özel plaj alanları da var. Mavi tekli sandalyeleri ile meşhur bu kıyılarda mavi sandalyeleri veya oturma alanlarını boş bulursanız kapın derim :). Özellikle sabah saatlerinde kahve ve kruvasan kahvaltısı buralarda yapılabilinir.

_DSC1108_DSC1095

Cours Saleya

Dünya’nın en sevimli çiçek ve renkli antika pazarı Cours Saleya olabilir. Çiçek pazarı sabah erkenden kurulduğu için nispeten sakinken erken saatlerde gitmekte fayda var. Çeşit çeşit güzel kokulu sabunlar, enteresan tuzlar ve rengarenk çiçekler görebilirsiniz. Şehrin pahalılığı çiçeklere çok yansımamış bana göre. Ya da bizde çiçek fiyatları yüksek bilemedim. Antika pazarını da Pazartesi akşamüstü gezebildim. Burda da eski kitaplar, gümüş çatal bıçak takımları çok baskındı, antika dalgıç başlığı, Fransız tipi antika avizeler  bulmanız mümkün. Bu nefis görünen makaron sabunlar da bu pazardan.

_DSC1049_DSC1045_DSC0844_DSC0841_DSC0837_DSC0835

NİCE’TE KAHVE

Kahve açısından çok pahalı bulmadım Nice’i çünkü ortalama espresso fiyatı 1.8 € civarındaydı.Fransız bistro tarzı cafe ve İtalyan tarzı karışımı ağırlıklı mekanlar genelde erken açılmadığından sabah kahvesi için en iyi seçenek patisserieler oluyor. Sabah erken saatlerde kahve + kruvasan kahvaltısı yapmak için idealler.  Bu gibi mekanların tek kusuru kahveyi genelde porselen yerine kağıt tek kullanımlık bardakta servis etmeleri. Zaten kruvasan veya makaronunuz da benzer şekilde peçete ile servis ediliyor.

_DSC0847
Pariste de hizmet veren La Flore burda da Parisien stili sevenlerin gözdesi. Güneşe doğru keyifle rose şarap, kahve, bira içmek için ideal 🙂
_DSC1113
Medecin Avenue üzerindeki Brioche Doree sabah işe gidenlerin uğrayıp kahve kruvasan eşliğinde gazete okudukları mekan.
_DSC1083
Eski şehirde bol bol bu tarz pastaneler görebilirsiniz.
_DSC1042
Vitrindeki çikolataları ve paskalya yumurtları inanılmaz çekici olan Maison Auer Nice’in en eskilerinden biri. Vitrinde 1800’ler gibi bir tarih gördüm.
_DSC1034
Eski şehirde sabah erken saatlerde açık bir patisserie cafe.

NİCE MERKEZİNE, MERKEZİNDE ULAŞIM

Havalimanından şehre ulaşmak için iki otobüs hattı var. 98 ile şehir merkezine, 99 ile tren garı civarına ulaşabiliyorsunuz. Ücreti 6 €. Bu bölgede Porsche jip taksi bile gördüğümden taksicileri bizimkiler gibi dolanma yöntemine gidebiliyor. Taksi ile şehir merkezine ulaşmak isterseniz ücreti 30€’u aşmamalı normalde.Otobüsler için se duraklarda bilgiler mevcut ve 1 -1.5€ gibi ücretleri var. Ödemeyi de doğrudan şoföre yapabiliyorsunuz.  Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise sık sık trenler ve otobüslerin greve gitmesi. Genelde 24 saat öncesinden grevle ilgili bilgi veriliyor.

DİĞER BİLGİLER

*Bu bölgede Fransızca bilmezsen iletişim kuramazsın gibi bir durum yok. İnsanlar, özellikle kadınlar çok yardımsever ve sorduğunuz sorulara İngilizce cevap veriyorlar.

*Özellikle tren garı, otobüsle ulaşım gibi konularda çok az bilgi var dolayısıyla herkesin birbirine sormaya çalışması gibi bir karmaşa oluşuyor. Özellikle tren bileti satan otomatların kullanışsızlığı dillere destan. Bir zamanlar sadece bozuk para ile çalışan bu otomatlarda nihayet kredi kartına geçilmiş ama özellikle yabancılar otomatlarla bir süre oynadıktan sonra içeride bilet satılan yerde biletlerini almayı tercih ediyor.

*Silahlı, çelik yelekli askerler özellikle tren garı, meydan ve sahilde sürekli tur atıyorlar.

*Gece dışarıya çıkmayı çok tercih etmedim. Kapkaçları ve suç oranı pek düşük bir şehir değil. Biz İstanbul’dan idmanlıyız diyebilirsiniz ama buradakiler daha bir suça eğilimli junkie tarzı tipler. Dikkatli olmakta fayda var.

 

 

 

 

8 ülke 8 ünlü kahve

Farklı ülkelerde kahve çekirdeklerinin  farklı hazırlanmalarını tatma şansına erişmek,  gezmek için başka bir bahane demek 🙂

Gerçi globalleşme ile kahve de aynılaşma sürecine giriyor ama yine de ortam farklı olduğundan hala değişik lezzetler yakalamak mümkün. 8 farklı ülkeden sevdiğim 8 kahve lezzeti:

İTALYA

Tabi  ki listenin en başında espresso ve capuccino gibi kahveleri ile ünlü İtalya var. Sabahları sokaklarda yürüdüğünüz zaman mis gibi espresso kokularına denk gelmeniz mümkün. İtalyanlar genelde kahve barı adını verdikleri alanlarda kahvelerini bir çırpıda içip yoluna devam etme şeklinde bir alışkanlığa sahipler. Kahveni “al banco” yani bankta, ayakta iç yoluna devam et. Zaten espresso bir yudum ve kafein yönünden oldukça yoğun bir kahve türü. İtalyada ve dünyada espresso en sevdiğim kahve.

20160210_093017.jpg

TÜRKİYE

Unesco soyut mirası içinde olan Türk kahvemiz de benim en sevdiğim kahvelerden. Dünyadaki pudra kıvamında, en ince çekilen kahve olması, pişirilmesinde cezve olması, bir yudumun uzun zaman sürecinde içilmesi… Hepsi Türk kahvesinde bayıldığım özelliklerden. Bizde sahiden bir kahvenin kırk yıl hatırı oluyor.

11865470526_0375ac696b_o

YUNANİSTAN

En sevdiğim komşumuz Yunanistanın en sevdiğim kahvesi tabi ki Frappe. Soğuk kahvelerin kralı olan Frappe: 1 ölçek şeker, yoğunlaştırılmış (kondanse) süt, buz, soğuk su ve 2 ölçek hazır (instant) kahve ile hazırlanan süper güzel bir yaz kahvesi. Bize göre yaz kahvesi olsa da komşumuz bu kahveyi yaz kış içiyor. Şekersiz frappe Yunanistanda içmeye doyamadığım bir lezzet.

1486583_10153370342268713_2358631221360258688_n

Sakız adasına gidenlere de ayrıca Sakızlı Capuccino denemelerini öneririm. Sakız, süt ve kahve birleşimi ortaya enfes bir lezzet çıkarıyor.

