Tropik diyarların başkenti Bangkok ve kahve durakları

Uzak ve tropik diyarların çağrışımları çok güzel.. Gelsin gitsin sıcak hava, palmiyeler, uzun kumsallar, tropik meyveler… Üstüne de uygun fiyatlar mevzu bahis olunca tropik diyar severlerin buluşma noktası ve ilk durağı Bangkok, Tayland oluyor.

Biz de bu akım parelelinde gidelim dedik, az biraz uzun seyahat için biriktirdiğimiz para ile Asyada hem seyahat edelim hem de bu esnada (becerebilir isek) internet üzerinden serbest çalışarak yaşamımızı devam ettirelim dedik. Seyahatimiz 3-5 gün olmasın, aceleye gelmesin istedik.

Efenim, Türkiye pasaportu ile Tayland’ta 1 ay süre ile vizeye gerek olmadan kalabiliyorsunuz. 2015’teki bir patlamada bir Türk’ün şüpheli olması dolayısı ile vizesiz kalmalarda sıkıntı yarattığı söyleniyordu ancak o sıkıntı geçti gibi. Tayland’a turistik olarak gidiyor olmanız yeterli. Eğer Tayland’a ilk gidişiniz ise en ufak bir sorgu sual olmadan, 30 gün kalabileceğiniz bir mühür vuruluyor pasaportunuza. Üstelik bunun için tek kuruş bedel ödemiyorsunuz.

Tek yön uçak biletlerinde en ucuz fiyatı Emirates’ten bulduk. İki kişilik Bangkok biletine 580 USD ödedik.Dubai’de 5 saat aktarmanın üstüne ertesi gün 12.00 sularında Bangkok’a indik. Dev iki katlı ve aşırı şık uçaktan inen ilk yolculardan olduk.  O kapının açılma anı hafızalarımızda hep kazınmış olarak kalacak zira ilk defa bir şehir doğrudan burnumuzu selamlıyordu. O koku karışımı içinde yeşil köri, köri, tütsü ne ararsanız var. Aşırı sıcak ve nem ise hemen kokunun akabinde geldi. Kötü bir koku mu diye soracak olursanız bence değil. Sadece farklı alışık olmadığımız türden bir olay. Zaten 1-2 saate o kokuyu da hissetmez oluyorsunuz.  Dönüş biletini (İstanbul’da check in’imizi yapan memur haricinde soran olmadı, ona da bir rezervasyon gösterdik) kontrol etmek istemeyen memura teşekkür ederek kısa bir bekleme süresi ile şehre hemen girebildik. İlk işimiz simcard interneti almak oldu. Havaalanında DTAC adında bir hat için 600 baht (yaklaşık 60 TL) ödeyerek 15 günlük limiti olmayan bir Tourist Wifi interneti satın aldık. Bağlantı hızı oldukça iyi, tavsiye ederiz. Tabi ki Bangkok’ta daha ucuzlarına erişebiliyorsunuz.

Bizim Bangkok maceramız tahmin ettiğimizden biraz daha kısa sürdü, toplamda 6 gün. Geldiğimiz ilk günlerde jet lag olduk, Bangkok zamanlarında uyanamadık… Kışın ortasından çıkan bünyeler, sıcağa, neme alışamadı bir türlü, bir de üstüne üstük 2 gün peş peşe çalıştık vs. O yüzden ben 3 günde Bangkok gezilir diyenlere sahiden  hayretle okuyorum. Bangkok çok büyük bir şehir. gezilecek bir yere gitmek gelmek bile neredeyse tam gün alıyor. Her şey gördüğümüzden ve tattığımızdan daha farklı olduğu için de mecburen yavaş gezmek zorunda kalıyorsunuz. Hele hele uzun uçak yolculukları ve farklı bir zaman dilimine gelirken mutlaka  1-2 gün jet lag olma ihtimaline karşı da ayrılmalı diye düşünüyorum. Bangkok sahiden Batı kültüründen tamamen faklı. Bu kültürel farklılıkları keşfetmek ilginizi çekiyorsa burayı çok seveceksiniz!

Bangkok’un bana göre en’leri;

Sokak Satıcıları

Tayland’ta evlerde mutfak veya mutfak benzeri bir anlayış olmadığından yemekler sokakta pişirilip eve gidip gelirken yeniyor. Yeni bir yasa ile sokak satıcılarının en yoğun olduğu merkez bölge Sukhumvit’te artık sokak satıcısı görmek pek mümkün değil ama yine de ara sokaklarda mutlaka denk gelirsiniz. Özellikle sokak meyvecileri inanılmaz.Adını duymadığınız bir sürü meyveye denk geleceksiniz. Çoğunluğu beyaz ve çok şekerli olan bu meyvelerle kahvaltı ettik. Ortalama 1 paket meyveye 20 Baht yani yaklaşık 2 TL verdik. Sokak meyvecileri aynı zamanda cambaz gibiler: taze hindistan cevizini satırla büyük bir ustalıkla kesenler, ananasın en ufak bir kırıntısını bile ziyan etmeden kesenler, tezgahları süsleyenler, dikenli meyveleri yemeye hazır hale getirenler, tartışmalı meyve Durian’ı hazır yemelik hale getirenler filan.. Elinizi sıcak sudan soğuk suya koymuyorsunuz yani..Sokaktan yemek yeme konusunda ise ilk gittiğimiz akşam grass jelly soy bean diye bişey yedik. Pirinç unundan yapılan mini toplar hindistan cevizi ve soya sütü karışımı bir sos ile soğuk çorba şeklinde sunuluyor. İlk deneyimimizi biraz ağır bişey aldık galiba 🙂 Sonrasında Thai yemeklerine karşı temkinli davrandık.

_DSC3771

Tapınaklar

Bangkok’ta irili ufaklı 400’ün üzerinde tapınak bulunuyor. Bunların 10 tanesine bile gitmek oldukça uzun zaman gerektirir. Biz simetrisi ve Yatan Budası (Reclining Budha) ile ünlü Wat Pho ve minik bir tekne ile nehir karşısına geçerek ulaşılan Wat Arun’a gidebildik. İkisi de birbirinden güzel ve süslü pagodalara, geniş birer simetriye sahiptiler. Ama benim en hoşuma giden mahalle arasında giderken minik bir tapınakta Koreli olduğunu tahmin ettiğim çiftin yaptırdığı dua idi. Çift oradaki müzik ve dans ekibine bir bahşiş verdi. Çift önde hep birlikte dua ettiler. Sonrasında da diğer insanlarla beraber ortadaki pagodanın etrafında tütsü ve çiçekler eşliğinde turladılar.

_DSC4018

_DSC3966

Skytrain & Sky Walk ve AVM’ler

Bangkok çok yüksek bir şehir. Böyle Manhattan, Tokyo vb gibi. Merkez Sukhumvitte bolca yüksek bina arasında yükseltilmiş beton üzerinde giden tren-skytrain-, sizi o yüksek binalara ve şehrin uzak kesimlerine götürüyor.

IMG_20170522_150613_987
Bangkok büyük ve yüksek bir şehir. Solda skytrain – havatrenin en üst katı, ortada skywalk-hava kaldırım en altta da karayolunu görebilirsiniz.

Ben AVM görmek istemiyorum diyorsunuz değil mi? Ben de öyle diyordum ama sıcak ve nemden dolayı serinlemek için bile olsa AVM’lerden faydalanıyorsunuz. AVM’lerin diğer bir artısı ise yemek katları. Eğer sokaktaki yemekler Türk standartlarında sıhhi görünmediyse gözünüze AVM yemek katlarında bu yemekler nispeten daha sıhhi ortamlarda hazırlanıyor. Üstelik sokak yemekleri ile aynı ucuzlukta…Skytrain’in hemen altında bulunan Skywalk yürümek için çok güzel. Üstünden geçen skytrain sayesinde gölgeden yürümüş oluyorsunuz sayesinde.

_DSC3849

Mototaxi

Bangkokta taksiler ucuz. Ucuz olmasına ucuz ama neredeyse İstanbuldan beter bir trafiği olduğundan taksi kullanmanız gerektiğinde ve biraz da macerasever biriyseniz size mototaksileri önereceğim. Mototaksiler üstlerine fosforlu turuncu yelek giyen ve mahalle köşe başlarında bekleyişlerinden anlaşılıyorlar. Eğer gitmek istediğiniz yeri anlatabilir iseniz metro’dan daha ucuza ortlama birim fiyatı ile gitmek istediğiniz yere gidebilirsiniz. Tayların tamamı mototaxilerle ulaşım sağlıyor. Süper şık giyinmiş Tay hanımefendileri ve beyefendileri de mototaksi üstüne hem giderken hem de ellerinde yemek yerken görmeniz çok olası. Yalnız sıkışık trafikte bile slalom yapıyorlar o yüzden hazırlıklı olmakta fayda var 🙂

Bangkok’ta kahve

Tayland’ta yemekler ve içecekler ikiye ayrılıyor. Tay yemekleri & içecekleri ve Batı yiyecekleri & içecekleri.. Tahmin edersiniz ki Batı’ya ait şeyler ortalama Tay yemeklerine ve içeceklerine göre 5 kat daha pahalı. Maalesef kahve de Tay kültürü olmadığı için oldukça pahalı. Benim gibi bir kahvesever iseniz kahve bulmak ilk etapta zor görünebilir ama şehri ufak ufak anlayınca aslında kahvenin ne kadar rahat erişilebilir olduğuna şaşacaksınız. En kötü ihtimal çok kahveniz gelir ise belli başlı alanlarda Starbucks var.. Onlardan kahvenizi alabilirsiniz..

Roots Cafe

Açık ara kahvesini en beğendiğim kahveci Roots Cafe Bar oldu. Ortalama bir kahve 3 USD’ye denk geliyordu. Batı tarzı içecekler maalesef mango suyu, meyve suyu vb. asya içeceklerinden biraz pahalı maalesef. Kahve çekirdeğini ne tercih edersiniz diye sormaları ile de 10 puan aldılar benden 🙂 Bir de baristalar İngilizce konuşabiliyorlardı.  Burası sayıca bol dükkanın yan yana olduğu bir çeşit AVM aslında. içeceği bir yerden, yiyeceği bir yerden alıp ortak masalarda içiyor ve yiyorsunuz. _DSC4317

Crazy About Coffee

Şehrin Doğu yakasındaki otogarının hemen sağ tarafında oldukça hipster bulduğum Crazy About Coffee Bangkok’ta kahvesini beğendiğim diğer bir mikro kahveci oldu. Burada da çekirdek tercihiniz soruluyor.  Yanılmıyorsam Nikaragua kahve çekirdeğinden sipariş etmiştim. Burda  da kahve biraz daha pahalıydı, yaklaşık 4 USD verdim diye hatırlıyorum.

_DSC5022

dsc5019.jpg
İnstagramın olmazsa olmazı, kahve- kaktüs – çiçek :P. Görüldüğü üzere aşırı hipster.

Çatuçak Haftasonu pazarında kahve satan minik dükkanlar

_DSC4360

Haftasonu çatuçak pazarını seyahat programınıza alır iseniz burda sıcaktan ve açık havada durmaktan çok yorulacağınızdan bu minik dükkanlarda kahve molası verebilirsiniz. Genelde oturacak bir yer bulunamadığından zor oluyor. Buralarda yer bulamadığımdan ve aşırı kalabalık sebebi ile kahve içemedim, onun yerine arabalı satıcılardan soğuk baharat çayı alıp içmiştim.

_DSC4342

Bangkok Otogarı

İlginç bir şekilde Bangkok ana otogarındaki açık alanda içtiğim kahve hem çok ucuzdu, yaklaşık 1 TL bu sefer USD fiyatı vermiyorum bakın, hem de çok güzeldi. Hatta elimiz yanmasın diye peçete ile kağıt bardağın etrafını sardı 🙂

_DSC5040

Skywalk kahvecileri

Tam bir büyük şehirli havası veren bu kahveciler Skytrainin hemen giriş ve çıkışlarında bulunuyor. Ben biraz pahalı bulduğumdan ve oturacak yerleri olmadığından bu kahve tezgahlarını tercih etmedim.

Sokak Kahvecileri – El arabasında

Bangkokta sokakta yemek olduğu gibi sokak içecekçileri de var. Çoğunlukla soğuk içecek hazırlayan bu içecekçilerde soğuk kahve de içebiliyorsunuz. Frappeyi andıran kahveler hazırlıyorlar ama genelde içine yarım kilo şeker atıyorlar. Şeker atma diyemediğimiz için (çünkü ellerinde önceden hazırladıkları şekerli bir karışımı eritiyorlar) bir iki alma denemesinden sonra sokaktan kahve almayı kestik. Maalesef çok şekerli..Anlaşabilmek de imkansız.

Terminal 21 AVM

Terminal 21 her bir kat farklı bir ülkeymiş edası verilmiş, dışı ve ana güzergahları da uçak ve havalimanı konseptleriyle donatılmış bir AVM aslında. Bu AVM’nin yemek katını Asya yemeklerini denemek için bolca kullanmıştık. Tabaklar ortalama 3 TL olduğundan reddedemeyeceğimiz tekliflerle geliyorlardı. Buradaki yemekler ve meyvesuları müthişti ama kahveciler maalesef beklentilerimin çok altındaydı. Çok gerekmedikçe almayın derim.

