Şekersiz gelincik şerbeti yapımı

Güzel bir ilkbahar günü kıra bayıra çıkarsanız eğer gelincik toplayarak gelincik şerbeti yapabilirsiniz. Ben de internetten tarif bularak yapayım dedim. Iyi ki de yapmışım. Kahvenin yanına çok iyi bir eşlikçi oldu.

Aşamaları şöyle:

Kırda bayırda gelinciklerin sadece tepelerini topluyoruz. Öyle çok toplamaya da gerek yok. 3 dolu dolu avuç gelincik ile 3 kavanoz şerbet çıkıyor. Eve gelince ilk işim gelincik taç yapraklarını saplardan ayırmak oldu. (Bazıları siyah kısımları dahi ayırıyormuş. Uğraşırım diyenler onu da yapabilir.) Sonra ayıkladığımız kırmızı taç yaprakları bol su ile yıkayıp bir gece suda tutarak temizliyoruz.

Gelincik yapraklarımız temizlenince onları 3’e bölüp kavanozlara yerleşiriyor ve üstüne su koyuyoruz. 3 kavanoza 1,5 limon suyu sıkıp üstüne de 2’şer limon dilimi koyuyoruz. Kavanozları cam kenarında, güneş alan bir yerde 48 saat bekletiyoruz.

Sonra da beyaza dönmüş yaprakları çıkarıp  suyu süzüyoruz. Içlerine aroma olması açısından ben kavanoz başına birer kakule biraz da karanfil kattım. Kendi zevkinize göre tatlandırabilirsiniz. Özellikle Türk kahvesine iyi bir eşlikçi gelincik şerbeti. Yapanlara afiyet olsun!

Kıyıköy kışın daha güzel

Kıyıköy, Kırklareli iline bağlı Karadeniz kıyısında şirin mi şirin bir balıkçı kasabası.

İstanbuldan Tem Edirne yönünde gidip Çerkezköy gişelerinden çıktıktan sonra Saray yönünde devam edip oradan da Güngörmez, Bahçeköy gibi Trakya köylerinden geçip, güzel güzel çamurlanan mandalar ve Istıranca  etekleri, orman manzaraları eşliğinde yol alıyorsunuz. Yol Saray sonrasında bol bol viraj içermesine rağmen seyahatin keyifli bir kısmını  oluşturur. Özellikle Bahçeköy mandaları ile ünlü olduğundan manda yoğurdu ve sütü satışlarını yol kenarında bol bol görürsünüz.

Saray yönünden köye giriş yaptığınızda sizleri kırmızı tuğlalardan örülmüş sur (kale) duvarı karşılıyor. Surların içinde, kasabada, ahşap ve taştan yapılmış tarihi rum evleri bulunuyor. Bugünlerde bu evler maalesef oldukça bakımsızlar. Neyse ki kediler durumu tatlandırıyor.

ımg-20151212-wa0000.jpg.jpeg

Mübadeleyle birlikte türklere terkedilen; trakya’nın karadeniz kıyısındaki nadir rum yerleşimlerinden biridir Kıyıköy.  Eski adı da Midye imiş. Hani lise tarih derslerinden ezberlerimize zorla sokulan Ayastefanos anlaşması ile Enez Midye hattı yukarısı Ruslara bırakıldı’da bahsedilen Midye Kıyıköydür.

2000’li yılların başında dehşet güzel doğal manzarası, yemyeşil ağaçları, dereleri, uzun kumsallı plajı ve ucuz balıkçıları ile nam salmış bir cennetti adeta. Haftasonları veya bayramlarda sadece İstanbul değil Tekirdağ ve Kırklareli ilçelerinin de yoğun ilgisi ile tıka basa dolan bir köydü. Şimdi de dolup taşıyor ama eski ucuzluğu kalmadı, İstanbul fiyatları ile rakabet eder halde. Gittikçe de kirlenen bir yapıya sahip olmaya başladı. Halbuki 2007 sayılı resmi gazete kararı ile burası bir eko turizm merkezi olarak seçilmiş bir yer.  Hala eğer haftasonu veya bayram seyran gibi zamanlarda gitmeye çalışırsanız kalabalık ve dar sokaklarında ilerleyemez hale gelebilirsiniz.

Şimdilerde kış gelmek üzere olduğundan esas güzelliği ortaya çıkıyor Kıyıköyün. Yakan trakya soğuğu, rüzgar ve doğal manzara eşliğinde kışın günübirlik gidip sakin sakin sahilde şöyle bir yürüyüş iyi gelir . Limana, balık teknelerine, mini lagüne tepeden bakan çay bahçelerinde  (Kartal Çay Bahçesi veya Marina Cafe gibi) çay içip, kahvaltı edebileceğiniz mekanlarda da ısınmak mümkün.