 

KOLOMBİYA

Buraya böyle yazınca bir de üstüne Pablo Escobar’ın hayatını anlatan Narcos dizisini izleyince gitmiş gibi oluyorum bol yeşillikli kahve cenneti Kolombiyaya. Aynı zamanda kahve çekirdeği üreticisi olan Kolombiyanın kahve hazırlanmasında dünyaya armağanı Cortado. Bir ölçek ılık süt bir ölçek espresso ile hazırlanan bu içeceği İstanbul’da bulmamız mümkün. Genelde cam bardak ve üstüne süslemesi ile (latte art)  servis edildiğinden görüntüsü de oldukça hoş.

20151213_192106-01

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

Adını artık çok sık duyduğumuz Americano kahve espressonun Amerikan fast food yaşam şekline uydurulmuş halidir. Bir başka ifade ile espressonun su ile inceltilmiş ve büyütülmüş halidir. Genelde 1 ölçek espresso, 2 ölçek su ile hazırlanan  Americano kağıt bardaklarda ikram edilince daha bir fast-kahve görünümüne bürünüyor. Bu kahve benim çoğunlukla güvenli limanım :). Özellikle seçeneği az olan kahvecilerde Americano sipariş etmek günlük kafein ihtiyacımı karşılıyor.

20160210_103024

İRLANDA

Irish coffee yani İrlanda kahvesi en az pubları kadar ünlü bir içecek.  Kendisi üstten alta doğru 2 kaşık çırpılmış krema, kahve esmer şeker, 1 shot İrlanda viskisi olarak karıştırılmadan servis edilir. Bu kahve  viski ve kahve uyumunun en güzel örneklerinden olduğu için çok severim. Fırsat buldukça da içmeye çalışıyorum.

Autosave-File vom d-lab2/3 der AgfaPhoto GmbH

AVUSTURYA

Avusturya’nın başkenti Viyana kahveleri de Unesco soyut miraslar listesinde yer alıyor. Burada da Wiener Melange (bazı yerlerde coffee melange da deniyor) sevdiğim kahvelerden. Viyananın süslü ve ünlü cafelerinde bir shot espresso, süt ve süt köpüğü oldukça büyük (çorba kasesi gibi neredeyse) fincanlarda servis ediliyor.

8260621415_4662eb40ce_k

NORVEÇ

İskandinav ülkeleri kahve tüketimi konusunda oldukça üst sıralarda yer alıyorlar. Özellikle Oslo gibi bir başkentte kahve için çok dolaşmanıza gerek yok. Üçüncü dalga kahvecileri ile de ünlü olan Norveç’te benim favorim çekirdeklerini küçük üreticilerden aldığını iddia eden Espresso Hause filtre kahvesi oldu. Bu zincirde ayrıca kahvaltı edebileceğiniz fırın işleri, sandviç ve meyve de bulabiliyorsunuz.  3. dalga kahvecilere pek uğrayamadım. Maalesef kahve de oldukça pahalı.. 7€’dan itibaren diye başlıyor rakamlar..

Processed with VSCOcam

 

 

 

 

Türk kahvesinin tadını çıkarmak için 8 tüyo / 8 Simple rules to enjoy Turkish Coffee

Otomatik  Türk Kahvesi makinaları çıkmadan evvel bakır cezve ve ağır ateşte pişen Türk kahvesi tam anlamıyla hazırlama ve içme ritüeli olan bir içecek idi. Makinalarla beraber hazırlama evresi kısalsa da Türk kahvesinin sunum ve içme ritüelinde pek değişiklik olmadı. Aksine gittikçe çeşitlendi ve uzadı. Kendine has porselen fincanda sunumu, yanında suyu, gül  lokumu, acıbadem likörü, nane likötü hatta süs çiçeği bulunan Türk kahvesi sunumları var. Sonrasında ise sözde inanılmayan ama falsız da kalınmayan “telve falı” var. Üstelik fal bakan akıllı telefon uygulamaları da gün geçtikçe popüler hale geliyor.

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var ya hani… Kahvenin en yalını, en samimisi olan Türk kahvesi için de her birimizin ayrı ayrı bir içme ritüeli var. Ben de kendimce Türk kahvesinde sevdiğim  ritüellerine değinmek istiyorum.

1.Türk kahvesinin taze çekilmişi makbuldür

Taze çekilmiş Türk kahvesinin kokusu ve aroması oldukça etkileyicidir. Bunun en önemli etmenlerinden bir tanesi Türk kahvesinin en ince çekilen kahve türü olması da sayılabilir. Neredeyse pudra kadar toz kıvamındadır.Eğer pudra kıvamına getirilen kahve uzun süre açıkta bekletilirse aromasını kaybeder o yüzden taze çekilmiş kahve çekirdeği ile kahve hazırlamak önemli bir noktadır. Taze çekilmiş kahve çekirdeğinin pişen kokusu inanılmaz güzeldir.

Rahmetli dedem evinde bulunan el değirmeni ile kahve çekirdeklerini  değirmende az miktarda öğüterek kahvesini yapardı. Şimdilerde bu yöntem nispeten zahmetli olduğundan çekirdek yerine hazır öğütülmüş kahveler tercih ediliyor.

2.Höpürdeterek bol köpüğü yudumlamak

Bizlerin kahve içmede en temel kriteri olan bol köpük aslında telvenin dibe çökerken kahvemizin hızla soğumamasına destek olur. Tabi bol köpüklü kahve hazırlamak kolay olmadığından ayrıca bir hüner göstergesidir.

Kahveyi başta höpürdeterek içmek aynı zamanda hava akımı da sağlayacağından kahve sıcak ise ağzımızın yanmasına engel olacaktır.

3.Suyun ne zaman içilmesi gerektiği meselesi

Şimdiki yaygın kanıya göre su kahveden önce içilir, ancak öyle büyük miktarda, bardaklar dolusu olmamalıdır. Şöyle bir ağız içi dolacak kadar kafi. Amaç kahve öncesi kahvenin tadını bozacak bütün tatları ağızdan temizlemektir. Sonra kahve keyifle ağır ağır yudumlanır ve her yudum ağızda bir kaç saniye bekletilerek yutulur.Su  kahveden sonra içilmez çünkü ağızda kalan son tat kahvenin tadı olmalıdır.

Osmanlı döneminde ikram edilen kahvenin yanındaki suyu önce içen misafir aç olduğu mesajını iletirmiş böylece hemen sofra kurulurmuş. Toksa önce kahveye uzanırmış.

Kahve ile birlikte su içme zamanlaması ne olursa olsun aslında su içmenin en temel mantığı kahvenin vücütta  su atımını hızlandırması, yani dehidrasyona sebep olması. Dolayısıyla mümkün mertebe her kahve ile birlikte mutlaka bir miktar su içilmelidir.

4. Doğru zamanlama. En sık tercih sabah kahvaltısından sonra.

Osmanlı döneminde kahve sabahları içilirmiş. Hatta “kahvaltı” dediğimiz öğün kahvenin içilme zamanını belli eder nitelikte. Yani kahve içmeden önce.