Bangkok’u bir yazıya sığdırmak mümkün değil tabi.. Vaktim oldukça yazı yazacağım.

 

Bangok Fotoları Potborisi

_DSC4058_DSC4074_DSC4124_DSC3976

 

 

 

 

 

İtalyanlar gibi espresso içmek

23 Kasım Ulusal Espresso günü olarak kutlanıyor! Bu önemli günde ben de “İtalyan gibi espresso içme” konusuna el atayım istedim.

Efenim Travel & Leisure dergisinden Sarah Stewart’ın yazısı ve benim eklentilerimle İtalyanlar gibi espresso içmek istiyorsanız:

Sipariş esnasında: Kasaya yaklaşıp “Un caffè, per favore” diyorsunuz ya da double espresso istiyorsanız”un caffè doppio” diyorsunuz. İnsan kalabalığının arasından sıyrılıp kahve barına doğru baristaya yaklaşıp fişinizi uzatıp tekrar kahvenizi baristadan istiyorsunuz.

Ayakta, kahve barında için: Bir masada oturmak isterseniz espresso ederinin üç katına mal olur. Kahve Barında güne kahvaltıdan önce espresso ile açılış  yapın.

Şeker mevzusu: Kahve barlarının çoğu “şekersiz” espresso hazırlayarak şekeri yanında verir.  İtalyanlar espresso yaında süt istemez. Sütlü kahve isterseniz bir cappuccino veya macchiato sipariş edin (İtalyada sadece sabahları bulabilirsiniz). Latte sipariş ederseniz sadece sıcak süt alırsınız!

Fincan tutma mevzusu: Fincanı, parmağınızı açıklıktan geçirmek yerine sadece parmak ucuyla tutun (zaten fincan çok küçük mecbur öyle tutuluyor).

İçme aşaması: Yavaşça yudumlayın, ancak soğutacak kadar da yavaş olmamalı (ortalama bir espresso içmek yaklaşık iki dakika sürer). Kahve barlarında genelde İtalyan gazeteleri bulunuyor. İstiyenler okuyabilir:)  10 veya 20 cent bahşiş bırakabilirsiniz ama genelde A.B.D.’de olduğı gibi bahşiş zorunlu değil.

_DSC3250
Borgo San Lorenzo’nun mahalle kahve barı her sabah böyle 🙂 Tıklım Tıklım.
_DSC4132
Floransa’nın bir diğer yoğun kahve dükkanı Scudieri’nin kahve barı..

Eminönü kalabalıklarında kahve / Sipping coffee amidts Eminönü crowds

(English below)

Kararsızlık anı. İstanbulu sevip sevmediğinizi sorgulatan Eminönü kalabalıklarının arasında yürüme anıdır bence. Özellikle Karaköy alt geçidinden geçiyorsanız kalabalıkla birlikte kalıp halinde yürüyüp, kalıp halinde hareket etmeniz gerekebiliyor.

Her birimizin o veya bu şekilde mutlaka yolumuz bu bölgeye düşüyor. Misal bizim motosiklet karbürötörü almamız gerekti 🙂

20160924_150651
Haliçten bakınca güzel
2016-09-25-08-38-51
İşte Eminönü kaos kalabalığı

Bana katılır mısınız bilmiyorum ama ben kalabalığın insanı yorduğunu düşünenlerdenim. Eminönünde işiniz olunca 20 dakikalık bir iş olsa bile hemen yoruluveriyorsunuz. İşte kahve içmek için bahanemiz hazır :). Çoğunluk etrafta irili ufaklı tabureli mekanlarda oturup çay veya  Türk kahvesi içerek dinleniyor.

Ben de yanmamış kahve çekirdeklerinden demlenmiş kahve peşinde olduğumdan (kavurma aşamasında çekirdekler çoğunlukla fazla kavruluyor ve o çekirdekten yapılan kahvenin tadı acımsı oluyor ) imkanım varsa biraz daha seçici davranmak durumunda kalıyorum. Baharat çarşısının orada dengeli kavrulmuş çekirdeklerle kahve yapıldığını düşündüğüm iki üçüncü dalga kahve mekanında kahve içme şansım oldu. Coffeetopia ve Brew Coffee Works. Sizin de yolunuz buraya düşerse bu iki mekanı deneyebilirsiniz. Brew Coffee Works’ün kahvesinden ziyade daha çok mekan tasarımını, iç açan ferahlık sağlayan mavi renk tonununu ve kocaman tarihi kapısını sevdim. Cofeetopia’nın alanı biraz daha dar olsa da kahveleri tad bakımından oldukça iyi.

 

The chaotic moment in Istanbul is the moment you try to step into Eminonu district. It starts in the underpass between Karakoy and Eminonu. From then on your moves are prescribed by crowds. If the crowds move you move, if they stop you stop.. It makes your move difficult but does not hinder you to look up and admire the beauties of large domes, mosques and bazaars. Istanbul a grandiose beauty or complete chaos? You may decide after your visit to this district 🙂

20160924_150651
View from Golden horn is beautiful
2016-09-25-08-38-51
Chaotic crowd and the walking challange 🙂

I do not know if it is the same case with you or not but I get tired quickly amidst crowds. A great  excuse to drink coffee. Isn’t it? 🙂 Luckily Eminonu is a hidden gem for good coffee as well. You may  try Turkish coffee as most people do around here on small stools and tables or you may prefer to sip specialty coffee as I did yesterday. I am generally after well balanced, well roasted (I don’t mean burned, usually coffee beans are over roasted) coffee.

There are two specialty coffee shops at a very close distance to spice bazaar. One of them is Brew Coffee Works which has a very good kind of Ottoman style decor, big old Inn doors and a blue color that provides spaciousness; the other one is Coffeetopia that has some real good quality coffee.

 

 

 

Dünya kahve günü 29 Eylül mü? 1 Ekim mi? – 2016

 

ICO-International Coffee Organization temmuz 2015 itibari ile Dünya Kahve Günü  olarak 1 Ekim gününü belirledi. Güzel de bir web sayfası hazırlamışlar  http://internationalcoffeeday.org/. Katılan kahve dükkanları ve kahve kavurucuları tek tek isimlendirilmiş. Her türlü detaylı bilgi İngilizce olarak mevcut.

Amerika (A.B.D.) gibi bazı ülkeler ise Ulusal Kahve Günü  kutlamakta. 29 Eylül günü de Amerikalıların kahve günü.

Türkiye kahvecilerinden  1 Ekim 2016 tarihinde yapılacak kahve tadımı veya kampanyalara ilişkin henüz bir duyuru yapan olmadı.  #InternationalCoffeeDay hashtagini takip edip güncelleme olması durumunda bu blogpostu güncelleyeceğim.

Bol kahveli günler.

1948056_10151948852617957_1458414408_n

I

Zagreb seyahat ve kahve rehberi / A mini travel and coffee guide for Zagreb

(English below) Hırvatistan’ın başkenti Zagreb, ülkenin Split ve Dubrovnik gibi kıyı kasabaları dururken pek gidilmek istenen bir rota değil aslında. Nereye ucuza uçak biletleri var diye bakarken 280 TL gidiş dönüş uçak bileti bulunca  gitmeye karar vermiştim. İyi ki gitmişim. 3-4 gün için 1000 TL altı bir bütçe ile rahat rahat seyahat edilebilecek dolu bir kent Zagreb.

Bir yandan eski Sovyet stili ihtişamlı binalar, diğer yandan modern kent merkezi, süslü çatılı kiliseler, kırık kalpler müzesi gibi ilginç konulu müzeler, lezzetli kahveler ve ucuz biralar bulunca daha da sevindim doğrusu. Gezilecek görülecek yerlerin çoğu Eski Şehir civarında iken sevilen kahvecileri de şehrin yeni kısmında yoğunlaşmış durumda.

ucaktan-goruntu
Uçak iyice alçaldığında bir görünüm.. Havalimanı mısır tarlalarının arasında  🙂
_dsc7939
Sovyet ihtişamı mirası: Zagreb tiyatro binası

GEZİLECEK YERLER

Finiküler : 1888 yılında inşaa edilen Doğu Avrupa’nın en kısa finiküleri , Zagreb Finiküleri sadece 800 metre uzunluğunda. Eğer 4 kuna olan ücretini ödemek istemezseniz hemen yanında bulunan merdivenleri kullanarak şehrin Yukarı Kısmına, Eski Şehire ulaşmak mümkün.

_dsc8066
Yukarıya çıktığınızda bu park kafe karışımı yerde manzaraya karşı soluklanabilirsiniz.

Lotrscak Kulesi: Eski Şehirde bulunan bu kuleye tırmanarak  güzel Zagreb manzarasına ulaşmanız mümkün oluyor.  Her gün öğle saatlerinde gerçekleştirilen top atışı ödünüzü kopartabilir! Kuleye tırmanma girişi bedeli 20 kuna.

Kırık Kalpler Müzesi – Museum of Broken Relationships: Kırık Kalpler Müzesi Zagrep’in enlerinden biri olmaya aday inovasyon ödüllü bir müze. Gerçek yaşamdan tüm kırık kalpleri konu alan hikayeler sizi melankoliden melankoliye sürükleyebilir. Bu kırık kalp ilişkileri sadece romantik ilişkilerle sınırlı değil üstelik. Annelerin, babaların, arkadaşların ayrılıkları, ölümleri de konu olabiliyor. Giriş ücreti 30 kuna.

_dsc8340
Müze hikayelerinden biri. Kağıttan buket. Biten ilişki hikayesi 24 Mayıs 2006-23 Mayıs 2011 arasında Sao Paolo Brezilyada geçiyor. “Ben bir yazarım ve editörümle evlendim. Bu kağıttan buket, kendisi de editör olan nikah şahidimizin (erkek tarafı) hazırladığı bir hediyeydi. Evliliğimizin 5. yılında kocamın beni aldattığını , detaylarını da konuya destek veren bir grup arkadaşı ile paylaştığını öğrendiğim anda bitti. Paylaştığı arkadaşlarından biri, bir zamanlar birlikte roman yazdığımız benim en yakın arkadaşımdı. Kağıt kesiğinin acıtması böyle olsa gerek.”

Aziz Mark Kilisesi: Zagreb’in o yuvarlak kiremitlerinden oluşan en güzel çatı desenli kilisesi Aziz Mark Kilisesi görülmeye değer güzelliklerinden.  Kilisenin çatısına Hırvatistan ve Slovenya armaları parlak renklerle işlenmiş.

_dsc8014

Taş Kapı: Bu kapı Aşağı Şehir ve Yukarı Şehri birbirine bağlayan içinde de Hristiyan mabedi bulunduran tarihi bir geçit.  Efsaneye göre orta çağ dönemlerinde çıkan bir yangında Meryem buraya sığınmış ve bu kapı  en ufak bir zarar görmeden kurtulmuş. Kapının içinde dua eden, mum yakan insanları görmeniz yüksek ihtimal.

_dsc8009

Josipa Jelacica Meydanı: Zagreb’in en büyük meydanı  sayılabilecek bu meydan bir çok etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Ben oradayken kurulan dev sahnede çeşitli ülkelerin folklore ekiplerinin sahne aldığı Folklor Festivaline ev sahipliği yapmaktaydı.  Burada bir yandan akan yaşamı, mavi tramvayları gözlemleyebilirsiniz.

Dolac Pazarı: Pazar Ziyaretlerinden hoşlananlardan iseniz  Dolac Pazarı mutlaka görmeniz gereken yerlerden. Pazarla rengarenk hale gelen meydanda kırmızı şemsiyeler göze çarpıyor. Meyve, sebze, deniz ürünü, et, peynir stantlarının yanı sıra hediyelik eşya stantları da bulunmakta._dsc8312

 

Kutsal Meryem Katedrali: Zagreb’in hemen hemen her köşesinden kulelerini görebileceğiniz Kutsal Meryem Katedrali buranın bedavaya görülecek yerlerinden en güzel yerlerinden biri olabilir. 1899 yılında inşa edilen katedrali ziyaret etmek ücretsiz ancak giyim kuralları bulunmakta. Kısa şort ve askılı tişörtlerle giremiyorsunuz.

_dsc7799

 

KAHVECİLER

İstiklal caddesinin eski haline benzeyen ve hayatın aktığı iki ana cadde var: biri Tkalciceva Caddesi diğeri Ilıca Caddesi. Publar, et restoranları, fast food restoranları  sıra sıra dizilmiş durumda.  Sağlı sollu alışveriş  yapabileceğiniz dükkanlar, kahvaltı edebileceğiniz pastaneler de bulunmakta. Ayrıca yan taraflarda güzel , sürpriz meydanların bulunması da ayrı bir cazibe…

Eğer meydanda oturup gelen geçeni seyrederek kahve içmek isterseniz onun için adres Josepa Jelacica Meydanı. Burada Zagrepçka Kava denilen armut likörü, espresso ve çırpılmış kremadan oluşan kahveyi tatma şansına erişmiştim. Oldukça leziz denemeye değer bir lezzet olduğunu belirtmekte fayda var. Eğer iyi kahve içme peşindeyseniz Zagrep bu konuda da cömert.

_dsc7870

Cogito Coffee: Gözü yormayan renklerle dekore edilmiş şirin bir ortamda kahve içme imkanı sunuyor Cogito Coffee.. Espressonun yanı sıra V60, Chemex vb.  yöntemler ile hazırlanan kahve de içmeniz mümkün..