Kış aylarında Kalkanı ile bilenen bu köyde Kalkan da yiyebilirsiniz. Ancak  bana göre ne çayda ne kalkanda beklentilerinizi yüksek tutmamakta fayda var. Fiyatlar da bahsettiğim gibi eskiye oranla yüksek.Örnek vermek gerekirse manzaralı  çay Marina Cafe’de 1,5 TL. (Aralık 2015)

Mehmet Yaşin’in programında Kıyıköy Köşk restoran:

ımg-20151212-wa0001.jpg.jpeg
Soğuk ve rüzgarın yansıdığı balıkçı limanı. 

20151212_123501.jpg

Zamana Meydan Okuyan Aizanoi

Bu defaki gezimde yaşadığımız ülkede değeri henüz anlaşılamış muazzam bir kültür mirası olan Aizanoi antik kentini ziyaret etmeyi amaçladım. Yakın coğrafyadaki Efes Antik Kenti kadar ünlü olmaması ve ülke tanıtımlarında yer almaması biraz üzücü olsa da en azından sahip çıkılarak korunması hoşuma gitti diyebilirim.

Zeus Tapınağı
Zeus Tapınağı Önden Görünüşü

Aizanoi, Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesi sınırları içerisinde bulunan M.Ö. 130 yılı civarında burada yaşamış olan Romalılardan kalma bir antik kent. Bölgenin Helenistik dönemde Frigya, Bythinia gibi bir şehir devleti iken Romalıların egemenliğine geçtiği rivayet edilmektedir. Zeus tapınağı, Anfi Tiyatro, Borsa binası, Sütunlu cadde gibi yapıları günümüze kadar sağlam gelmeyi başarmış olmasına insan gerçekten hayret ediyor 🙂

Zeus tapınağı
Zeus Tapınağı

Bölgedeki yükselti üzerine inşa edilmiş olan Zeus Tapınağı bölgede meydana gelen depremlerden dolayı zarar görmüş olsada sapasağlam biçimde biçimde duruyor. Benim ilk ziyaretimde halka açık olan bu mekanın etrafına çit çekilmiş durumda ve müze olarak ziyaret edilebiliyor. Müze kartınız varsa ücret ödemeden ziyaret edebilirsiniz. Giriş yaptığınızda tapınağı ve etrafındaki arazide sergilenen tarihi eserleri dilediğinizce gezebilirsiniz.

Anfi Tiyatro
Anfi Tiyatro Kalıntıları
Sütunlu Cadde
Sütunlu Cadde

Ulaşım:
Aizanoi Kütahya şehir merkezine 58 km uzaklıkta. Kentin bulunduğu Çavdarhisar ilçesine Kütahya ilçe merkezinden saat başı kalkan dolmuşlarla ulaşabilmeniz mümkün. Ben bir bisikletsever olarak şehir merkezinden pedal çevirmek suretiyle 4 saatte ulaşabildim. İlçeye ulaşımı sağlayan yollarda trafik oldukça sakin fakat ben yine de o yolları bisiklet tepesinde tek başınıza tepmenizi önermem, belki kalabalık bir grupla ıssız yollarda seyahat edebilirseniz eğlenceli olabilir.

Konaklama:

Malesef ilçede konaklayabileceğiniz herhangi bir yer yok. Sanırım bunun nedeni de insanların buraya ilgi gösterip ziyaret etmemeleri olmalı. Konaklayabileceğiniz en yakın yer 40 km uzaklıktaki Gediz ilçesidir. Maalesef bu durumdan ötürü havanın kararmadan bölgeden ayrılmak zorunda kaldım.

Unutmadan belirteyim, İlçe halkı buranın ziyaret edilmesine ve turist görmeye az da olsa alışkın olduğu için sizleri sıcak karşılıyor. Sanırım onlarda buranın fazla ilgi görmemesinden dolayı az sayıda ziyaretçiden biri olan bana ellerinden geldiği kadar konuksever davrandılar.

Zaman kavramını yitirdiğiniz kırsal güzellik: Trakya köyleri

Büyük metropollerde yaşayanların bir şekilde kırsal ile bağlarını koparmaları bana göre önemli bir ekolojik problemdir. Çocukların domateslerin ağaçta yetiştiğini zannettiği veya içtikleri sütün nasıl elde edildiğini bilmediği, baharda açan çiçekleri satın almadan görememeleri çok garip değil mi sizce?