Şimdilerde de uzun haftasonu kahvaltılarının veya brunchlarının neredeyse vazgeçilmez bir parçası niteliğindedir sonrasında Türk kahvesi içilmesi. Buradaki en temel mantık karnınızı güzelce doyurduktan sonra Türk kahvesi içerek oluşma ihtimali olan uyku halini ortadan kaldırmaktır.

5. Kendine has Türk kahvesi porselen fincanı

Küçük porselen fincanın en önemli  işlevi çabuk soğuma ihtimali olan kahvenin sıcaklığını korumaktır. Zaten iyi hazırlanmış bir Türk kahvesinin o kalın köpüğü yalıtım sağlar ve bir yandan telvenin çökmesini beklerken diğer yandan kahvenin soğumamasını sağlar. Yavaş yavaş dibe çöken telve de alt kısımda ayrı bir yalıtım sağlayacağından o da ısının korunmasına destek olur. O sebeple eğer porselen olmayan bir bardakta içmeye çalışırsanız kahveniz en iyi aroma ve sıcaklıkta olmayabilir.

6. Şeker mevzusu

Kahve sipariş eder veya hazırlarken şeker oranı hakkında önceden karar vermeniz gerekir. Seçeneklerimiz bellidir : şekersiz (sade), az şekerli, şekerli. Dünyadaki diğer tüm kahvelerin aksine sonradan şeker ekleyemiyorsunuz çünkü zaten dibe çökmesini beklediğiniz telvenin tekrar kahvemize karışmasını istemeyiz.

Bana göre kahveye şeker katılmasındansa yanında ikram edilen lokum veya çikolata ile ağzı tatlandırıp kahvenin gerçek tadını keşfetmek, deneyimlemek daha önemlidir.

7. Kahveyi espresso gibi bir yudumda değil, ağır ağır tadını ala ala içmek.

Bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır. Bir Türk kahvesinin içilme süresi de nispeten uzundur. Öyle hemen bir yudumda espresso içer gibi içildiği vakit tat vermez. Muhabbet elzemdir.  Ağızda bıraktığı tadı yudum yudum çıkarmalıdır.

8. Telveyi içmeyip fal için kullanmak

Efenim bizlerde telve içen pek yok ama yabancı arkadaşlarımdan (özellikle espresso içen İtalyanlar’dan) sık duyduğum bir cümle var. Kahvenin  atığı bardağın içinde nasıl olur?  Ben de diyorum ki e o kahvenin telvesi. İçilmez ki! Fal bakmak içindir.. Sohbeti uzatır. Geleceğe dair hayaller kurdurtur. Yahut isteyenler telveyi peeling malzemesi olarak kullanır. Yanı aslında hazırladığımız Türk kahvesinin sadece 2/3’ünü içip geri kalan kısmını bırakmamız gerekir.

11865470526_0375ac696b_o

Before automatic Turkish Coffee machines, traditional Turkish Coffee had a quite long and effort requiring preperation process in copper cezves on low heat or on charcoal. There are some coffee shops that still use this method but nowadays thanks to these machines the preperation period is a fast one.Luckily, the drinking rituals still go on as it was in the Ottoman  times. Actually it got diversified ; tiny Turkish coffee porcelain cups, a glass of water nearby, a rose aromated turkish delight, bitter almond liqueur, peppermint liqueur or even a flower is served alongside Turkish coffee. Later on after you enjoy a few sip of your Turkish coffee the grind that should remain in your tiny cup “telve” is used for fortune telling.  Nowadays we have fortune telling apps that make the fortune telling easier for everybody.

We have a saying in Turkish “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var” meaning every dare devil has his/her own way of eating yoghurt… So the most simplistic and most sincere form of coffee, Turkish Coffee has quite a lot of ritual variations when it comes to drinking it.  I will try to sum up the important ones for me here.

The most important tip for foreign friends about drinking Turkish Coffee is that it can not be rushed  as espresso and the Turkish coffee is there to be enjoyed in the company of “conversation”.

1.Freshly grounded Turkish coffee tastes better

Freshly grounded aroma and smell of Turkish coffee is very strong and is there to impress all your sensations. Turkish coffee is the finest grind you can find among the other coffees. If you have traveled to Eminonu / Istanbul and been around the Spice Bazaar I am sure you will understand what I mean. There is a high probability that you have been fascinated there with the beautiful smell of freshy grounded Turkish coffee.

If the grinded coffee waits a long period without being prepared there is a high probability that the taste will not be as good. So it is important to prepare Turkish coffee with freshly grinded beans.

In the old times my grandfather used to prepare his own coffee grinding with the hand grinding machine he had. Nowadays this method is quite difficult and most people in Turkey prefer to buy ready ground coffee.

2.Slurping the thick foam

Unlike other coffees Turkish coffee have a thick foam on top. It requires a lot of experience to prepare a thick foam in Turkish coffee. So it is usually a matter to be praud of (show off) if you can make a thick foam.

This foam on top serves to preserve the heat of the coffee which might burn the tongue. So if you slurp the foam the air current alongside the slurping will make it easier to understand the heat and it will prevent the burning.

3.The water issue. When to drink the water that is served alongside Turkish coffee.

According to the common sense nowadays the water is to be drunk before Turkish coffee. But not in large amounts or not in the form of full glass. An amount that will fill your mouth is quite enough. The aim is to cleanse all the other aromas from your mouth and prepare it for the coffee. Later  the coffee should be sipped in little amounts. Some say that the  water is not to be drunk after coffee because the final taste that remain in the mouth should be coffee.

In the Ottoman times the water served alongside also served a message. If the guest drink the water before coffee it meant that he / she is hungry thus food was served after. But if the guest reached to coffee first that meant he / she is not hungry thus only coffee ceremony ritual was made.

Whatever the timing of water drinking is it is important to drink water along coffee as it leads to dehydration and water will be able to prevent that.

4. Correct timing. The most preffered timing is after the long breakfasts.

In the Ottoman times the coffee used to be drunk after the breakfasts. Turkish word for breakfast kahvalti  means “coming after coffee”.Thus the most preferred time for drinking coffee was after the breakfasts.

Still most of the Turkish Coffee in Turkey is still preferred after the meals. Actually there is a logic behind this. Caffeine intake actually help awaken the body from the sleepy attitude after full stomach.

5. Serving it in a tiny porcelain cup

The most important function of the tiny porcelain that the Turkish coffee is served is to preserve the heat. The foam on top and the grinding at the bottom that settles in a short time actually serves as a kind of isolation to keep the heat of the coffee that is to be enjoyed alongside conversation. If you try to drink it in a big, glass or metal cup the taste may not be as good.

6. Sugar. Better to have it without sugar. Maybe with a Turkish delight.

Because of the thick layer of coffee grounds at the bottom you can’t really stir your coffee after being served. Thus, you need to make an important decision upfront: how sweet you’d like your coffee to be. The options are four: no sugar (sade), little sugar (az şekerli), semi-sweet (orta şekerli) and sweet (şekerli).