_dsc8207_dsc8215

Eliscaffe: Ödüllü bir baristanın açtığı küçücük loş ortamda bir kahveci burası. Espressosundan daha çok kahve bardaklarını sevdim doğrusu 🙂

_dsc8237_dsc8224

42 Coffee Co.: Burası da kahve bardakları ile gönlümü çalan yerlerden. Üstelik iki farklı çekirdek karışımı sunarak espressonuzu hangisinden alırdınız diye de soruyorlar..Bence Zagrep’te mola verilmesi gereken en güzel kahvecilerden biri..

_dsc8395_dsc8386

Tolkien’s House: Kahve içmeyi tercih eder misiniz bilmem ama Tolkien hayranlarına hitap eden bu pub Hırvatça, İngilizce ve Elfçe menüye sahip.. En çok kokteylleriyle övünüyorlar..Ben nispeten sıradan bir pub gibi buldum burayı.

_dsc8189_dsc8184

Kırık Kalpler Müzesi Kafesi: Bu müzeyi çok sevdiğimden içinde yine müzeden elementler içeren kafesinin dekorunu da çok sevdim. Müzeyi gezdikten sonra burda kahve içmek ve internette takılmak isteyebilirsiniz.

_dsc8373

Capital city of Croatia Zagrep is not that a preferred touristic destination taking into consideration of Dalmatian coast centers like Dubrovnik or Split. But it surprised me a lot.. I managed to travel around the city for a very low budget (under 300€ including the flight). So for low budget travellers the city might be a very good choice.

Beautiful Soviet buildings, modern squares and a continious buzz… These words might describe Zagrep. It felt like I was an explorer, kept discovering new pockets, each nicer than the last. There were far too many squares, spots that I wanted to sit, have a coffee or beer and watch people pass by or get to the blue tramway!

ucaktan-goruntu
A sight from the plane just before landing..
_dsc7939
A Soviet glamour: Zagrep Theater

PLACES TO SEE

 

Funicular: The shortest funicular in eastern Europe, just 800 metres is this funicular that takes you to the Upper Town which was constructed in 1888. If you don’t want to spend 4 Kunas you may use the stair way just on the right hand side of the funicular.

_dsc8066
A park and cafe where you can take a break after the climb.

Lotrscak Tower: This is a medieval tower at the top of the funicular that you can climb for some good views over Zagreb. There is a cannon that is let off every day at noon – so you may not want to be around here at this time as it is very loud! I thoguth it to be a bomb exploding but after I saw everybody continuing their chill I understood that it is this medieval tower cannon. If you want to climb the tower it costs 20 kunas.

Museum of Broken Relationships: Museum of Broken Relationships is a unique and innovation awarded museum founded by donated items from real people with broken relationships.  It is not just romantic relationships either. It is also about other broken relationships too. For instance there are stories about a mum’s suicide note to her kids, another mums childhood dream car come true for her child, a positive heroine test that resulted in separation, clothes of a mum that died out of cancer and many more melancholic stories. Each story will drive you away, fascinate you for a time so make sure to reserve some time for this museum as it is a big jackpot sight in Zagreb. The price is 30 kunas.

_dsc8340
A story from the museum.

St Marks Church: A must see in Zagreb is St Marks Church with wonderfully designed roofs. The roof contains code of arms of Croatia and Slovenia side by side.

_dsc8014

Stone Gate: This old gate that links the Lower Town with Upper Town is surprisingly awesome with a Christian shrine inside. There is a myth that Virgin Mary was here and this gate was the only survivor  in a big fire that broke out in mediaval times. You’ll see many people praying here and burning candles.

_dsc8009

Trg Josipa Jelacica square: The heart of Zagreb’s Lower Town and centre of action which much happening within and around it. When I was there there was a folklore festival on a big stage. It’s a good place for people watching  and drinking.

Dolac Market: If you like bazaar visits then Dolac Market is one place to see. Brightly colored square and  red umbrellas worth a wander even if you don’t need to buy anything. There’s fruit and vegetables, seafood, meat, cheese stands and flower stalls, as well as some souvenir sellers._dsc8312

Cathedral of the Assumption of the Blessed Virgin Mary: Another great free thing to do in Zagreb is to visit the Cathedral of the Assumption of the Blessed Virgin Mary. This cathedral was built in 1899 and it  is visible from a fair distance around thanks to high twin spires. You may get in if you like but there is a dress code which requires you to cover your shoulders and wear tall skirt or trousers._dsc7799

COFFEE CRAWLING

Tkalciceva Street and Ilıca Streets are the centers of buzz. Pubs, restaurants and café’s are lined up. Even if you won’t eat and drink anything the street and side small squares worth a visit.Along Ilica street  you can shop, have great ice creams and walk along the tramway line.

If you wanna people watch in the main square   Josepa Jelacica Square is the correct address. Here I had the chance to taste Zagrepçka Kava a coffee prepared out of pear licquor, espresso and whipped cream. The taste is quite good and worth trying. If you are after good coffee Zagrep is generous about that too..

_dsc7870

Cogito Coffee: The cute third vawe coffee shop is decorated in calm colors that eases stress.. It is possible to taste  coffee prepared by V60, Chemex etc. methods here alongside espresso.

_dsc8207_dsc8215

Eliscaffe: The artisan coffee bar is founded by an awarded barista.. The place is a cosy and lightly lit place. To be honest, I liked  the cup better than the espresso 🙂 ..

_dsc8237_dsc8224

42 Coffee Co.:This is another coffee shop that offers the coffee in great cups! The better stuff about this place is that they offer two different coffee blends for your espresso and you may choose among them. For me this is one of the best coffee shops to take a break in Zagrep.  

_dsc8395_dsc8386

Tolkien’s House: Would you like to drink coffee in a Tolkien geek pub? Probably not :)..Anyways the pub offers a menu in Croatian, English and Elvish.. They are proud of their cocktails but for me it is a kind of regular pub with some Tolkienish decoration.

_dsc8189_dsc8184

Museum of Broken Relationships Cafe: The museum is a fantastic place to visit and I liked it a lot and just in the same building there is this cafe shop where you can sip an espresso among the museum stuff. It felt good so I am taking the liberty to recommend this place.

_dsc8373

 

 

 

 

La Marzocco Fabrika Turu

İtalya’nun kuzeyinde sokaklar bile mis gibi kahve kokarken elde olmadan overdose kafein tüketiyorsunuz. Espresso için başlı başına yapılabilecek ayrı bir seyahatten bahsetmek istiyorum bu sefer. Özellikle baristalar ve kahve ile ilgilenenlerin bu seyahatten çeşitli bilgilerle dönmesi garanti!

_DSC3577
Fabrika balkonundan manzara!

Floransa’ya trenle 30 dakika uzaklıkta bulunan dünyanın en iyi kahve makineleri üreticisi La Marzocco’da  fabrika turu  yaklaşık 90 dakika sürüyor. Tura özellikle baristalar ve bloggerlar ilgi gösteriyor. Benim katıldığım esnada 3-4 blogger, Amerikalı baristalarla beraber yaklaşık 10 kişi idik.

Pazarlamadan Silvia Bartoloni bizi karşılıyor ve başlamadan kahve ikramı yapılıyor. Şansımıza kullandıkları kahve çekirdekleri -partnerleri ve ödüllü Floransa kahvecisi-Ditta Artigianale’dendi. İkram alanında 1920’den itibaren imal edilmiş çeşitli espresso makineleri sergileniyor. Bu alan aynı zamanda işçilerin de sabah kahvaltı kahvelerini, mola zamanında espressolarını içtikleri alan. Balkonunda bulunan Toskana manzarası şahane gerçekten! Turun sonunda da Floransa’da iyi kahve içebileceğiniz 20 kafenin adı ve haritasını içeren çok değerli bir harita da veriyorlar.

_DSC3605
Silvia ve sol taraftaki makine sergilenen en eski espresso makinesi,

_DSC3566

_DSC3594

Şirketin kurucuları Bambi kardeşlerden Bay Piero Bambi 80 küsür yaşında ve hala tam zamanlı işine gelip gidiyor. Gençliğinizi kahve içmeye mi borçlusunuz diye sordum. Güldü geçti tabii 🙂 Ara sıra bazı konulara kendisi cevap vermek istediğinden gelip makinelerini gururla anlattı. Onları çocukları gibi sevdiği çok belli. La Marzocco esas çıkışı, ünlü olması dikey kazanı keşfetmesi ,makinelerine çift kazan yerleştirmesi ile oluyor.

_DSC3556
Bay Piero her sabah işinin başında!

La Marzocco hala elle üretime devam eden bir fabrika. Bizzat gördüm! Elle üretim dışında yeniliğe zanaatkarlık anlamında çok açık bir firma. Ar-ge çalışmaları epey var. Ayrıca tasarımda da çok iyiler. Tasarımlı dış yüzeyler, cam gövde vb. gibi farklı farklı projeleri var.Ev tipi espresso makineleri bulunsa da çoğunlukla cafe ve kahve barları için makine sunan bir firma. Stoklarında makine bulunmuyor sipariş usulüne göre çalışıyorlar.

_DSC3614_DSC3616

Eğer siz de bu tura katılmak istiyorsanız web sitelerinden bir form dolduruyorsunuz, randevu alıyorsunuz. Trenle gidecek olursanız Floransa’dan San Piero A. Sieve duarağına kadar gidip oradan da shuttle’a biniyorsunuz.

_DSC3628
Sloganı çok beğendim ❤

_DSC3630

Bu da fabrika girişinde asılı levha. Şöyle diyor”The frontier is a zone typically touched on by artisans. Difficult and dangerous to the naked eye, and practically inscrutable to market research, the frontier can at best be sensed by using qualities that are rarely accepted by present day industrial culture: intuition, sensitivity, and a desire to accept managed risk as an essential part of our work.”

Floransa kahve durakları / Florence coffee crawling

Rönesansın kalbi Floransa seyahati- iyi bir kahve gibi -her zaman iyi bir fikir. İster Assasin Creed oynamış olun, Ezio’nun izinden gidin, ister Dan Brown’ın romanlarının peşinde gidin, ister İtalyan rönesansının, Michelangelo’nun izinde gidin. Bir defa gitmek genelde yeterli olmaz . Tekrar tekrar gidilir.

Visiting Florence is always a good idea – just like a good coffee-.The city has a lot to offer; you may track Aazio of Assasins Creed, you may track the novels of Dan Brown or you may follow the paths of Italian Renaissance. Usually going once is not enough. You’ll want to visit the city again and again.

_DSC4275

Floransa güzelliğine İtalyan kahve kültürü de eklendiğinde muhteşem kahve durakları ortaya çıkıyor. Gerçi bu şehirde nerede kahve içerseniz için pişman olmayacaksınız. Ya nefis bir duomo manzarası yahut nefis bir espresso lezzeti tadacaksınız. Üstelik bunun için ödeyeceğiniz bedel ortalama 1 €’dur. Yanımda bulunan italyan arkadaşım 1,10 €’luk kahve ücretini fazla bulduğunu söylediğinde oldukça şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Ona göre ortalama kahve fiyatı 0,80€’yu aşmamalı.

On top of Florence beauty, you’ll have the beauty of Italian style coffee culture.  Standing on the coffee bar and sipping, enjoying your coffee on foot. Wherever you crawl for coffee here you will not regret it because either you’ll have a very beautiful duomo,  cappula, piazza sight or you’ll taste a great espresso. On top of it, the avarage price per ” un cafe” is about 1€ only. My Italian friend told that for her a 1,10 € kafe is quite expensive. Normally  the coffee prices  should not exceed 0,80€. I think this is kind of good news for coffeeadicts like me :). Not that expensive!

Bu sefer 4 durakta kahve içme şansına eriştim.  Güzelliği ile ünlü Santa Maria Del Fiore katedrali yani Floransa Duomo karşısında Scudieri oldukça tarihi ve uğrak bir mekan. Baristaların şıklığı, kibarlığı inanılmaz! Yoğunluklarına rağmen yaptıkları işe gösterdikleri özen dört dörtlük.  Mekanın içi oldukça klasik bir havada. Hatta avizeleri biraz şaşalı ve gösterişli ama bu ortam eski bir kahveciye çok yakışıyor doğrusu.  Şehir koşuşturmacasına başlamadan evvel ilk kahve shot’ı…

I had the chance to drink  coffee in 4 stops this time. Scudieri, one of the oldest coffeeshops in Florence is just opposite of Duomo offering a great view of it.  The bar is in classic style and the  well dressed Baristas, large chandeliers reflect a very decent atmosphere. It is a good spot to take a coffee shot before exploring the city. 

Gotik duomo’nun 463 merdivenini tırmanarak ulaştığımız efsanevi cappula ve yukarıdaki seyir manzarası Toskana başkentine tepeden bakmak için tek kelimeyle kusursuz. Sonrasında bu muhteşem cappulayı uzaktan seyredebilmek için şehrin diğer bir yüksek noktasına Villa Bardini‘ye yürüdük. Burada hem Floransa tipi bahçe görüp seyir terasında kahvenizi yudumlayabiliyorsunuz. Şehirdeki en iyi manzaralardan birinde kahve içmek. Daha ne ister ki bir kahvesever?

We were quite tired taking the 463 steps of Gothic duomo. Guess what. We needed a coffee! We went on to the second coffee shot in another hill of the city, at garden this time. Villa Bardini. Here you can visit a Fiorentine type garden and have a coffee at a great view of the city and amazing cappula. 