İnsan doğanın ayrılmaz bir parçası olduğundan  yakın bir kırsala gideyim  peynir alayım, peynir tatlısı yiyeyim, köfte yiyeyim derseniz Trakyayı hedef bölge seçebilirsiniz. İstanbul çıkışında E-5 trafiğini atlattıktan hemen sonra aslında Trakya kırsalına gelmiş sayılırsınız :). Burada haritadaki Keşan, Malkara ve Hayrabolu gibi her ilçenin köyleri birbirine benzer nitelikte. Dolayısı ile hali hazırda bağı olanlar zaten şanslılar.  Destinasyon önerisi lazım gelenlere de Keşan’a bağlı Çamlıca ve Evreşe’ye bağlı Kocaçeşme köylerini öneririm. Bu köyler sanki Cumhuriyet döneminden kalma gibiler. Hem görmelik hem bahçe oluşturmalık hem de tam çay içmelik.

Bu köylerde konuştuğumuz her Trakya köylüsü benim oğlum, benim kızım İstanbul’da şurda burada dediği insanların buralarda da bahçeli ev modelleri yaratarak hem oradaki kalkınmaya hem de kendi aile bütçelerinde katkıda bulunduklarını düşünsenize..

İstanbul beton binalarından sonra nizamlı yerleşim ve bahçeler, sarı yeşil renkli tarlalar, deniz ve körfez görmeye başlıyorsunuz Tekirdağ yolunda.  Şöyle daha sakin havalara sürükleniveriyorsunuz.  Hele de Korudağ (Keşan-Saroz körfezi arası) semalarına ulaşırsanız sükunet ve oksijen bolluğu biraz çarpabilir. Az ilerisi saroz körfezi zaten. Burada da Gökçetepe veya Gelibolu semalarında yol alabilirsiniz.

Arada bir temiz ve sakin hava almak için gidilmesi gereken bu köyler turistik mekanlara taş çıkartacak nitelikte.

Malkara kooperatifler birliğinden aldığım beyaz peynir ve kaşar peynirinin tadı da ayrı güzeldi doğrusu.

549248_10152818104127957_6360616009150433399_n
Kocaçeşme köy berberi
11163767_10152818103672957_6576560066283515032_n
Çamlıca köyü meydanı
11163767_10152818106432957_8270133870580276399_n
Bahar gelince coşan morsalkım
11159986_10152818104867957_4124136009859407897_n
Tadı enfes köy kahvesi çayı
11168472_10152818106152957_2918620645492880034_n
Leylek yuvası. Aslında içinde leylek var ama ayağa kalktığında yakalayamadım.

 

 

Bahar gelir hoş gelir; Baharda gezmelik yerler listesi

İtiraf etmeliyim şimdi pc başındayım ama içerden bir ses ” dışarı çıık” ” bisiklet süür” “geez” diye dürtüyor. Hele bir de yan taraftan Vivaldi’nin Bahar’ı çalıyorsa gelsin hayaller gitsin gezme planları. Eminim kimsenin itirazı olmaz bahar bir yılın en güzel mevsimi. Doğanın kendini tekrar yinelemesi gibi insanlar da kendilerini yeniliyor. Bahçesi olan şanslı insanlar domatesini ekiyor, çileğin etrafını kazıyor, sarımsaklarını çıkarıp biraz nadasa bırakıyor. Laleler, vişneler, manolyalar, erik ağaçları hepsi çiçek çiçek oluyor.

Efenim böylesine nefis bir mevsimde şunlar yapılmalı;

Yakın bölgede papatya, menekşe tarlası keşfi, ormanlara yakın bölgelerde düzlüklerde papatyalar tane tane olmaz, tarla tarla olur. Menekşe tek tüktür ama papatya tarlalarının arasında minik kafalarına rast gelmeniz olası. Yabanıl menekşelerin rengi görmeye alıştığımız menekşelerde biraz daha küçük ve soluk olur.

tapatya tarlasi

Bisiklete atlamaca, işte artık bahane yok. O bisiklet tüm kışı geçirdiği yerden çıkmalı. Zinciri yağlanmalı, paslarından arındırmalı ve yola çıkılmalı işte. Nereye gittiğiniz önemli değil çünkü bahar rüzgarı yanağınıza tatlı tatlı esecektir. Tabi sele o kadar tatlı esmeyebilir..

baharda tisiklet

En yakın gerçek doğal su kaynağı, bu şekilde hitap etmem saçma ve komik ama suyumuzun kaynağını hiç göremememiz çok acaip değil mi? Hani bırakın Orhan Veli’nin bedava acı suyunu havasını.. Gerçek doğal kaynak su tadını unutacağız diye bile düşünüyorum. İçtiğimiz sulara göre biraz daha kireçli daha tok tok çünkü bu doğal kaynaklar. Gerçi bölgeden bölgeye değişiyordur..