For me the best method is to have the Turkish coffee sade (without suger). If you lilke you can enjoy the sweet Turkish delight orchocolate served alongside the coffee to make your coffee sweet. In this way I think it is easier to experiment and discover the real taste of the Turkish coffee.

During the Ottoman times the coffee was sweetened with honey or pekmez (grape molasses) instead of sugar.

7. Drinking Turkish coffee sip by sip is important. Not in a one shot as espresso

The length of Turkish coffee drinking is quite long unlike  it’s tiny outlook . If you drink it in one shot as it is the case in espresso you will not be able to enjoy the taste and the “telve” that is supposed to remain in the cup may give a bitter taste. So conversation is a must during the Turkish coffee drinking experience which will slower your coffee drinking.

8.” Telve” is not there for drinking. It is there for fortune telling only.

Well most of the Turkish coffee first-timers find the remnants of coffeee to be in the cup different or sometimes frustrating. But “telve” is not there for drinking , only 2/3 of the cup is drunk and the other part is to be left in the cup.

It is there to lengthen conversation by fortune telling. It is there to suggest further expectations for the future. I’ve heard that some of Turkish ladies use it forpeeling purposes.

#türkkahvesi #turkishcoffee #joyoftuekishcoffee

 

Uçakta kahve içmeli mi?

Uçakta kahve ve çay içmeli mi? Bu soruyu açıkçası ben kendime sormuyordum çünkü doğrudan içmeyi tercih ediyordum 🙂 Ancak son günlerde sık sık denk geldiğim “uçakta sıcak içeceklerin su tankları sağlıklı olmayabilir” yazılarını okudukça bu soruyu sorma gereği hissediyorum ve belki belli noktalarda bundan sonra sadece domates suyu içerim. Uçak içinde şimdiye kadar zaten gurme bir kahve beklentim olmadı ancak in-flight içtiğim hiç bir kahverengi suya kahve diyemediğim de bir gerçek.

Biraz düşününce uçaklar yerde değil havada para kazandığından yerdeki kısıtlı sürelerinde  temiz su tanklarının temizlenmesi, dezenfekte edilmesi için ne kadar zaman harcanabileceğini az çok düşünmek mümkün olabilir. Su tanklarını doldurmak için bile çok kısıtlı süreleri var. Hatta ve hatta dolum noktalarındaki su kaynağının da önemi var. Örneğin İstanbuldan dolan bir su olabilir, yahut dönüşte Katmandu’dan, Mumbai’den doldurulan bir su kaynağı olabilir. Az çok Mumbai ve Katmandu gibi dolan noktalardan reverse osmos dışındaki su kaynaklarının çok temiz olmadığını düşünmek yanlış olmaz.

Bu konu ile ilgili Amerikan Forbes’ta yer alan bir yazıda 30 yıl önce çalışan bir hostesin itirafına yer veriliyor.Hostese göre bir klorlama yöntemi ile tankların içindeki su klorlanıyor sonra da bir sifon yöntemi ile boşaltılıp temiz su tekrardan dolduruluyor. Ancak sistemin dibine çöken artıklar için bişey yapılamıyormuş.

Şimdilerde sistemlerin daha geliştiğine eminim,  ancak uçakların havada kalma süreleri, optimizasyon gibi süreçlerin bu gibi mini temizlik detaylarına da daha az dikkat etmeye de sebebiyet verdiklerini düşünüyorum.

Su kaynıyor nasılsa diye düşünebiliriz ya da kabin memurlarının sıcak çay veya kahve içip içmediklerine bakabiliriz 🙂

Uzun uçuşlarda dehidrasyona sebebiyet vereceğinden sadece su veya soda içmek daha mantıklı olabilir diye de düşünebiliriz.

Her durumda şu ana kadar içtiğim uçak içi kahvelerin tadı hep kötü oldu. Belki bir sonraki uçuşumda bu ikramı alırken tekrar düşünürüm yahut ücretli bir hizmetse su almaya yönelirim.

#uçakiçiikram #uçakyolculuğu #kahve

 

Kırmızı çatılar, ortaçağ esintisi ve iyi kahveler sunan şehir: Talin Redbrick atticks, mediaval age scent and good coffee city: Tallinn

Baltık ülkelerinden Estonya’nın başkenti Tallinn’e uğrayanınız çoktur eminim. İskandinavya turunun günübürlik de olsa vazgeçilemeyen rotalarından biri  kırmızı çatılı Tallinn. Benim için  Riga gibi sürprizlerle dolu, Venedik gibi dar sokaklarında kaybolmanın muhteşem hissettirdiği, Ortaçağ yaşantısının iyi ve kötü yüzünü gördüğüm beklediğimden daha güzel, kaliteli ve fiyatlar bakımından uygun cennet gibi bir şehir oldu Tallin.

Yolculuğum Riga’dan bir Lüx Express otobüsü ile karayolu üzerinden yaklaşık 4 saat Baltık ormanları ve çiftliklerinin koyu yeşil manzarası eşliğinde geçti sürdü. Sadece bu ormanları ve güzelliği görmek için bu otobüse binenlerin olduğunu okumuştum kutsal bilgi kaynağı ekşisözlükten. Sahiden de zaman zaman kıskandım (niye bizde böyle ormanlar yok, yanımızdan hızla geçen yarış bizikletçi abilerin solduğu güzelilm havayı ) zaman zaman da nefesim kesildi manzaranın güzelliğinden. Otobüste bir de kendi kendinize servis edebildiğiniz kahve ikramı vardı.İşte o an hayat bana güzeldi. Elimde sıcak kahve, dışarda soğuk ve güzel Baltık ormanları. Sahiden de Letonya ve Estonya kırsalının, sizi Alice in wonderland hissiyatına sokuyor. Özellikle koyu yeşil balta girmemiş Baltık ormanların “en üst kısmı neresi acaba” diye bakmaya çalışırken boynum ağrımıştı. Çiftlikler de tablo gibi zaten. Çizgi filmilerdeki gibi ormanların içinde renkli evler, etraflarında meyve bahçeleri, onların da etrafında tekrar ormanlar, çam ormanları, mavi ormanlar… Ormanların arasında da minik minik mısır tarlaları ve buğday tarlaları.

My visit to Tallinn was a breathtaking one full of  redbrick attick views and good coffee. Getting lost in the narrow streets of old town as in Venice, seeing the good and the bad sides of Mediaval Castle city living and many more. Whatever your expectations are I am sure that Tallinn willl exceed them. My journey to this city started from Riga ona bus of a company called Lux Express. It was an amazing bus ride for me.  Both Latvia and Estonia countrisides had spectacular scenery as if in Alice in Wonderland. The farmhouses are rich in color and ther are surrounded by fruit trees and later on the farms are surrounded by giants forests and pine forests. From time to time you see tiny wheat and corn fields. My neck hurt a little bit trying to see the tip of the Baltic  trees.