Sonrasında Ponte Vecchio köprüsünde biraz diğer turistlere karışıp Piazza turları kapsamında Piazza della Signora ve Piazza della Republica’da turist ordusuna karışıyorsunuz. Bu yıl ilginç bir şekilde daha mayıs başında yoğun sezon başlamadan inanılmaz bir kalabalık oluşmuş.  Kalabalıkların arasında Palazzio Vecchio’nun arka sokaklarında ödüllü barista Ditta Artigianale‘yi aradım. Hem kahveseverlere hem de vegan arkadaşlara burayı öneririm zira İtalya’da vegan gıda bulmak pek kolay olmayabilir. Ayrıca kahvesi de iki tane içirtecek kadar güzeldi.

Later on it is easy to get lost in the crowd of tourists. Ponte Vecchio, piazza della Signora, piazza della Republica..Amid the crowd, at the backstreets of Palazzo Vecchio I searched for  Ditta Artigianale founded by a  barista champion. I’d totally suggest this place to coffeelovers and vegans equally. Drank 2 shots of coffee here 🙂

Sonrasında da apperativo saati yaklaştığından Piazza della Republicada ünlü Gilli kafede apperativo’da İtalyanların arasında da moda olmasına şaşırdığım spritz içtim. Kuzey İtalya’da apperativo saatlerini değerlendirerek karın doyurabilirsiniz. Apperativo’da içeceğe para ödeyip açık büfe sunulan atıştırmalıkları yiyebiliyorsunuz. Burası da oldukça tarihi ve şık bir mekan.  Barda durup kahvenizi ya da apperativo içeceğinizi yudumlayıp piazza (meydan) izlemek için harika bir nokta.

In apperativo time, I stopped by in famous Gilli of Piazza della Republica. The old cafe is again a very stylish place to have a coffee or apperativo. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kadıköy’de Üç Kahve Barı / Suggested Specialty Coffee Bars in Kadıköy

İstanbul’da her geçen gün gelişen gerçek kahve barı kültürünü getiren kahvecileri seviyorum. Ben de Kadıköy’de olan kahve barlarına uğrayıp kendi paramla kahvelerini tatmaya çabalıyorum.  Tahmin edeceğiniz üzere bu kahve barları sadece kahve yapan, uzun uzun oturmaya müsait alanı olmayan küçük dükkanlar. Bu kahve barlarında işiniz gücünüz kahve içmek olabilir 🙂 Başka bişey yapmak için – ders çalışmak, online iş, çeviri vb. – çok uygun olmayabilir. Genelde 3-4 masa adedi ile küçücük alanları var.

I like the fact that micro roasteries and specialty coffee bars are quite succesfull in Istanbul. Lately I tried to stop by specialty coffee bars in Kadıköy to see how they differ from each other.  These bars are mostly literally tiny shops where you can only sip your morning, midday, evening coffee. Not suitable for online working, translation as there are 3-4  tables only.

ÇEKİRDEK

Moda Mehmet Ayvalıtaş mini parkının köşesinde yer alan Çekirdek kahvesi gerçekten leziz. En çok aromanın kahve tadı üzerinde baskın olmamasını sevdim. Yani kahve içiyorsunuz. Öyle portakal aroması, vanilya vb. değil. O gün uzun bir şehir yürüyüşü yapacağım için yanına da brownie alıp bomba ikiliyi oluşturmuştum.

The micro roastery is on a corner of Mehmet Ayvalıtaş Park in Moda. The taste of the espresso is great as it is coffee bean only. The aromas such as orange, vanille are felt very little or non present.

Caferağa Mh., Şair Latifi Sokak No:9, 34710 İstanbul

RAFİNE

Bu da meşhur Ayının tam karşısı. %100 yoğun kahve ve ayılma garantisi var 🙂 Barista sanırım beni gördüğünde espresso makinasına kahveyi iyice doldurdu kahvem, yoğun bir kıvam ile geldi. Sert kahve sevenler için bire bir.

This coffee bar is just accross the famous bar Ayı (Bear) in Moda. If you  like strong aroma in coffee or maybe you want to stop by after being drunk this is the spot.

Caferağa Mahallesi, Kadıköy Merkez Caddesi, No 69/A, Kadıköy, İstanbul

MAMBOCINO

Cortadosunu sevdiğim Mambocino’nun Moda şubesi zincir kahvecilerin bulunduğu sokakta.

I like the cortado of this shop and it is in the street where the other famous chains are.

Caferağa Mahallesi, ModaCaddesi, No 188/A, Kadıköy, İstanbul

 

 

 

Fransız rivierası başkenti Nice, gezi ve kahve notları

“Yılda bir kez daha önce gitmediğiniz bir yere gidin” diyor Dalai Lama. Bu söylemle paralel birden ucuza bilet bulunca kendimi Cote d’Azur’un, mavi, masmavi kıyılarında buluverdim. Düşük bütçeli gezginler için uygun olmaması ile bilinen Nice beklentilerimin aksine doğal güzellikleri, mavisinin tonları, yeşilinin tonları ile güzeller güzeli bir kent. Daha uçakta Cote d’Azur havalimanı için alçalırken bile muhteşem bir manzaraya göz kırptık. En önde mavi tonlarıyla Akdeniz, hemen peşinde düzgün sıralı, palmiyeli kent, hemen bitişiğinde de yüksek karlı dağ zirveleri…Tek kelimeyle nefes kesici bir manzaraydı.

Bu kentte öyle Paris gibi kültürel ağırlıklı bir gezi yapamayabilirsiniz ama inanılmaz doğal güzellikler, bol manzaralı bir seyahat olacağının garantisini verebilirim size.

Başlı başına  Fransızlarında Akdeniz sıcaklığından etkilenebileceklerini görmek bile enteresan bir deneyim. Lükse, ihtişama, michelin yıldızlı restoranlara uzaktan göz kırparak, çok para harcamadan hayatta kalmayı başardım. Siz de özellikle ilkbahar, sonbahar gibi sezonları tercih ederseniz hem hava sıcaklığı ideal olur hem de sezon dışı olacağı için çok yüksek rakamlar harcamadan gezmiş olursunuz.

Nice, Fransız rivierasının başkenti ve Fransa’nın en büyük beşinci kenti.  Sadece Nice merkez yerine Cote d’Azur’un yıldızı parlayan Antibes, Eze köyü ve Cannes gibi rotalara da uğrama şansınız olur ise tadından yenmez bir seyahat yapmış olursunuz. Bu açıdan bakıldığında da Nice’i merkez olarak kabul edebilirsiniz.

 

NICE MERKEZDE GÖRÜLECEK YERLER

Parc de la Colline du Chateau Nice

Nice Kalesi parkı tepeden nefes kesen mavi ve yeşil manzaralar sunan kale oluyor. Buraya çıkmak için asansör veya merdiven opsiyonu var.  Ben biraz zorlu olsa da merdivenleri öneririm çünkü aşama aşama hem eski şehiri hem de masmavi muhteşem denizi izleyebiliyorsunuz. En üst kısmına çıktığınızda da muhteşem çocuk oyun parkları, eski limanı, yat limanını görebiliyorsunuz.

_DSC0695
Merdivenler

 

_DSC0709
Nice ile ilişiklendirilmiş en klasik fotoğraf karelerinden
_DSC0754
Nice Limanı

Massena Meydanı

İhtişamı ile büyüleyen bu kocaman meydan şehrin ana caddelerinin kesişim noktasında. Siyah beyaz karo taşlarının ışıltısı üstünde meydan Michalengelo’nun Davidi boyutlarında Apollon heykeline ev sahipliği yapıyor. Bunun dışında da yedi tane oturan Buddha görünümlü modern heykelleri de var meydanın.“Conversation à Nice” adı verilen bu eser 7 kıtadan insanları temsil ediyormuş, farklı yönlere dönük olan bu heykeller günümüz  toplumunun farklı kesimlerinin birbirleri ile iletişimini de temsil ediyormuş.Ben toplumlar birbiri ile konuşmak yerine birbirine küsüyor diye yorumladım 🙂 Eser Katalan sanatçı Jaume Plensa’ya ait. Meydanın bir ucunda ise dev bir ıslanma parkı var. Millet hava sıcak olmamasına rağmen su ile oynamak için buradan geçip fışkıyeli su ile çeşitli şebeklikler yapıyor. Çocuklar ise çığlıklar eşliğinde su ile oynuyorlar. Az ilersinde de başlı başına bir eser olan atlı karınca var. Her yeri özenle boyanmış, farklı faklı at, uçak gibi bölmeleri olan tamamen ahşap atlı karıncaya binmemek için zor tuttum kendimi.

_DSC0628_DSC0635

Vieux Nice (Eski Şehir)

Eski şehir, Nice kalesinin hemen yanında yer alıyor. İçi türlü türlü kafeler, patisserieler, restoranlar, chapellerle dolu… Hiç bir şey yapmayıp aylak aylak dolanmak bile oldukça keyifli bu bölgede. Dar sokakları, dışarıya açılan yeşil panjurları fotoğraf çekmek için ideal.

_DSC0799

Promenade des Anglais – Kordon

Sahilde bulunan kordonboyuna bu ad verilmiş. Cadde spor yapanlarla dolu. Koşanlar, paten kayanlar, roller blade ile kayanlar, çekçeklerle kayanlar, pompalı çekçeklerle kayanlar, gingerlarla gezenler… Hayatınızda ilk defa denk gelebileceğiniz ulaşım, yürüme, spor aletlerine bu sahilde denk gelmeniz mümkün. Sahili taşlı olduğundan çıplak ayakla yürümek için çok uygun değil. Halk plajı alanı da özel plaj alanları da var. Mavi tekli sandalyeleri ile meşhur bu kıyılarda mavi sandalyeleri veya oturma alanlarını boş bulursanız kapın derim :). Özellikle sabah saatlerinde kahve ve kruvasan kahvaltısı buralarda yapılabilinir.

_DSC1108_DSC1095

Cours Saleya

Dünya’nın en sevimli çiçek ve renkli antika pazarı Cours Saleya olabilir. Çiçek pazarı sabah erkenden kurulduğu için nispeten sakinken erken saatlerde gitmekte fayda var. Çeşit çeşit güzel kokulu sabunlar, enteresan tuzlar ve rengarenk çiçekler görebilirsiniz. Şehrin pahalılığı çiçeklere çok yansımamış bana göre. Ya da bizde çiçek fiyatları yüksek bilemedim. Antika pazarını da Pazartesi akşamüstü gezebildim. Burda da eski kitaplar, gümüş çatal bıçak takımları çok baskındı, antika dalgıç başlığı, Fransız tipi antika avizeler  bulmanız mümkün. Bu nefis görünen makaron sabunlar da bu pazardan.

_DSC1049_DSC1045_DSC0844_DSC0841_DSC0837_DSC0835

NİCE’TE KAHVE

Kahve açısından çok pahalı bulmadım Nice’i çünkü ortalama espresso fiyatı 1.8 € civarındaydı.Fransız bistro tarzı cafe ve İtalyan tarzı karışımı ağırlıklı mekanlar genelde erken açılmadığından sabah kahvesi için en iyi seçenek patisserieler oluyor. Sabah erken saatlerde kahve + kruvasan kahvaltısı yapmak için idealler.  Bu gibi mekanların tek kusuru kahveyi genelde porselen yerine kağıt tek kullanımlık bardakta servis etmeleri. Zaten kruvasan veya makaronunuz da benzer şekilde peçete ile servis ediliyor.

_DSC0847
Pariste de hizmet veren La Flore burda da Parisien stili sevenlerin gözdesi. Güneşe doğru keyifle rose şarap, kahve, bira içmek için ideal 🙂
_DSC1113
Medecin Avenue üzerindeki Brioche Doree sabah işe gidenlerin uğrayıp kahve kruvasan eşliğinde gazete okudukları mekan.
_DSC1083
Eski şehirde bol bol bu tarz pastaneler görebilirsiniz.
_DSC1042
Vitrindeki çikolataları ve paskalya yumurtları inanılmaz çekici olan Maison Auer Nice’in en eskilerinden biri. Vitrinde 1800’ler gibi bir tarih gördüm.
_DSC1034
Eski şehirde sabah erken saatlerde açık bir patisserie cafe.

NİCE MERKEZİNE, MERKEZİNDE ULAŞIM

Havalimanından şehre ulaşmak için iki otobüs hattı var. 98 ile şehir merkezine, 99 ile tren garı civarına ulaşabiliyorsunuz. Ücreti 6 €. Bu bölgede Porsche jip taksi bile gördüğümden taksicileri bizimkiler gibi dolanma yöntemine gidebiliyor. Taksi ile şehir merkezine ulaşmak isterseniz ücreti 30€’u aşmamalı normalde.Otobüsler için se duraklarda bilgiler mevcut ve 1 -1.5€ gibi ücretleri var. Ödemeyi de doğrudan şoföre yapabiliyorsunuz.  Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise sık sık trenler ve otobüslerin greve gitmesi. Genelde 24 saat öncesinden grevle ilgili bilgi veriliyor.

DİĞER BİLGİLER

*Bu bölgede Fransızca bilmezsen iletişim kuramazsın gibi bir durum yok. İnsanlar, özellikle kadınlar çok yardımsever ve sorduğunuz sorulara İngilizce cevap veriyorlar.