Gerçek köy kahvesinde çay içme, ben normalde kahveciyim biliyorsunuz ama bu köy kahvehanelerindeki çayın lezzeti ve rengi bir başka yahu..Normalde çok yüksek meblalar ödeyip çayın tadını hiç beğenmediğimden içmiyordum. Ama köy kahvelerinde ucuza lezzetli çay keyfi sahiden bir başka.. 

koykahvecayi

Gezginin uyuyabileceği birbirinden sıradışı 10 ortam

Gezgin dediğimiz insan her yerde uyuyabilir. Hava alanlarında, tren istasyonlarında, yıldızların altında, 5 yıldızlı otellerde…Neresi olursa.. Ama şu birbirinden ilginç 10 ortamda uyuyan gezgin  mest olmaz da ne olur?

1. İsveç’te herhangi bir igloo

İgloo İskandinav ülkelerinin karakteristik evleri oluyor. Bir nevi sığanak demek.  Çetin geçen kış koşullarında sığınmak için iyi bir seçenek oluşturuyor.Gezginlerin en çok ilgisini çekeceğini düşündüğüm igloo tipi ise termal camla kaplanmış olanlar. Düşünsenize, kar soğuk ve sessizliğin içinde siz sımsıcak kalabilecek ve nefes kesen kuzey ışıklarını izleyebileceksiniz.

iglo kuzey isik

 

2. Moğolistan Yurtları (çadırları)

Moğolistan’ın bitmek tükenmek bilmeyen yüksek düzlüklerinde at binmek dışında ne yapılabilir bilemiyorum ama yurtlarında kalmanın çok heyecan verici olacağına eminim. Oldukça yüksek düzlükülerde kurulan bu çadırlar göçebe yaşamın en önemli simgesi.

monolianyurt

3.Viking Hotelleri

Bolca örnekleri ve çeşitlemeleri olduğuna emin olduğum Viking konsepti temsilcilerinden bir tanesinde bir gece geçirmek oldukça ilginç olabilir.  Viking bardaklarında bira içip, masalarında oturarak eğlenip Thor çekici takmak ve kendini yarı Viking tanrısı hissetmek bünyeye iyi gelebilir.

vikingbar

4.Tren Vagonları

Yataklı trenler ve tren istasyonları hala bir çok gezginin uyuma alanlarını oluşturuyor. Ama bu sefer benim kastettiğim restore edilmiş vagonlar veya eski tren istasyonları. Örneğin vakti zamanında İstanbul’dan da geçen ünlü Orient Exprress’te kullanılan vagonlar artık konaklama hizmetlerinde kullanılıyor.  İngiltere’de bu otellerin farklı versiyonları mevcut. Bu tarihi vagonların yaşanmışlıklarını ve yolculuklarının bir kısmını deneyimlemeye çabalamak oldukça sıradışı olabilir.

trenhotel

 

5. Buz Otelleri

Ruhun sanat açlığını besleyebilecek şekilde farklı farklı  tasarlanan odaları ile buz otelleri cesur gezginlere hizmet veriyor. Eh biraz üşümek kimseye zarar vermez bence 🙂

buzotel

 

6.Dev küreler

Fotoğrafını göreceğiniz dev küre aslında bir ağaç ev. Vancouver Kanada’da bulunan bir ağaç otel serisinin evi. Bu dev kürenin mimarı Tom Chudleigh’e göre aşağıdan yukarıya doğru yıkarak inşaa etme yerine asma tekniğini kullanırsanız yok etmeden o alanda yaşayabilirsiniz. Doğa ile dost bu dev kürenin içi ve etrafı büyülü gibi. . Eminim içinde kalma da öyle olur.

devküreler

7.Jule’un denizaltı hoteli

Odanıza gitmek için 6 m scuba dalışı yapmanız gereken bir yaşam alanı desem size? Sonrasında da odanızdan rahat rahat akvaryum izler gibi denizaltını izleyebilirsiniz. Bir zamanlar su altı laboratuvarı olarak hizmet vermiş bu otel Florida A.B.D.’de..