Processed with VSCOcam
Kuleler ve kırmızı çatılar şehri / Tower and redbrick attick city

Şehrin küçücük, düzenli ve temiz  otogarına ulaştığımızda kendimi o ormanlardan sonra metrobol gibi bi yere gelince önce bir şaşkınlık yaşadım doğrsu. İçindeki tourist information’a uğrayıp şehir haritamı aldım. Gideceğim otel  otogardan yürüyüş mesafesi ile yaklaşık 20 dakika sürdüğünden ne taksi ne de otobüsü tercih etmedim. Şehrin merkez bölgesinde yaya geçitleri oldukça düzgün ve kaldırımlar ferah ferahtı. Eski şehrin o kırmızı çatılarını ve yeşil kulelerinin fotoğraflarını görüp çok beğendiğim için eski şehri görmeye can atıyordum. Eşyalarımı bırakıp hemen dışarı attım kendimi. Tallinn’e de çok değil sadece 1,5 gün ayırmıştım. Az ayırmışım. Biraz daha zaman ayırabilseydim şu güzelim kruvasan kahve menüsünü biraz daha yapabilirmişim.

When ı reached to the bus station which was a tiny and a cute one I went in the tourist information and got my map.  I have read a lot about old city’s red brick atticks and green towers so I was very excited to see them and couldn’t wait any longer. As soon as I checked in I left my small luggage and rushed into the old city. Later on I was about to find that I reserved too little for such a beautiful city which was a day and a half. The old city offers some real great coffee.

IMG_20150917_123738

Ortaçağ kale şehri ile ilgili merak ettiğiniz bir nokta mı var?  12.YY’dan beri var olan eski şehir tam anlamıyla tarih dolu. Eski şehir meydanında gotik kilisesinde çocuğunu korkutmak isteyenlerin parmakla gösterdikleri  asılma ekipmanları epey ürkütücü örneğin. Tamamen saçmasapan nedenlerden (yemeğin tadı kötüydü gibi) asılan sayısız insan eski şehir meydanında sallandırılmış bir dönem. 1806’da 72 kişi birden asılmış.  Şimdilerde de Raekoja meydanı tam bir yeme içme mekanına dönmüş durumda.Yine aynı meydanda tarihi eczanesinde kurbağa bacakları gibi malzemelerden oluşan kocakarı ilaçları bulunuyor.Evlenmeleri yasak olan ve şehrin savunmasından sorumlu şovalyeler de var.. İsimleri de Karakafalılar, hani Games of Thrones dizisinde Nightwatch neyse burda da Karakafalılar onlar.

The old town is one of the best preserved wall cities of Europe. It is possible to find whatever you are looking in middle ages here. There are some church dating back to as far as 11.CC. You’ll see townhall execution equipment stretching our from a Gothic church. Well people were executed in the middle ages for no reason at all such as “food was bad”‘ assertion. In the historical building you may find the weird once upon a time medications like frog leg, worms in oil in the historical pharmacy of the town and many more information about medication history. Another interesting aspect is about the below Renaissance door. Behind it once lived the Brotherhood of the Blackheads. They were not allowed to marry and were in charge of the defence of the city. did it remind you of some famous serial 🙂 It’s interesting to see R.R Martin’s Nightwatch was real once upon a time. 🙂

Processed with VSCOcam
Ana meydanlardan Raekoja Platz / One of the main squares Raekoja Platz
Processed with VSCOcam
Kremlin havası var değil mi? / Looks like Kremlin ?
Processed with VSCOcam
Karakafalılar Kardeşliği  Kapısı / The door of Blackheads Brotherhood

İyi korunmuş Tallinn kalesinin etrafında geçit kapıları ve su seti vardı. Bu su setlerini de filmlerden mutlaka görmüşsünüzdür. Hani kalelere saldıranlar suya düşer ya..İşte o yapay su birikintileri burada hala korunuyor. Kalenin içine geçtiğim zaman ise Riga’dakine benzer göğe yükselen renkli çatıları dilk evler vardı. Buradakilerin tek farkı biraz daha dar ve yüksek oluşlarıydı.

Burada da gezilecek çok yer var aslında. Kale surları (Defensive Walls), Eski şehrin Gotik meydanı (Raekoja Platz), Karakafalılar Evinin kapısı (Blackheads), Şehre tepeden bakabileceğiniz iki seyir terası, Alex Nevsky kilisesi, Eski şehrin tarihi eczanesi (içinde inanamayacağınız kurutulmuş geyik p.nisi, yılan boynu ezmesi gibi acaip ilaçlar ve bu ilaçların kullanıldığı yerler gibi bilgiler içeren tarihi eczane ) St. Cathrene geçiti ve gidemediğime üzüldüğüm KGB müzesi.  Beni bu şehirde en çok etkileyen şeyler kırmızı güzelim çatılarını görmenize olanak sağlayan seyir terasları, İstanbuldaki gibi insanların ekmek attığı martılar bu teraslarda, Raekoja Platz ve eczane oldu. Az uzakta bulunan liman vr cruise cruise gemileri, baltık denizi ayrı güzellik katıyor..

The interesting part of the wall is that it has towers that have piers reaching high. The wall is surrounded by water as well. So you may find all the elements that is necessary for a mediaval age castle city. The houses in the wall had pointed atticks covered with beautiful red bricks. The Gothic square of the old town (Raekoja Platz), Blackheads House, The viewing platforms, Alex Nevsky Ortadox church, Hitorical Pharmacy, St. Cathrenes passage and KGB Musem are perfect sites to see in this town. My favourite ones among these were the viewing platforms, Raekoja Platz and the pharmacy. The viewing platforms offer a real scenery of sea gulls, atticks, cruise ships and the beautiful Baltic sea.

Processed with VSCOcam
Cathrine Geçidi / Cathrine Passage
Processed with VSCOcam
Cathrine geçidinde bir ressamın çalışma odası / A room of a painter in Cathrines Passage

St. Cathrine geçidi. Rahip mezar taşları ve zanaatkarların geçidi şeklinde bir yer. Tarihi duvarları ve ardından yükselen kulesi ile görmeye değer bir manzara. Vaktiniz olursa zanaatkarların o küçücük odalarında zanaatlarını icra ederken izleyebiliyorsunuz.

St. Cathrine’s passage. On the left hand side you may see the stones of monk graveyards . On the right hand side there are some artisan shops that use the same techniques as in the old times. There is a possibility to watch them work.

Eski şehirde dar sokaklarda kaybolmak çok güzel. Hiç çekinmeyin dar olan yerlere enteresan kapılardan içeri girin,mutlaka bi yerlere çıkar. Kulelerin geçidi, merdivenler.. Bazı yerleri trafiğe açık olduğundan arabalar ve insanlar iç içe trafik oluşturabiliyor. Diğer iskandinav ülkelerine göre ucuz olduğundan gemilerle Stockholm, Helsinki veya diğer başka şehirlerden de günübürlik restoranlara, bira içmeye gelen çok. Bir Ölü Beer içmek iyi gelir. Rahat ayakkabı burada şart çünkü arnavut kaldırımı tarihi taşlar arasında topuklu veya kösele ayakkabı hele hele yağmurda size mutsuz anlar yaşatabilir.