*Özellikle tren garı, otobüsle ulaşım gibi konularda çok az bilgi var dolayısıyla herkesin birbirine sormaya çalışması gibi bir karmaşa oluşuyor. Özellikle tren bileti satan otomatların kullanışsızlığı dillere destan. Bir zamanlar sadece bozuk para ile çalışan bu otomatlarda nihayet kredi kartına geçilmiş ama özellikle yabancılar otomatlarla bir süre oynadıktan sonra içeride bilet satılan yerde biletlerini almayı tercih ediyor.

*Silahlı, çelik yelekli askerler özellikle tren garı, meydan ve sahilde sürekli tur atıyorlar.

*Gece dışarıya çıkmayı çok tercih etmedim. Kapkaçları ve suç oranı pek düşük bir şehir değil. Biz İstanbul’dan idmanlıyız diyebilirsiniz ama buradakiler daha bir suça eğilimli junkie tarzı tipler. Dikkatli olmakta fayda var.

 

 

 

 

8 ülke 8 ünlü kahve

Farklı ülkelerde kahve çekirdeklerinin  farklı hazırlanmalarını tatma şansına erişmek,  gezmek için başka bir bahane demek 🙂

Gerçi globalleşme ile kahve de aynılaşma sürecine giriyor ama yine de ortam farklı olduğundan hala değişik lezzetler yakalamak mümkün. 8 farklı ülkeden sevdiğim 8 kahve lezzeti:

İTALYA

Tabi  ki listenin en başında espresso ve capuccino gibi kahveleri ile ünlü İtalya var. Sabahları sokaklarda yürüdüğünüz zaman mis gibi espresso kokularına denk gelmeniz mümkün. İtalyanlar genelde kahve barı adını verdikleri alanlarda kahvelerini bir çırpıda içip yoluna devam etme şeklinde bir alışkanlığa sahipler. Kahveni “al banco” yani bankta, ayakta iç yoluna devam et. Zaten espresso bir yudum ve kafein yönünden oldukça yoğun bir kahve türü. İtalyada ve dünyada espresso en sevdiğim kahve.

20160210_093017.jpg

TÜRKİYE

Unesco soyut mirası içinde olan Türk kahvemiz de benim en sevdiğim kahvelerden. Dünyadaki pudra kıvamında, en ince çekilen kahve olması, pişirilmesinde cezve olması, bir yudumun uzun zaman sürecinde içilmesi… Hepsi Türk kahvesinde bayıldığım özelliklerden. Bizde sahiden bir kahvenin kırk yıl hatırı oluyor.

11865470526_0375ac696b_o

YUNANİSTAN

En sevdiğim komşumuz Yunanistanın en sevdiğim kahvesi tabi ki Frappe. Soğuk kahvelerin kralı olan Frappe: 1 ölçek şeker, yoğunlaştırılmış (kondanse) süt, buz, soğuk su ve 2 ölçek hazır (instant) kahve ile hazırlanan süper güzel bir yaz kahvesi. Bize göre yaz kahvesi olsa da komşumuz bu kahveyi yaz kış içiyor. Şekersiz frappe Yunanistanda içmeye doyamadığım bir lezzet.

1486583_10153370342268713_2358631221360258688_n

Sakız adasına gidenlere de ayrıca Sakızlı Capuccino denemelerini öneririm. Sakız, süt ve kahve birleşimi ortaya enfes bir lezzet çıkarıyor.

 

KOLOMBİYA

Buraya böyle yazınca bir de üstüne Pablo Escobar’ın hayatını anlatan Narcos dizisini izleyince gitmiş gibi oluyorum bol yeşillikli kahve cenneti Kolombiyaya. Aynı zamanda kahve çekirdeği üreticisi olan Kolombiyanın kahve hazırlanmasında dünyaya armağanı Cortado. Bir ölçek ılık süt bir ölçek espresso ile hazırlanan bu içeceği İstanbul’da bulmamız mümkün. Genelde cam bardak ve üstüne süslemesi ile (latte art)  servis edildiğinden görüntüsü de oldukça hoş.

20151213_192106-01

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

Adını artık çok sık duyduğumuz Americano kahve espressonun Amerikan fast food yaşam şekline uydurulmuş halidir. Bir başka ifade ile espressonun su ile inceltilmiş ve büyütülmüş halidir. Genelde 1 ölçek espresso, 2 ölçek su ile hazırlanan  Americano kağıt bardaklarda ikram edilince daha bir fast-kahve görünümüne bürünüyor. Bu kahve benim çoğunlukla güvenli limanım :). Özellikle seçeneği az olan kahvecilerde Americano sipariş etmek günlük kafein ihtiyacımı karşılıyor.

20160210_103024

İRLANDA

Irish coffee yani İrlanda kahvesi en az pubları kadar ünlü bir içecek.  Kendisi üstten alta doğru 2 kaşık çırpılmış krema, kahve esmer şeker, 1 shot İrlanda viskisi olarak karıştırılmadan servis edilir. Bu kahve  viski ve kahve uyumunun en güzel örneklerinden olduğu için çok severim. Fırsat buldukça da içmeye çalışıyorum.

Autosave-File vom d-lab2/3 der AgfaPhoto GmbH

AVUSTURYA

Avusturya’nın başkenti Viyana kahveleri de Unesco soyut miraslar listesinde yer alıyor. Burada da Wiener Melange (bazı yerlerde coffee melange da deniyor) sevdiğim kahvelerden. Viyananın süslü ve ünlü cafelerinde bir shot espresso, süt ve süt köpüğü oldukça büyük (çorba kasesi gibi neredeyse) fincanlarda servis ediliyor.

8260621415_4662eb40ce_k

NORVEÇ

İskandinav ülkeleri kahve tüketimi konusunda oldukça üst sıralarda yer alıyorlar. Özellikle Oslo gibi bir başkentte kahve için çok dolaşmanıza gerek yok. Üçüncü dalga kahvecileri ile de ünlü olan Norveç’te benim favorim çekirdeklerini küçük üreticilerden aldığını iddia eden Espresso Hause filtre kahvesi oldu. Bu zincirde ayrıca kahvaltı edebileceğiniz fırın işleri, sandviç ve meyve de bulabiliyorsunuz.  3. dalga kahvecilere pek uğrayamadım. Maalesef kahve de oldukça pahalı.. 7€’dan itibaren diye başlıyor rakamlar..

Processed with VSCOcam

 

 

 

 

Türk kahvesinin tadını çıkarmak için 8 tüyo / 8 Simple rules to enjoy Turkish Coffee

Otomatik  Türk Kahvesi makinaları çıkmadan evvel bakır cezve ve ağır ateşte pişen Türk kahvesi tam anlamıyla hazırlama ve içme ritüeli olan bir içecek idi. Makinalarla beraber hazırlama evresi kısalsa da Türk kahvesinin sunum ve içme ritüelinde pek değişiklik olmadı. Aksine gittikçe çeşitlendi ve uzadı. Kendine has porselen fincanda sunumu, yanında suyu, gül  lokumu, acıbadem likörü, nane likötü hatta süs çiçeği bulunan Türk kahvesi sunumları var. Sonrasında ise sözde inanılmayan ama falsız da kalınmayan “telve falı” var. Üstelik fal bakan akıllı telefon uygulamaları da gün geçtikçe popüler hale geliyor.

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var ya hani… Kahvenin en yalını, en samimisi olan Türk kahvesi için de her birimizin ayrı ayrı bir içme ritüeli var. Ben de kendimce Türk kahvesinde sevdiğim  ritüellerine değinmek istiyorum.

1.Türk kahvesinin taze çekilmişi makbuldür

Taze çekilmiş Türk kahvesinin kokusu ve aroması oldukça etkileyicidir. Bunun en önemli etmenlerinden bir tanesi Türk kahvesinin en ince çekilen kahve türü olması da sayılabilir. Neredeyse pudra kadar toz kıvamındadır.Eğer pudra kıvamına getirilen kahve uzun süre açıkta bekletilirse aromasını kaybeder o yüzden taze çekilmiş kahve çekirdeği ile kahve hazırlamak önemli bir noktadır. Taze çekilmiş kahve çekirdeğinin pişen kokusu inanılmaz güzeldir.

Rahmetli dedem evinde bulunan el değirmeni ile kahve çekirdeklerini  değirmende az miktarda öğüterek kahvesini yapardı. Şimdilerde bu yöntem nispeten zahmetli olduğundan çekirdek yerine hazır öğütülmüş kahveler tercih ediliyor.

2.Höpürdeterek bol köpüğü yudumlamak

Bizlerin kahve içmede en temel kriteri olan bol köpük aslında telvenin dibe çökerken kahvemizin hızla soğumamasına destek olur. Tabi bol köpüklü kahve hazırlamak kolay olmadığından ayrıca bir hüner göstergesidir.

Kahveyi başta höpürdeterek içmek aynı zamanda hava akımı da sağlayacağından kahve sıcak ise ağzımızın yanmasına engel olacaktır.

3.Suyun ne zaman içilmesi gerektiği meselesi

Şimdiki yaygın kanıya göre su kahveden önce içilir, ancak öyle büyük miktarda, bardaklar dolusu olmamalıdır. Şöyle bir ağız içi dolacak kadar kafi. Amaç kahve öncesi kahvenin tadını bozacak bütün tatları ağızdan temizlemektir. Sonra kahve keyifle ağır ağır yudumlanır ve her yudum ağızda bir kaç saniye bekletilerek yutulur.Su  kahveden sonra içilmez çünkü ağızda kalan son tat kahvenin tadı olmalıdır.

Osmanlı döneminde ikram edilen kahvenin yanındaki suyu önce içen misafir aç olduğu mesajını iletirmiş böylece hemen sofra kurulurmuş. Toksa önce kahveye uzanırmış.

Kahve ile birlikte su içme zamanlaması ne olursa olsun aslında su içmenin en temel mantığı kahvenin vücütta  su atımını hızlandırması, yani dehidrasyona sebep olması. Dolayısıyla mümkün mertebe her kahve ile birlikte mutlaka bir miktar su içilmelidir.

4. Doğru zamanlama. En sık tercih sabah kahvaltısından sonra.

Osmanlı döneminde kahve sabahları içilirmiş. Hatta “kahvaltı” dediğimiz öğün kahvenin içilme zamanını belli eder nitelikte. Yani kahve içmeden önce.

Şimdilerde de uzun haftasonu kahvaltılarının veya brunchlarının neredeyse vazgeçilmez bir parçası niteliğindedir sonrasında Türk kahvesi içilmesi. Buradaki en temel mantık karnınızı güzelce doyurduktan sonra Türk kahvesi içerek oluşma ihtimali olan uyku halini ortadan kaldırmaktır.

5. Kendine has Türk kahvesi porselen fincanı

Küçük porselen fincanın en önemli  işlevi çabuk soğuma ihtimali olan kahvenin sıcaklığını korumaktır. Zaten iyi hazırlanmış bir Türk kahvesinin o kalın köpüğü yalıtım sağlar ve bir yandan telvenin çökmesini beklerken diğer yandan kahvenin soğumamasını sağlar. Yavaş yavaş dibe çöken telve de alt kısımda ayrı bir yalıtım sağlayacağından o da ısının korunmasına destek olur. O sebeple eğer porselen olmayan bir bardakta içmeye çalışırsanız kahveniz en iyi aroma ve sıcaklıkta olmayabilir.

6. Şeker mevzusu

Kahve sipariş eder veya hazırlarken şeker oranı hakkında önceden karar vermeniz gerekir. Seçeneklerimiz bellidir : şekersiz (sade), az şekerli, şekerli. Dünyadaki diğer tüm kahvelerin aksine sonradan şeker ekleyemiyorsunuz çünkü zaten dibe çökmesini beklediğiniz telvenin tekrar kahvemize karışmasını istemeyiz.

Bana göre kahveye şeker katılmasındansa yanında ikram edilen lokum veya çikolata ile ağzı tatlandırıp kahvenin gerçek tadını keşfetmek, deneyimlemek daha önemlidir.

7. Kahveyi espresso gibi bir yudumda değil, ağır ağır tadını ala ala içmek.

Bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır. Bir Türk kahvesinin içilme süresi de nispeten uzundur. Öyle hemen bir yudumda espresso içer gibi içildiği vakit tat vermez. Muhabbet elzemdir.  Ağızda bıraktığı tadı yudum yudum çıkarmalıdır.

8. Telveyi içmeyip fal için kullanmak

Efenim bizlerde telve içen pek yok ama yabancı arkadaşlarımdan (özellikle espresso içen İtalyanlar’dan) sık duyduğum bir cümle var. Kahvenin  atığı bardağın içinde nasıl olur?  Ben de diyorum ki e o kahvenin telvesi. İçilmez ki! Fal bakmak içindir.. Sohbeti uzatır. Geleceğe dair hayaller kurdurtur. Yahut isteyenler telveyi peeling malzemesi olarak kullanır. Yanı aslında hazırladığımız Türk kahvesinin sadece 2/3’ünü içip geri kalan kısmını bırakmamız gerekir.

11865470526_0375ac696b_o

Before automatic Turkish Coffee machines, traditional Turkish Coffee had a quite long and effort requiring preperation process in copper cezves on low heat or on charcoal. There are some coffee shops that still use this method but nowadays thanks to these machines the preperation period is a fast one.Luckily, the drinking rituals still go on as it was in the Ottoman  times. Actually it got diversified ; tiny Turkish coffee porcelain cups, a glass of water nearby, a rose aromated turkish delight, bitter almond liqueur, peppermint liqueur or even a flower is served alongside Turkish coffee. Later on after you enjoy a few sip of your Turkish coffee the grind that should remain in your tiny cup “telve” is used for fortune telling.  Nowadays we have fortune telling apps that make the fortune telling easier for everybody.

We have a saying in Turkish “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var” meaning every dare devil has his/her own way of eating yoghurt… So the most simplistic and most sincere form of coffee, Turkish Coffee has quite a lot of ritual variations when it comes to drinking it.  I will try to sum up the important ones for me here.

The most important tip for foreign friends about drinking Turkish Coffee is that it can not be rushed  as espresso and the Turkish coffee is there to be enjoyed in the company of “conversation”.

1.Freshly grounded Turkish coffee tastes better

Freshly grounded aroma and smell of Turkish coffee is very strong and is there to impress all your sensations. Turkish coffee is the finest grind you can find among the other coffees. If you have traveled to Eminonu / Istanbul and been around the Spice Bazaar I am sure you will understand what I mean. There is a high probability that you have been fascinated there with the beautiful smell of freshy grounded Turkish coffee.

If the grinded coffee waits a long period without being prepared there is a high probability that the taste will not be as good. So it is important to prepare Turkish coffee with freshly grinded beans.

In the old times my grandfather used to prepare his own coffee grinding with the hand grinding machine he had. Nowadays this method is quite difficult and most people in Turkey prefer to buy ready ground coffee.

2.Slurping the thick foam

Unlike other coffees Turkish coffee have a thick foam on top. It requires a lot of experience to prepare a thick foam in Turkish coffee. So it is usually a matter to be praud of (show off) if you can make a thick foam.

This foam on top serves to preserve the heat of the coffee which might burn the tongue. So if you slurp the foam the air current alongside the slurping will make it easier to understand the heat and it will prevent the burning.

3.The water issue. When to drink the water that is served alongside Turkish coffee.

According to the common sense nowadays the water is to be drunk before Turkish coffee. But not in large amounts or not in the form of full glass. An amount that will fill your mouth is quite enough. The aim is to cleanse all the other aromas from your mouth and prepare it for the coffee. Later  the coffee should be sipped in little amounts. Some say that the  water is not to be drunk after coffee because the final taste that remain in the mouth should be coffee.

In the Ottoman times the water served alongside also served a message. If the guest drink the water before coffee it meant that he / she is hungry thus food was served after. But if the guest reached to coffee first that meant he / she is not hungry thus only coffee ceremony ritual was made.

Whatever the timing of water drinking is it is important to drink water along coffee as it leads to dehydration and water will be able to prevent that.

4. Correct timing. The most preffered timing is after the long breakfasts.

In the Ottoman times the coffee used to be drunk after the breakfasts. Turkish word for breakfast kahvalti  means “coming after coffee”.Thus the most preferred time for drinking coffee was after the breakfasts.

Still most of the Turkish Coffee in Turkey is still preferred after the meals. Actually there is a logic behind this. Caffeine intake actually help awaken the body from the sleepy attitude after full stomach.

5. Serving it in a tiny porcelain cup

The most important function of the tiny porcelain that the Turkish coffee is served is to preserve the heat. The foam on top and the grinding at the bottom that settles in a short time actually serves as a kind of isolation to keep the heat of the coffee that is to be enjoyed alongside conversation. If you try to drink it in a big, glass or metal cup the taste may not be as good.

6. Sugar. Better to have it without sugar. Maybe with a Turkish delight.

Because of the thick layer of coffee grounds at the bottom you can’t really stir your coffee after being served. Thus, you need to make an important decision upfront: how sweet you’d like your coffee to be. The options are four: no sugar (sade), little sugar (az şekerli), semi-sweet (orta şekerli) and sweet (şekerli).

For me the best method is to have the Turkish coffee sade (without suger). If you lilke you can enjoy the sweet Turkish delight orchocolate served alongside the coffee to make your coffee sweet. In this way I think it is easier to experiment and discover the real taste of the Turkish coffee.

During the Ottoman times the coffee was sweetened with honey or pekmez (grape molasses) instead of sugar.

7. Drinking Turkish coffee sip by sip is important. Not in a one shot as espresso

The length of Turkish coffee drinking is quite long unlike  it’s tiny outlook . If you drink it in one shot as it is the case in espresso you will not be able to enjoy the taste and the “telve” that is supposed to remain in the cup may give a bitter taste. So conversation is a must during the Turkish coffee drinking experience which will slower your coffee drinking.

8.” Telve” is not there for drinking. It is there for fortune telling only.

Well most of the Turkish coffee first-timers find the remnants of coffeee to be in the cup different or sometimes frustrating. But “telve” is not there for drinking , only 2/3 of the cup is drunk and the other part is to be left in the cup.

It is there to lengthen conversation by fortune telling. It is there to suggest further expectations for the future. I’ve heard that some of Turkish ladies use it forpeeling purposes.

#türkkahvesi #turkishcoffee #joyoftuekishcoffee

 

Uçakta kahve içmeli mi?

Uçakta kahve ve çay içmeli mi? Bu soruyu açıkçası ben kendime sormuyordum çünkü doğrudan içmeyi tercih ediyordum 🙂 Ancak son günlerde sık sık denk geldiğim “uçakta sıcak içeceklerin su tankları sağlıklı olmayabilir” yazılarını okudukça bu soruyu sorma gereği hissediyorum ve belki belli noktalarda bundan sonra sadece domates suyu içerim. Uçak içinde şimdiye kadar zaten gurme bir kahve beklentim olmadı ancak in-flight içtiğim hiç bir kahverengi suya kahve diyemediğim de bir gerçek.

Biraz düşününce uçaklar yerde değil havada para kazandığından yerdeki kısıtlı sürelerinde  temiz su tanklarının temizlenmesi, dezenfekte edilmesi için ne kadar zaman harcanabileceğini az çok düşünmek mümkün olabilir. Su tanklarını doldurmak için bile çok kısıtlı süreleri var. Hatta ve hatta dolum noktalarındaki su kaynağının da önemi var. Örneğin İstanbuldan dolan bir su olabilir, yahut dönüşte Katmandu’dan, Mumbai’den doldurulan bir su kaynağı olabilir. Az çok Mumbai ve Katmandu gibi dolan noktalardan reverse osmos dışındaki su kaynaklarının çok temiz olmadığını düşünmek yanlış olmaz.

Bu konu ile ilgili Amerikan Forbes’ta yer alan bir yazıda 30 yıl önce çalışan bir hostesin itirafına yer veriliyor.Hostese göre bir klorlama yöntemi ile tankların içindeki su klorlanıyor sonra da bir sifon yöntemi ile boşaltılıp temiz su tekrardan dolduruluyor. Ancak sistemin dibine çöken artıklar için bişey yapılamıyormuş.

Şimdilerde sistemlerin daha geliştiğine eminim,  ancak uçakların havada kalma süreleri, optimizasyon gibi süreçlerin bu gibi mini temizlik detaylarına da daha az dikkat etmeye de sebebiyet verdiklerini düşünüyorum.

Su kaynıyor nasılsa diye düşünebiliriz ya da kabin memurlarının sıcak çay veya kahve içip içmediklerine bakabiliriz 🙂

Uzun uçuşlarda dehidrasyona sebebiyet vereceğinden sadece su veya soda içmek daha mantıklı olabilir diye de düşünebiliriz.

Her durumda şu ana kadar içtiğim uçak içi kahvelerin tadı hep kötü oldu. Belki bir sonraki uçuşumda bu ikramı alırken tekrar düşünürüm yahut ücretli bir hizmetse su almaya yönelirim.

#uçakiçiikram #uçakyolculuğu #kahve

 

İstanbul’da 3. dalga deneyimi yaşayabileceğiniz kahve barları

Eğer bir kahveseverseniz, kahve ve dalga kelimelerini sık sık yan yana kullanıldığını görmüşsünüzdür. Efenim düne kadar kahvede dalgalar yoktu. Rahmetli dedem soba üstünde kahve  ve sıcak suyu kendi yaptığı mini tahta kaşıkla karıştırarak pişirirdi, kulupsuz  bir porselen bardakta da höpürdete höpürdete içerdi. Sonrasında bizim dönemde instant kahve favoriydi. Hazır kahvemizi şipşak yapıp  derslerimize, finallerimize çalışıyorduk. Türk kahvesi unutulmadı bu esnada.Bir kahvenin kırk yıl hatırı filan kalıyordu. Erkekler genel itibarı ile kahve yapmasını bilmiyordu. Şimdi uzmanlaştılar ve 3. dalganın olmazsa olmazı oldular. Özellikle sakalı uzun, hipster, dövmeli erkek baristalar 🙂  Evet devir değişti (e tabii çelik de değişti demiyeceğim :P) kahvede uzmanlaşma arttıkça dalgalar ortaya çıkıverdi. Benim anladığım kadarı ile dalgaların tarifi şöyle:

1.Dalga sadece kahvenin tüketimi ile ilgili – İşte size kahve, afiyetle için- .

2.Dalga biraz daha kaliteli kahve talebi ile başlıyor – Brezilya Kahvesi mi, Guatemala kahvesi mi alsak? Kahveme 10 cc süt vb.-

3. Dalga ise tüm kalite özelliklerini ön plana çıkarıyor. Kahvenin yetiştiği bölge, hatta hangi çiftçinin yetiştirdiği, kimin kahve çekirdeğini hangi sıcaklıkta, hangi aromalarla kavuracağı,farklı demleme tekniklerinden birini seçme, sunum…Aşçıların yemek pişirmesi gibi .. Liste epey uzun – Biz bu kahveyi yaparken İgnasyo amcanın çekirdeklerini 60 C derecede 2 saat kavurarak, üstüne portakal ve vanilya aromaları ekliyoruz – gibi cümleler duyabilirsiniz.

İşte size 3. Dalga kahve deneyimi yaşayabileceğiniz artisan İstanbul kahve dükkanları:

Yatırım, içme tavsiyesi değildir, öylesine bilgi amaçlı bir liste işte.  

Yaşasın kahve.

Drip Coffee İst

10479716_682306155214046_4453814757057273003_n

Önceleri Erenköy Bağdat caddesinde hizmet veren Drip Coffee İst şimdilerde Asmalımescitte de bir mekana sahip.İçeriği çok zengin bir sürü demleme metodu uygulayan, kahve hakkında engin bilgileri olan baristaların mekanı.

Kronotrop


Önceleri sadece Cihangir Firuzağa Camii’nin karşısında küçük bir artisan dükkan olan Kronotrop şimdi biri Sultanahmet diğeri ise Maslak’ta olmak üzere 2 tane daha dükkan açtı. Türkiye 3. Dalga kahvenin öncülerinden olan mekan “Micro-roastery”, “Specialty coffee” ve üçüncü dalga terimleriyle bizi ilk tanıştıran markalarından. “İyi ve taze kahve” hareketinin öncülerinden olan Kronotropta iyi eğitimli, hipster 🙂 ve güler yüzlü baristalar bulunuyor.

Mambocino Artisan Bar

mambocino-coffee

“Make coffee not war”  savaş yerine kahve yap posterlerinin asılı olduğu mekanlarda espresso ve cortado gibi İtalyan kahvelerinin yanında farklı demleme yöntemleri ile hazırlanmış kahve de bulabiliyorsunuz. Moda, Beşiktaş, Karaköy, Bakırköy ve Eyüp’te olmak üzere İstanbul’da tam 5 tane mekanı bulunuyor.

Zapatista Kahve

zapatista

Beyoğlu Kıblelizade sokakta yer alan Zapatista Kahve’nin mesajı net: Kahve ve eşitlik. Web sayfalarından alıntılıyorum:”İçinde bulunduğumuz çağın adil olmayan ekonomik, kültürel, sosyal koşulları ve doğanın hızla bozulan ekolojik dengeleri bizleri tüm bunlara karşı bir duruşa zorladı. Artık doğayı, insan sağlığını ve hayvan haklarını hiçe sayan gıda ürünlerinin tüketilmesine karşı bir tavır almamız gerektiğini düşündüğümüzden dolayı, ülke insanlarının kolay kolay ulaşamayacağı organik ürünleri ülkeye getirmeye karar verdik. Bu nedenle de hem üretim koşullarının hem de ticaret sonucunda elde edilen gelirlerin etik ve adil koşullarda oluştuğu, dünya kolektiflerinin ürünlerini ülkemiz insanları ile buluşturmaya karar verdik.”

 

Petra Roasting Co.

Gayrettepe’deki Panorama Selenium Residence bünyesindeki mekan, TimeOut Yeme İçme Ödülleri’nde 2014′ün en iyi 3. dalga kahve barı seçilmiş. Bu artisan dükkan aynı zamanda bir sanat galerisi ve yatçılık showroom’u.

Twins Coffee Roasters

Gümüşsuyu, Taksim’de kendine has bir tarzı olan bir dükkan Twins Coffee Roasters.