It is really good to get lost in the norrow streets to explore the secret passages,doors and interesting towers and streets of the old town. Some parts of the old town is open to traffic so it may be a good idea to watch out for the cars. The old town is considerably cheap compared to Scandinavian countries so there are people that come for a day tour or just to have a lunch from Stockholm, Helsinki via cruise ships. If you intend to visit the old town I will definetely suggest comfortable shoes as the streets are covered with pebble stones.

Processed with VSCOcam
Ölu /Beer
Processed with VSCOcam
Her kapı bi yere çıkar.. / Every door leads you somewhere..

The cousine is basically Russian one full of meat and side dishes. I think Raekoja PLatz is a nice place to have a lunch or dine even though it is claimed to be expensive and touristic. You might have a nice meal and a drink for about 5 to 20 € price range. This will allow you to sip your drink against a beautiful gothic church. After eating a hamburger I chose to drink a spritz which I did not regret. As they offered one more glass as a promotion for 5 € 🙂

Yemek olarak ise çoğunlukla et mönülerini ve Rus mezelerini tercih ediyorlar. Turistik ve pahalı olduğu idddia edilmesine rağmen bence Raekoja Platz etrafı çok güzel. 5 €’ – 20 € arasında mükellef bir yemek yemek, içkinizi gotik kilise karşısında yudumlamak ve kurulan pazarı izlemek.. Ben bir öğle hamburgeri sonraasında spritz almayı tercih ettim. Pişman olmadım 🙂

Processed with VSCOcam
Two Glass of Happy Hour Spritz for 4,99 €

Processed with VSCOcam

Processed with VSCOcam
Arka masamda meyve salatasına saldıran çocuklar

Baltığın Sürprizlerle Dolu Şehri: Riga

Riga süprizlerle dolu güzel mi güzel şirin mi şirin tam seyyahlara, seyahat etmeyi sevenlere göre bir şehir. Beklentilerim düşük olduğu için midir bilmem, eski şehri, yemekleri, pazardaki her türlü berry’leri ile (kırmızı mavi yaban mersinleri, dağ çilekleri) şehir tam anlamıyla gönlümü çaldı.

İstanbul-Riga uçuşu ile 3,5 saat süren uçuş sonrasında inerken bile Baltık ormanlarının ihtişamlı koyu yeşil rengini tepeden görebiliyorsunuz. İndikten sonra oradan Narvassen, mini bakkal tadında bir yer  aramaya koyuldum. Buradan  şehir merkezine otobüs bileti ve nefis mi nefis bir espresso aldım. Mini dükkan hemen havalimanı çıkışının sağında. 1,5 Euro gibi bir fiyat karşılığında şehir merkezine halk otobüsü tadında bir körüklü otobüs ile gidebiliyorsunuz. Yanlış hatırlamıyorsam No:22 idi. Oradaki otobüsler oldukça konforlu İstanbul halk otobüsleri kalabalığı ve sıkışıklığı bulunmuyor.

Şehir merkezine ulaşınca özellikle özgürlük meydanı civarı ve eski şehire geldiğinizde kendinizi renkli, dik çatılı evlerin arasında buluveriyorsunuz. Eskişehir 1997’den beri Unesco Dünya Mirası Listesinde ve sadece 1 km2 alan kaplıyor. Ortam çok güzel. İskandinavya, Baltık havasını hemencecik alıyorsunuz diyebiliriz. Yüksek çatılar ve kaleler yanyana. Çatılarda yaşam var.  İnsanları sarışın, fit ve sporcu. Eski doğu bloku ülkelerinin emareleri de var tabi.. Bazı dev eğitim binaları, troleybüsler, geniş meydanlar…Kapitalizmle tanışan diğer doğu bloku ülkeleri gibi burada da gelir dağılımı arasında uçurum göze çarpıyor. Bir yandan lüks arabalar içinde dolaşanlar, diğer yanda dilenciler… Sokakların çok güvenli olmadığı söylenmekte ama ben herhangi bir olay yaşamadım, etrafımda yaşayanı da görmedim. İstanbul modunda gezildiğinde güvenli 🙂

Kahve ve bira gibi sevdiğim şeylerin de fiyatı uygun olduğundan keyfim daha da yerine geldi ve dar sokak aralarında bulunan evleri seyreyledim. Kahve zincirlerinin dükkanları oldukça sık ve dolular. Ama aralarda 3. dalga kahve dükkanları da mevcut ve güzel olanları var gerçekten.  MIIT Coffee and Bikes, Zanna Cafe ve Innocent Cafe okuyup çok beğendiğim 3. dalga inanılmaz tarz cafelerdi ancak gitmeye fırsat bulamadım. Ben otobüs bileti satılan Narvassen’lerdeki kahveyi oldukça sevdim. Hem lezzetli hem de kolay ulaşılabilir.

Gece hayatı oldukça ünlü olduğu söyleniyor ama ben sadece akşam saat 7 gibi bir kapıdan içeri baktım. Dev bir disco topu dönüp duruyordu. Ortada da büyük bir dans sahnesi ve üstünde dans eden insanlar. Kikirdedikten sonra hızlı adımlarla uzaklaştım bulunduğum ortamdan.

20150823_192126

Bana göre şehrin gezilecek alanları:

Eski Şehir

House of the Blackheads ve Town Square (Karakafalıların Evi ve Şehir Meydanı)

O kadar güzel bir meydan ki fotoğraf çekmeyi sevmeyeniniz bile fotoğraf çekmeye iter. Letonya’da mutlaka görülmesi gereken yerler listesinin genelde en başında geliyor. Karakafalılar binası Sovyet işgali sırasında yıkılımış ve 1990 yılında aslına uygun olarak tekrar inşa edilmiş. Zamanında tüccar loncası olarak kullanılmaktaymış. Şimdi de kilisenin yanında öyle güzel. Az ilerde de dev bir heykel bulunuyor. Gençler, meydanda taklılanlar.. Diğer yerlere göre kalabalık bir meydan..

Processed with VSCOcam

Cat House (Kedi Evi)

Burdaki insanlar kara kedileri seviyor galiba 🙂 Binanın en tepesinde bulunan heykeller için turistik bir mit var. Bu mite göre binanın sahibi, yine binanın hemen sağında bulunan bir tüccar loncasına üyeymiş. Bir şekilde adam tüccar loncasından çıkartılıyor ve sinirlenip kedi heykellerinin sırtlarını o tüccar loncasına döndürüyor. Sonra barışıyorlar ve heykeller orjinal haline dönüyor.