Brew Coffee Works


Eminönü’nün tarihi ruhunun ilham verdiği Brew Coffee Works, tarihi binanın giriş katında karşımıza çıkıyor. Baristalarının çoğu yabancı olan bu kafede eski İstanbul silüeti eşliğinde 3. Dalga kahve yudumlama imkanı veriyor size. Brew Coffee Works’ün İstanbul’daki bir diğer şubesi de Balat’ta.

Coffeenutz

Anadolu yakasında Kozyatağı semtinde bulunan mekan, soğuk demleme kahveyi şişeleyen bir dükkan. Bir de“Fıçıda Kahve”si var. Soğuk suyla demlenen taze kavrulmuş kahve nitrojenle birleştirip fıçıdan sunulmakta.

MOC – Ministry of Coffee

Teşvikiye- Topağacı civarında dükkanı olan MOC (Ministry of Coffee) adı üstünde Kahve bakanlığı oldukça artisan bir dükkana da sahip. Kolombiya, Kosta Rika, Meksika, Peru, Panama ve Kenya gibi uzak diyarlardan gelen çekirdekler kavruluyor ve farklı harmanlama metodları ile harmanlanıp 3. Nesil baristalar tarafından servis ediliyor.

Sunday Coffee Shop

Teşkiviye Camii’nin arka sokağında küçük bir dükkan. Parizyen, Viyana ve İstanbul esintileri var. Yemek sunmayan bu dükkanda lezzet avcıları kahve ve çay karışımlarını tadabilirler.

Cup of Joy


Bebek’te Yasemin Pasajı’nın içerisinde yan yana iki küçük mekândan oluşuyor Cup of Joy. 3. Dalga kahvenizi Jazz müziği eşliğinde tadabileceğiniz bir mekan.

Walter’s Coffee Roastery

Walters-Coffee-Roastery-Coffee-ShopMottosu “Lets roast” hadi kavuralım olan Walter’s Coffee Breaking Bad dizisi teması ile dünya çapında ses getirdi. Özellikle sosyal medya hesaplarında bol bol fanları, takipçileri bulunuyor.  Kahve içmeye gidenler tam teşkilatlı Breaking Bad süitleri içinde poz vermeyi ihmal etmiyor.

Norm Cafe

slayer_norm-1024x768

Specialty Coffee ve Slow Food akımını örtüştürme hedefi olan kahveci Cihangir’de. Havalı ve övündükleri espresso makinaları var.

Dear English speaking friends. I ‘ll suggest you to watch the below video.It is a good guide for specialty coffee bars in Istanbul.

 

 

 

İskandinavya’nın Koyu Kahve(rengi) Şehri Helsinki

Ağustos sonunda İstanbul sıcaklarında terler akıtırken bir anda bulduğum ucuz Baltık bileti ile kendimi Riga ve Talin sonrası İskandinavya’nın soğuk ve güzel kenti Helsinki’de buldum.

Hayatımın en güzel gemi yolculuğu diyebileceğim Talin Helsinki arasında Viking Lines’ın ihtişamlı kırmızı beyaz bir cruise gemisi yaklaşık 2 saatlik bir yolculuk sonrası Helsinki’ye ulaştım. Geminin içinde yer alan farklı karakterler ve onların orada çok sıradan olması gözlerimi yaşarttı az biraz. Sosyetesi, rastalısı, karası, beyazı, sakalına beş toka takanı.. Sabahın sekizinde black jack masası başında olanı… Fark yok.. Zaten sabah sakin Baltık denizine eğik vuran dalgalar da ayrı güzellikteydi..

20150827_071518 20150827_080641

Helsinki’ye yaklaşmaya başladığınız zaman gemi dar boğazlardan geçmeye başlıyor. Etraftaki minik adalardaki minik kırmızı İskandinav evler oldukça şirinler. Uzaktan Helsinki koyu kahverengi ve gri tonlara sahip görünüyor. Yakınlaşınca da durum değişmiyor. Şehri tanımlayacak iki renk var kahverengi ve gri 🙂

Konaklama için Eurohostel’in tek kişi konaklamalı odalarından birini tercih ettim. İnanılmaz düzenli, temiz, Market Square’e (semt pazarı) ve liman’a yakın bir hostel. Viking Lines gemisinden iner inmez karşı kaldırıma geçip 2 blok yürüyorsun önüne çıkıveriyor.

  • Markalaştırmalarına bayıldığım Hell yeah! şehir haritası, Food Helsinki Hell Yeah! yemek haritası gibi haritaları alıp hemen kendimi soğuk sokaklara attım.
  • Ortalama 16-20 C arasında olan hava çok değişkendi. Kah yağmur yağıyor,kah güneş çıkıyor,rüzgar esiyor.. Aşırı kararsız bir hava…
  • Şehirde yer alan haritalar, yönlendirmeler, işaretler, tabelalar yer bulma işinizi o kadar kolaylaştırıyor ki.. 2 -3 gün kimseyle konuşmadan yön bulabilirsiniz hatta kimseyle konuşmadan da yaşayabilirsiniz bu şehirde. O kadar sistematik.

Finlandiya ülkece bildiğiniz kahve bağımlısı. Öyle 3. dalga değil bildiğiniz sıcak filtre kahve bağımlısı. Kişi başı kahve tüketimi yıllık 12 kg ile dünyada en çok kahve tüketen ülke konumunda. Somon çorbası bile kahve eşliğinde servis ediliyor 🙂 daha ne olsun. Tam kahveseverlere göre. Bu sebeple bu yazıda sadece Market Square ve kahve içtiğim mekanlardan bahsetmek istiyorum.

Processed with VSCOcam
Kahve (rengi) Helsinki sokağı
Processed with VSCOcam
Bildiğiniz semt pazarı…
Processed with VSCOcam
Semt pazarının sol tarafı Senato binası, az ilerde Ortadox kilisesi, sağında ise dev liman bulunuyor.

Market Square dedikleri bildiğiniz çadırlı bir pazar alanı. Ebatları sıradan bir semt pazarı büyüklüğünde değil yarısı veya çeğreği kadar, mini pazar diye düşünebilirsiniz. İçinde yine seyrine doyum olmayan taze berry’ler, çilekler, sarı – kırmızı frambuazlar, yeşil- mor frenk üzümleri, değişik trüf mantarlar ve tabi ki pişmiş somon ve türevleri var. Ben taze frenk üzümü yemeyi tercih ettim. Garip olan şey bu tip berry’leri tartarak satmıyorlar, litre ile satıyorlar. Belli kaplar var o kapların aldığı kadar :). Ayrıca tüm pazar satıcıları çok akıcı İngilizce konuşuyor. Öğle saati geldiğinde bir paket olarak 7€’ya satılan somon çorbası + ekmek+ kahve paketinden aldım. İnanılmaz lezzetli somon çorbasını mutlaka ama mutlaka deneyin bu  pazarda. Kahve ve ekmeği çok övemeyeceğim. Ekmek olarak verdikleri bildiğiniz 2 incecik dilim wasaydı. Adamların fit kalmasının sırrı ortada 🙂 Kahve ise içtiğim en kötü kahveydi diyebilirim. Su ve kahve rengi karışımıydı sahiden. Ama somon çorbasının yanında o kadar iyi gitti ki hepsini unutup somon çorbasını kaşıklamaya daldım.

Processed with VSCOcam
Somon çorbası, wasa ve dandik nefis kahve
Processed with VSCOcam
Mavi Mersin – Blueberry’yi karşılıyor bence 🙂
Sarı frambuaz?
Sarı frambuaz?
Processed with VSCOcam
Hayatımda ilk kez yeşil frenk üzümü gördüm.
  • Fazer oranın en ünlü pastahanelerinden biri. İnanılmaz şık tasarımlı tatlılar, pastalar şöyle diyor. “Ben yemelik değil seyirliğim”. Sahiden de öyle. Görüntü muhteşem, tat eksik. Yahut benim damak zevkime uygun değil. Seçtiğim seyirlik tatlı limonlu bir mini tart idi. Frazer’ın kahve ile ilgili iyi yönü filtre kahvelerinin taze olması ve sınırsız refill’i olması. Dolayısıyla minik seyirlik tatlımı seyrderken sık sık kahve kupamı yeniden doldurdum.

    Processed with VSCOcam
    Fazer seyirlik tatlısı ve kahvesi
  • İskandinav mantığı self servis, sınırsız refilli kahve neredeyse burada her dükkanda uygulanıyor. Parayı ödüyor boş bardağı alıyorsunuz ve kendiniz eğer filtre kahve dışında seçenek varsa istediğiniz kahveyi yapıyorsunuz. Genelde ise büyük termoslara filtre kahve yapılıyor ordan dolduruyorsunuz.
  • İkinci kahve durağım ise 1800’lü yıllardan bu yana hala aynı yerinde işletilen ünlü Ekberg pastanesi oldu. Burası da iş adamları ve iş kadınlarının öğle yemeklerini atıştırdıkları ve kahvelerini içtikleri bi yer. Kahve servisi refilli yapabilmeniz açısından bardak ve filtre kahve dolu bir zarf ile yapılıyor. Buradaki kahvenin tadı cidden iyiydi. Onun dışında gözüm yabanmersinli tartta kaldı. Çok lezzetli görünüyorlardı. Maalesef benim tadacak yerim kalmamıştı yine somon çorbası + kahve ikilisi ile karnımı tıka basa doyurmuştum.
    Processed with VSCOcam
    Ekberg pastanesi kahve sunumu

    Processed with VSCOcam
    Mavi mersin tartı
  • Ertesi sabah ise Market Square’e uğrama sebebim kahvaltı idi. Esplanade park tarafında şekerli hamur + kahve aldım. Sabah olmasından mütevellit bu sefer kahvenin lezzeti çok iyiydi.20150829_100244

Türk Kahvesi “Unesco Somut Olmayan Kültürel Mirası”

Güzel bir Türk Kahvesi sunumuna katılmanın verdiği gaz ile bu sefer de Türk Kahvesi ile ilgili karalama yapayım dedim.

Türk Kahvesi Arabica çekirdekilerinin pudra kıvamında öğütülmesiyle elde ediliyormuş. Dünyada en ince çekilen kahve oluyor kendisi. Eğer pudra kıvamında çekilmez ise kahve suyun üstünde yüzer, telvesi de dibine çökmeyeceğinden içimi biraz daha rahatsız olur idi.

Efenim doğru mudur efsane midir bilmem ama bir gün bir çoban Etiyopya civarlarında (Habeşistan) koyunlarını otlatırken bir bitkiyi yiyen koyunlarının daha da canlandığını farkeder ve kahve çekirdeğini keşfeder. Sonrasında sabahları ibadet etmek için çok erken kalmak zorunda olan sufiler de bu kahverengi suyu içerek daha  dinçleştirirler kendilerini ibadet esnasında. Kahve kulaktan kulağa o bölgede ve Osmanlı topraklarında bu şekilde yayılır, en sonunda da meşhur Viyana kuşatmasında Osmanlı ordusunun kahve çuvallarını Viyana kapılarında bırakma hikayesini hepiniz duymuşsunuzdur.. Avrupanın kahve çekirdekleri ile tanışması da böyle olmuş.

İtalyanlar espresso makinesini keşfedene kadar (galiba 2.dünya savaşı sonrası zamanlarda) Türk kahvesi popülerliğini  korumaya devam etmiş.

Türk Kahvesi ile ilgili dün öğrendiğim en önemli nokta ise kendine özgü pişirme tekniği ile uluslararası tescilli ilk markamız olmuş olması. UNESCO’nun “Somut olmayan kültürel miras” listesine alınmış. Böylece, beş asırdır süregelen bu lezzet, kendine özgü pişirme tekniği ile uluslararası tescilli ilk markamız olmuş.

Pişirilişiyle, sunumuyla, köpüğü ile rengi, kokusu ve tüten dumanı ile espressonun aksine hiç biri birbirine tam olarak benzemeyen tadı ile Türk Kahvesi sahiden bir baş tacı.

Kokusu ile ilgili de bir iki kelam etmek isterim. Arabica kahve çiçeği kokusu yasemin ve portakal çiçeği karışımı gibi.

Kahve kokusu ise kahve tüketimimizin en temel sebebi olabilir sahiden. İster Merlyn Monroe gibi sade düşünüp “bazı kokular var insanı baştan çıkarır” deyin, ister Marcel Proust gibi “geçmişe ve yaşantılarımıza  koku ve tat bizi  götürür” felsefesinde olun kesin olan; kahve kokusunun bizi bir yerlere götürüp geri getirdiği ve kokusunun bize pozitif çağrışımlar yaptığıdır.

kivamli_ve_bol_kopuklu_turk_kahvesi_nasil_yapilir3

Resim:Hürriyet Aile

Gurme kahve de neyin nesi?

Havalar da iyice soğudu artık. Kapalı mekanların tadını çıkarma zamanı geldi.. Maalesef bizde yurtdışındaki gibi meydanlarda noel kutlamaları yapılmıyor. Sıcak şarap içme alanları gibi alanlarımız da olmadığından kapalı alanlarda kahve severler kahve içerek mesut olmaya çalışacak.

İstanbul’un her köşebaşında burun gıdıklayan kahve kokusu ve adam başına artan barista sayısının bize anlatmak istediği tek bişey var. Kahve eskisi gibi su + kahve değil artık. Gurme oldu gurme! Türk kahvesinin bile gurme versiyonları var. Bana göre ise “gurme kahve” demek artan katkı maddesi ve artan fiyat demek sadece.. Süt, süt köpüğü, kakao kahveye güzel tatlar verebiliyor ama onun dışında kahveye eklenen her şey bana göre yanlış ve kahvenin tadına zarar veriyor. Buna şeker de dahil. Hatta en saygı duyduğum ülke ve milletlerden olan Hollanda’da “Koffie verkeerd” diye ünlü bir kahve var. Bu kahve bildiğiniz “Yanlış kahve” anlamına geliyor. Çünkü doğru kahve olan kahve+su’ya göre çok fazla süt içeriyor. Bildiğiniz Latte veya  Cafe au lait aslında.

Günümüzün devasal kahve makinelerinde yapılan latteler ve macchiatoların yanında kahve+su’yu kıymetli bulmayanlar olabilir tabii. Onlar da artık rahatlıkla sokak başlarında gurme kahve yapan mekan bulabiliyorlar. Oralardaki tek mesele bitmek bilmeyen kuyruklar. Bir blogger çok güzel bir şema çizmiş. Çok beğendim:

o-COFFEE-INFGRAPHIC-900
Kumlu alan: Kahve alırken kuyrukta geçen bekleme zamanı Kahverengi alan: Sosyal medyada kahvemizi paylaşırken geçen zamanı Turuncu alan: Kahvemizi içerken geçen zaman

 

 

Evimizde dev bir kahve makinesi yoksa gideriz kahveci dükkanlarına tadım yapmak için sıra bekleriz. Kahve seçiminizi yapmaya çalışırken şunlardan birini duymuşsunuzdur eminim: Köpüksüz nan fat lütfen, ayy kremasını fazla koymuşsunuz, chai tea latte istiyorum one shot espresso da ekleyelim… Kaprisli müşterilerden bahsetmek bile istemiyorum. Baristaların başbelaları :).

Normalde kahve +su yaparak bize keyif veren güzelim kahve şimdilerde gurme kahveye dönüştü. Artık maksat kahveyi içmek değil sosyalleşmek, sosyal medyalaşmak veya başka şeyler..Kısacası görünen o ki Kahve, içimi dışındaki artıları aracılığı ile de insanlığa  hizmet vermeye devam ediyor.

İtalya’da beş köy, beş aşk :Cinque Terre

olanbiten (4)

Nedendir bilmem ama “yurtdışı tatil” deyince hep akla ilk Roma gelir. Galiba vakti zamanında  Audrey Hepburn’lü Vacanza Romana filmi ile iyi PR yapmış İtalya  ve Roma akıllarda iyi tatil diye bir yer edinmiş.

Bendeniz ise İtalya ile ilgili ilk yazımın mutlaka Cinque Terre olmasını istedim. Çünkü içinizi kıpır kıpır edecek romantik* alanlara, inanılmaz doğal güzellikte kıyılara ve mini mini trek rotalarına sahip bir bölge burası. En önemli özelliği ise köyler arası ulaşımın sadece trenlerle yahut yürüyüş ile yapılıyor olması.

10527670_10152224724262957_7059851020300517902_n
Tren yolculukları öyle güzel ki.. Tren çok sık tünellere giriyor.
10360345_10152224723527957_1875706827759977434_n
Riomaggiore Monteresso’ya yürüyüş rotasından bir fotoğraf.
10342415_10152224750502957_1344373014591903527_n
Vernezza -Manarola köyleri arasındaki yürüyüş yolunun başlangıcından Vernezza köyü manzarası.

Cinque Terre İtalyanca’da beş köy anlamına geliyor. Riomaggiore, Vernezza, Manarola, Corniglia ve Monterosso köylerinden oluşuyor. Sarp kayalıklar üzerine inşa edilmiş evler, estetik keşmekeş yaşam stili ve şirin kayıklara ev sahipliği yapıyor bu köyler.  Henüz Amerikalılar dışında çok tercih edilen bir destinasyon olmadığından gerçek İtalyanlar ve onların gerçek yaşamlarına tanık olabiliyorsunuz.

İtalyan sahillerinin güzelliği, bakımlı balıkçı kayıkları, üzüm bağları, limon ağaçları, renk renk begonviller, şarap, insanların neşesi bir araya gelince aşk olmaz da ne olur? Bu aşk’ın en kıymetli malzemesi ise köyleri birbirine bağlayan tren yolculukları. Tren’in düdüğünü duyduğunuzda sevdiğinize kavuşmak için yola çıkmaya hazır oluyorsunuz…

Yemek açısından asla sıkıntı çekmezsiniz. Pizzalar, deniz ürünleri ve şarapseverler için Toscana bölgesinin leziz şaraplarını kolaylıkla iyi fiyatlara bulabiliyorsunuz. Benim oradaki en sevdiğim yemek mekanı Vernezza’daki Geleteria (Dondurmacı) oldu. Yerini tarif etmeyeceğim çünkü önünde bekleyen insanlardan ve dükkanın etrafında mutlulukla dondurma yiyen turistlerden kapısını bulmanız hiç zor olmayacaktır. O dondurma öyle efsane bişey ki bir seferinde üst üste 18 top yemeyi başardım. Üstelik bu 18 topun her biri farklı aromaya sahipti. Genci yaşlısı, yerlisi yabancısı herkesler dondurmayı yalayarak yemenin tadına varıyor desem abartmış olmam.

Tren ve yaya yolu dışında öteki ulaşım metodları zor -Riamaggiore’de karayolu var- başka bir deyişle seyrek . Dolayısıyla bu beş köy doğa sever yürüyüşçüler için bire bir..  Yürüyüş rotaları- daha doğrusu patikaları-  yer yer tepe yamaçları üzerinden , sık sık yamaç sırtlarından , bazen sahillerden, şarap bağlarından geçmece şeklinde. Tabi bu patikalar dik yamaçlarda olduğundan sık sık toprak kayması, erozyona uğruyor. Dolayısıyla yürümek için yola çıkmadan önce mutlaka yolun açık olup olmadığı teyid edilmeli. Bazı noktalara check point yerleştirilmiş ve geçmek için 7€ gibi bir ücret ödüyorsunuz.

1976961_10152224723662957_4917823858108174594_n
Manarola köyü
10421301_10152224723307957_2861495263148065012_n
Kayıkların hepsi İtalyan şıklığını yansıtan örtülere sahip.
10406537_10152224750752957_2949632621037555145_n
Bu geçit sahil – Vernezza köyü arasında.
10527349_10152224752672957_4591828645771217555_n
Montorosso köyü

10373497_10152224724047957_3305314238439033214_n 10482596_10152224723577957_983343083206728927_n 10491194_10152224724157957_6045044164508585629_n 10527506_10152224752822957_734965680055451493_n 10530929_10152224747842957_2961339013321399114_n 10556288_10152224723342957_7161883439192822322_n 10557244_10152224748097957_5788734215546878855_n 10557292_10152224747582957_5173858608746405290_n

Cinque Terre La Spezia iline bağlı ve aslında baktığımızda bu il pek çok destinasyona sahip geniş bir bölge. Amma velakin gel gör ki bizim ahali tutturmuş bir Portofino diye sadece Portofino’ya gidiyor Cenova üzerinden. Sonra bir bakıyorsunuz Portofinoda her yer Türk İtalyan yok :).  Akabinde Portofino’da kahve keyfi paylaşımı yapmak isteyenler latte diye kahve sipariş edip karşılarına süt gelince ama aaaa ben süt siparişi vermemiştim sütlü kahve istemiştim gibilerinden vukuatlar yaşıyorlar. Efenim lütfen yapmayınız etmeyiniz. İtalya’da latte sipariş ederseniz masanıza sadece süt gelir o da kahve içermez. Kahveseverler aman diyeyim.

*Yazar burada hem Romantizm akımını hem de anlam kötülmesine uğramış hali olan Romantikliği kast etmektedir.

Romantizm akımını şu resim çok güzel ifade ediyor. Bir de alta bir tanım ekledim.

Caspar_David_Friedrich_-_Wanderer_above_the_sea_of_fog

1790‘dan yaklaşık 1850‘ye kadar Avrupa‘da edebiyatın müziğin felsefenin görünümünü köklü bir şekilde değiştiren ve resimde bir yenilenmeye yol açan romantizm (fr. romantisme), belli bir tanıma girmeyen niteliğini korumakla beraber, var olmanın özgür bir ruh hâlini işaret etmektedir. Ortaya çıkışında ise 1789 Fransız İhtilali sonrasındaki toplumsal, siyasal ve düşünsel yapının etkileri vardır.

Kısaca espresso ve türevleri ..

Kahve, su, süt, çikolata ve köpüğünüz var ise çeşit çeşit kahve yapabilmeniz mümkün oluyor. Temel ve değişmeyen malzeme espressodur.

Espresso: Taze öğütülmüş kahve çekirdeğini yüksek basınca tabi tutarak çıkartılan nefis ötesi kahve özütüdür.

Americano: Su ile espressoyu karıştırırsanız Americano olur.

Macchiato: Espersso’ya bir damla süt eklenmesi ile elde ediliyor. Ama şimdilerde daha çok süt köpüğü ekleniyor. Üzerlerinde azıcık beyazlık olan ve süslemeleri en çok yapılan kahve türü bu.

Au Lait: Fransızca sütlü kahve anlamına geliyor. Espresso ve süt karışımı demek. Sütü soğuk katanlar, sütü sıcak katanlar bu kahve türünün envai çeşidi bulunuyor.

Latte: espresso, süt ve süt köpüğü karışımı demek. Ancak İtalya’da latte sipariş ederseniz masanıza sadece süt gelir.

Cappucino: 1/3 Espresso oranına 2/3 taze yağlı sütün köpürtülerek hacim kazandırılan içecek, Oldukça farklı varyasyonlarda yapılabiliyor.

Mocchacino: Latte gibi espresso ve süt ana bileşenleridir. Farkı kakao tozu veya çikolata eklenmiş olmasıdır. Cafe mocha sıcak çikolataya espressonun eklenmesi ile oluşuyor denebilir.

Bu hala bana karışık geliyor diyorsanız işte size basit bir küme anlatımı :

unnamed

Herkese bol kahveli günler…

Dünya kahve günü 29 Eylül mü? 1 Ekim mi?

Aslında geçen sene yazdığım bu yazı 29 Eylül’e br gün kala okunup paylaşılmaya başlayınca hemen yeni bir güncelleme yapma gereği hissettim. Çünkü bazı kahve dükkanları veya (roasters) 29 Eylül’de bu günü kutlayıp bedava kahveler dağıtırken bazıları da 1 Ekim’de kutluyor.

Bir Milan kahvecisi de 29 Eylülden -1 Ekime kadar tarih vermiş. Ne güzel İtalyanlara her gün bayram, her gün kahve günü zaten 🙂

29 Eylül  gününde sadece Amerika’da bazı zincir kahve dükkanlarında dünya kahve günü kutlanacak. USA Today’in haberine göre Dunkin Donat, Krispy kreme ve ismini daha önce duymadığım dükkanlar Amerika’da herkesi bedava kahve içmeye davet ediyor.

Davete icabet edebilecek ABD’de yaşayanlar için link: http://www.usatoday.com/story/news/nation-now/2015/09/27/national-coffee-day-where-get-freebies/72872018/

Türkiye’den ise Starbucks bugüne (29 Eylüle) özel bir kahve alana aynı boy bedava kahve dağıtacağını duyurdu. Ancak bu bedava kahve için fotoğraf çekeceksin instagramda paylaşacaksın ya da marka kartı olmalı gibi şartları var.

ICO-International Coffee Organization ise Dünya Kahve Günü kutlamalarını, kampanyalarını, tadımlarını, etkinliklerini ve ücretsiz kahve dağıtım günü olarak 1 Ekimi belirlemiş. Kısacası Adil Ticaret Kahveciliği yapan kahvecilerin kendini tanıtma günü  1 Ekim. Güzel de bir web sayfası hazırlamışlar http://internationalcoffeeday.org/. Katılan kahve dükkanları ve roasterlar tek tek isimlendirilmiş. Her türlü detaylı bilgi İngilizce olarak mevcut.

1948056_10151948852617957_1458414408_n

ICO etrafında birleşen orta ölçekli, piyasayı fiyatlarıyla ezmeyen kahve üreticileri  çoluk çocuk çalıştırmıyor, işçileri ezmiyor. Sadece beyaz yakalı kölelere sahip 🙂 Bu üreticilerin kahvelerinin fiyatı yüksek olduğundan fazla bedel ödüyormuşuz gibi geliyor.. Ama yine her ucuz üründe olduğu gibi ucuz ürünlerin bedeli çok ağır.

İstanbul’da da fair trade coffee zinciri kahveleri satan pek çok mekan var. Birbirinden leziz Güney Amerika kahvelerini, farklı tadlarda deneyimlemek mümkün.

Bu sene 1 Ekim’deki etkinliğe Gümüşsuyunda bulunan Twins Coffee Roasters katılıyormuş. 250 gr özel harman kahvelerinden alana ücretsiz herhangi bir kahve vereceklermiş. Daha detaylı bilgi için sosyal medya hesaplarına bakmakta yarar var.

O zaman bugün ve 1 Ekimde her gün içtiğimiz Türk kahvesi veya espresso’ya yeni bir fair trade coffee kahvesi ekliyelim mi?

Afiyet olsun tüm kahveseverlere..

(Güncelleme: 29 Eylül 2015)

cd39b461f863a7862c2bb9fd4f3db336