20150824_163314

St. Peter’s Kilisesi

Eski şehir içindeki kiliselerden biri olan kilisenin geçmişi  1209 yılına dayanıyor. Asansörle tepesine çıkıp manzarayı seyretmek de mümkün. Ben maalesef tatil günü olan Pazartesi’ye denk geldiğimden çıkamadım. Kilisenin etrafındaki cafeleri ve kilisenin duvarlarını izlemek de bir o kadar eylenceli bence 🙂

20150823_164231

Merkez Bölgesi

Freedom Monument (Riga Özgürlük Anıtı) 

Elinde 3 tane yıldız tutan kadın heykelinden oluşan özgürlük anıtında yıldızlar Letonya’nın 3 bölgesini temsil ediyor. Gerçi şu an 4 bölge olmuş 🙂

20150824_113410

Centraltirgus Market (Şehir Pazarı)

Ben sabahın çok erken bir saatinde üşenmeyip bu pazarda Berry avına çıktım.  Meyvelerin rengarenk görüntüsü çok güzel gerçekten. Cranberry, Blueberry, Dağ çileği.. Taze taze uygun fiyata bunlardan yemek inanılmaz. Yedikçe yiyesiniz geliyor. Özellikle imkanınız olursa Türkiye’de bulunmayan taze cranberry önereceğim.Blueberry (Mavi Yaban mersini) çiğ tüketmesi kolay bir meyve olmadığından onun da tart veya yaş pastasını tatmanızı öneririrm.

20150823_172503

Riga Pazarı 1930’lu yıllarda kapalı alana Almanlar’dan gelen eski dev zepplin hangarı satın alınarak inşaa ediliyor. o yüzden oldukça ihtişamlı.  Bir zamanlar Avrupa’nın en büyük pazarı olduğı iddia edilen pazara şu aralar günlük 150.000 dolayında ziyaretçi gelmekte imiş.

Alberta Jela (caddesi) – Art Nouveau

Eski şehre oldukça yakın, yürüme mesafesinde olan bölgede Art Nouveau mimarisinin güzel örnekleri yan yana sıralanmış. Riga’nın en pahalı caddesini oluşturan binaların bakımı oldukça zaman alıyormuş ve buradaki her bina oldukça şaşalı. Etraf biraz daha Riga’nın Maslak’ı gibi. Tekım elbiseli erkekler, şık kadınlar plazalardan daha lüks olan bu ortamda çalışıyor. Ben çok enteresan bişey görememiştim ama Japonlar hayretle izliyorlardı binaları. Mutlaka bişeyi olmalı 🙂

20150824_101705

20150824_162629
Hemen ilerde görülen kapı Sweedish Gate, Riga eski kalesinden kalan tek parça. Burda hoşuma giden ise önde görünen şarap evi. Stili ve insanları pek hoş..
20150824_141200
Kadınların tamamı şık ve bakımlı.
20150823_171249
Modadakini andırmıyor değil 🙂

Sakız adasının büyüleyici Pyrgi köyüne bisiklet yolculuğu / A bike ride to incredible Mastic village of Chios, Greece

Bisikletlerle nerede deniz kum güneş tatili yaparız? Bisikletlerimizi hangi otobüs şirketi alır? Sürme mesafeleri gibi minik minik araştırmalar yapınca hedef olarak Sakız adasını seçtik. Kamil Koç’un otobüs başına 2 bisiklet almak gibi bir uygulaması var ama telefonda bunu halletmek istemiyorlar pek. Biz de yoğun olmayan bir hafta içi gün seçip yoğun olmayan saatlerde İstanbul’da metro ile bisikletleri Çeşme’ye taşıdık. İstanbul metrosunda bisiklet taşımak için ekstra ücret alınmıyor. 1 bilet yeterli. Sakız adasına seferleri olan Ertürk Lines ta bisiklet dostu. Oldukça yardımcı oldular.

Çeşme’den kalkan Sakız adası feribotuna bindiğimizde aslında aklımızda deniz kum güneş tatili vardı. Hani böyle kumsalda uzanırsınız sıcaklayınca denize, üşüyünce tekrar kumsala, acıkınca gelir sakız reçeli, sakızlı kahve gider sakızlı toffee, sıcaktan tekrar bunalırsınız buz gibi frappe söylersiniz serinlersiniz öyle bir tatil hayaliydi.. Zaten kutsal kaynak ekşi sözlükte de bol bol okumuştuk Sakız adasının sahilleri ve kumsalları etkileyici diye.. Ancak bize esas büyüleyici gelen sakız bahçeleri arasından Pyrgi köyüne bisiklet yolculuğumuz oldu. İlk sürpriz feribot yolculuğunun sadece ve sadece 20 dakika sürmesi. Süper değil mi? Tahmin ettiğimden bile yakın…

Adaya adım atar atmaz ayağımızın tozuyla frappelerimizi yudumladık. Yunanistanda kahvehanede oturur gibi takılan amcalar artist artist frappe yudumluyorlar. Frappe de kondanse süt, instant kahve ve süt karışımından oluşuyor ve mikserle çırpıyorlar o yüzden oldukça leziz ve görüntüsü hoş.

As a couple we enjoy travelling by bike so much so we searched for a travel destination that is bike friendly and searched as well alternatives to transfer our bikes from Istanbul. Chios island is a close destination and we liked the idea to have a sunny beach holiday with some bike involved in it.  Kamil Koç coach company allows up to 2 bikes per bus but you can not handle it via phone or internet. You need to directly negotiate it with the coach itself.  We used Istanbul metro that allows bikes outside rush hour, no extra payment is needed for the bikes and than got to the coach to Çeşme. Than from Çeşme we used Erturk lines who were bike friendly as well.

When we headed from Çeşme what we had on our minds was to do a holiday on the beach. You know the ones that you lie on the beach under the sunny sky and when you are hot you jump in the sea, order mastic coffe, frappe or drink and enjoy it etc..However we were very much impressed instead from the bike ride to the amazing Pyrgi village within the Mastic Villages of Chios. To our first surprize at just the beginning of our journey the ferry ride just took 20 minutes! Chios island is so close to Turkey shores…

1486583_10153370342268713_2358631221360258688_n
Frappe Sıcakta gerçekten iyi geliyor / The Greek frappe is to be enjoyed under the hot Sun 🙂

Konaklayacağımız hostel Chios merkeze 4 km uzakta Karfas yakınlarında bir yerde Topakas House’idi.  Sahilde bisiklet sürerken karşı kıyılar olan Çeşme sahillerini ve Türkiye rüzgar güllerini izleye izleye gidiyorsunuz. Hostele vardığımızda Türkçe /İngilizce / Yunanca konuşabilen süper sıcakkanlı evsahibemiz Eleni biraz şaşırdı bisikletlerle gelmemize ama hemen alıştı 🙂 Karfas gerçekten bir deniz cenneti.

The hostel that we would stay was Topakas House which is a 4 km bike ride to the centre of Chios. You are riding on the shore viewing Çeşme shores and wind tirbunes of Turkey an amazing sea shore.. Than we met our cheerful host Eleni that could speak Turkish and English. Karfas is a real heaven of beaches.

20150610_090240
Sabahın erken saatlerinde Karfas plajı. / Calm Karfas beach early in the morning.

Biz böyle tatil yapacağımızı düşünürken esas gidilmesi ve görülmesi gereken yer Sakız köyleriymiş meğer. Sakız adası Yunanistanda geliri turizme değil de tarıma dayanan nadir adalardan biri. Adanın sadece güney kesimi sakız ağacı koşulları için elverişli. Şansa bak ki 2 sene evvel itfaye sınavını geçemeyen biri bir yangın başlatıyor ve bu küçük alanda büyük çapta sakız ağacı bahçelerinin yanmasına sebep oluyor. Ne fena 😦

We thought we would be doing a beach holiday as the picture in the above however we soon realized that there are heavenly beautiful mastic villages to be seen. Chios island is one of the rare Greek islands whose economy do not enitrely rely on tourism. The island’s south part is hometown of Mastic tree. Mastic aroma is areal favourite aroma in Easter Europe and Turkey. Unfortunately 2 years ago a fire brigade candidate that was not able to pass the firbrigade test sets a fire in Mastic gardens area resulting in a destruction of a huge mastic gardens. How unfortunate 😦

20150611_115421
Yoldaki bir sakız ağacı bahçesi / A mastic garden on the road

Eleni’ye bisikletle 25 km mesafedeki Pyrgi köyüne gideceğimizi söylediğimizde ooooo çok uzak nasıl yapacaksınız yol bol rampalı inişli çıkışlı diye tepki verdi hemen 🙂  Onunla beraber oturan öteki teyzeler de destekledi. Ama sabır ve inatla düştüğümüz inişli çıkışlı zorlu yolu sağ salim atlattık. Zorlandık tabi. Sonuçta bizler 2 masa başı çalışanı her gün bisiklete binmeyen tipleriz 🙂 Ama manzaranın güzelliği, sakız ağaçları bahçelerinde dinlenmelerle hemen hallediyorsunuz.

When we told Eleni that we would be riding to Mastic village Pyrgi she reacted immediately that it was so far and slopy and  the other ladies sitting around her supported her idea but we were determined to go not by tourist bus but by bikes. We have to admit that it was a tough and slopy  journey but  in the end we were happy. It is not an easy journey for office workers that do not ride bike every day.We have to acept that fact 🙂 The sceneric beauty of the ride, mastic gardens were marvellous though..

Pyrgi’ye ulaştığımızda çok mutlu olduk. Begonviller arasında inanılmaz güzel bir mimari… Bu arada Büyükadada görmeye alıştığımız pembe begonvillerden farklı olarak adaya özgü biraz daha koyu pembe-kırmızı arasında bir renkte begonvillerle kaplı evlerin çoğunluğu bu adada.

The paperflower is everywhere in Chios just that the color is not the pale pink color, what we used to see in Prince island in İstanbul bur a darker-reddish pink.

20150612_14043920150611_13484620150611_134547

Ceneviz ve Osmanlı esintileri taşıyan Pyrgi köyü mimarisi gerçekten muhteşem. Binaların tüm dış cepheleri scrafitti veya ksista olarak bilinen bir teknikle geometrik şekillerle dekore edilmiş. Bu yöntemde kumla ve çimentoyla kaplanan dış cephelerin üstüne bu desenler çiziliyor. Genelde de köylüler biber, domates,patlıcan kuruttuklarından çok güzel görüntüler ortaya çıkabiliyor. Kristof Kolombun bu köyde doğduğu iddia ediliyor.

The most interesting feature of Pyrgi are the decorative designs scratched into the exterior walls of the houses, known as scrafitti orksista. Mostly geometric forms, ksista has gone through several periods and may have originated in Genoa or in Istanbul. The process, which is still practiced today, even on the modern buildings of the village, begins with the spreading of a mixture of sand, asbestos and cement on the walls of the house. The villagers dry tomateo,papper and auborgine on the oter walls and create a much more secenery. Cristof Colomb is beleived to be born in this village.

20150611_13395220150611_134507

20150611_134347

20150611_13442620150611_135622

20150611_14015720150611_135651

20150611_13335320150611_132449

Bir de böylesine güzel bir köyde üstüne kocaman Feta oturtulmuş Grek salata, Mastika pastası (Sakızlı pasta) ve Uzo varsa daha ne ister insan?

What coud possibly a human want more than a Greek salad with a big piece of Feta on it, a Mastic Cake and some Ouzo??

20150609_14473920150611_12394920150611_214927

Gurme kahve de neyin nesi?

Havalar da iyice soğudu artık. Kapalı mekanların tadını çıkarma zamanı geldi.. Maalesef bizde yurtdışındaki gibi meydanlarda noel kutlamaları yapılmıyor. Sıcak şarap içme alanları gibi alanlarımız da olmadığından kapalı alanlarda kahve severler kahve içerek mesut olmaya çalışacak.

İstanbul’un her köşebaşında burun gıdıklayan kahve kokusu ve adam başına artan barista sayısının bize anlatmak istediği tek bişey var. Kahve eskisi gibi su + kahve değil artık. Gurme oldu gurme! Türk kahvesinin bile gurme versiyonları var. Bana göre ise “gurme kahve” demek artan katkı maddesi ve artan fiyat demek sadece.. Süt, süt köpüğü, kakao kahveye güzel tatlar verebiliyor ama onun dışında kahveye eklenen her şey bana göre yanlış ve kahvenin tadına zarar veriyor. Buna şeker de dahil. Hatta en saygı duyduğum ülke ve milletlerden olan Hollanda’da “Koffie verkeerd” diye ünlü bir kahve var. Bu kahve bildiğiniz “Yanlış kahve” anlamına geliyor. Çünkü doğru kahve olan kahve+su’ya göre çok fazla süt içeriyor. Bildiğiniz Latte veya  Cafe au lait aslında.

Günümüzün devasal kahve makinelerinde yapılan latteler ve macchiatoların yanında kahve+su’yu kıymetli bulmayanlar olabilir tabii. Onlar da artık rahatlıkla sokak başlarında gurme kahve yapan mekan bulabiliyorlar. Oralardaki tek mesele bitmek bilmeyen kuyruklar. Bir blogger çok güzel bir şema çizmiş. Çok beğendim:

o-COFFEE-INFGRAPHIC-900
Kumlu alan: Kahve alırken kuyrukta geçen bekleme zamanı Kahverengi alan: Sosyal medyada kahvemizi paylaşırken geçen zamanı Turuncu alan: Kahvemizi içerken geçen zaman

 

 

Evimizde dev bir kahve makinesi yoksa gideriz kahveci dükkanlarına tadım yapmak için sıra bekleriz. Kahve seçiminizi yapmaya çalışırken şunlardan birini duymuşsunuzdur eminim: Köpüksüz nan fat lütfen, ayy kremasını fazla koymuşsunuz, chai tea latte istiyorum one shot espresso da ekleyelim… Kaprisli müşterilerden bahsetmek bile istemiyorum. Baristaların başbelaları :).

Normalde kahve +su yaparak bize keyif veren güzelim kahve şimdilerde gurme kahveye dönüştü. Artık maksat kahveyi içmek değil sosyalleşmek, sosyal medyalaşmak veya başka şeyler..Kısacası görünen o ki Kahve, içimi dışındaki artıları aracılığı ile de insanlığa  hizmet vermeye devam ediyor.