012449-remote-hotel

 

8.Mardin taş evleri

Yazın sıcaktan koruyan, kışın da ısıyı muhafaza eden taş evler gezginler için iyi bir alternatif. Mardin taş evlerinde konaklayıp güzel bir manzaraya ve güne başlamak..

mardin-tas-evleri-2940-I3

9.Baobab kulübeleri

Bir ağaç türü olan Baobab adını taşıyan bu kulübe tipi konaklamalar Afrika’da gezginlerin ilgisini çekeceğine emin olduğum farklı bir tarz sunuyor.

Planet-Baobab-Botswana-002

 

 

10. Kanalizasyon Betonu

Avusturya  Ottensheim’da yer alan bu otel bildiğiniz beton dev kanalizasyon kanallarından oluşuyor. Tuna nehri kıyısına konuşlanmış bu otel alanının en iyi noktası ise fiyatına sizin karar veriyor olmanız. Dolayısı ile Avusturya gezginleri için uygun bir alternatif olabilir.

dasparkhotel_ottensheim

İtalya’da beş köy, beş aşk :Cinque Terre

olanbiten (4)

Nedendir bilmem ama “yurtdışı tatil” deyince hep akla ilk Roma gelir. Galiba vakti zamanında  Audrey Hepburn’lü Vacanza Romana filmi ile iyi PR yapmış İtalya  ve Roma akıllarda iyi tatil diye bir yer edinmiş.

Bendeniz ise İtalya ile ilgili ilk yazımın mutlaka Cinque Terre olmasını istedim. Çünkü içinizi kıpır kıpır edecek romantik* alanlara, inanılmaz doğal güzellikte kıyılara ve mini mini trek rotalarına sahip bir bölge burası. En önemli özelliği ise köyler arası ulaşımın sadece trenlerle yahut yürüyüş ile yapılıyor olması.

10527670_10152224724262957_7059851020300517902_n
Tren yolculukları öyle güzel ki.. Tren çok sık tünellere giriyor.
10360345_10152224723527957_1875706827759977434_n
Riomaggiore Monteresso’ya yürüyüş rotasından bir fotoğraf.
10342415_10152224750502957_1344373014591903527_n
Vernezza -Manarola köyleri arasındaki yürüyüş yolunun başlangıcından Vernezza köyü manzarası.

Cinque Terre İtalyanca’da beş köy anlamına geliyor. Riomaggiore, Vernezza, Manarola, Corniglia ve Monterosso köylerinden oluşuyor. Sarp kayalıklar üzerine inşa edilmiş evler, estetik keşmekeş yaşam stili ve şirin kayıklara ev sahipliği yapıyor bu köyler.  Henüz Amerikalılar dışında çok tercih edilen bir destinasyon olmadığından gerçek İtalyanlar ve onların gerçek yaşamlarına tanık olabiliyorsunuz.

İtalyan sahillerinin güzelliği, bakımlı balıkçı kayıkları, üzüm bağları, limon ağaçları, renk renk begonviller, şarap, insanların neşesi bir araya gelince aşk olmaz da ne olur? Bu aşk’ın en kıymetli malzemesi ise köyleri birbirine bağlayan tren yolculukları. Tren’in düdüğünü duyduğunuzda sevdiğinize kavuşmak için yola çıkmaya hazır oluyorsunuz…

Yemek açısından asla sıkıntı çekmezsiniz. Pizzalar, deniz ürünleri ve şarapseverler için Toscana bölgesinin leziz şaraplarını kolaylıkla iyi fiyatlara bulabiliyorsunuz. Benim oradaki en sevdiğim yemek mekanı Vernezza’daki Geleteria (Dondurmacı) oldu. Yerini tarif etmeyeceğim çünkü önünde bekleyen insanlardan ve dükkanın etrafında mutlulukla dondurma yiyen turistlerden kapısını bulmanız hiç zor olmayacaktır. O dondurma öyle efsane bişey ki bir seferinde üst üste 18 top yemeyi başardım. Üstelik bu 18 topun her biri farklı aromaya sahipti. Genci yaşlısı, yerlisi yabancısı herkesler dondurmayı yalayarak yemenin tadına varıyor desem abartmış olmam.

Tren ve yaya yolu dışında öteki ulaşım metodları zor -Riamaggiore’de karayolu var- başka bir deyişle seyrek . Dolayısıyla bu beş köy doğa sever yürüyüşçüler için bire bir..  Yürüyüş rotaları- daha doğrusu patikaları-  yer yer tepe yamaçları üzerinden , sık sık yamaç sırtlarından , bazen sahillerden, şarap bağlarından geçmece şeklinde. Tabi bu patikalar dik yamaçlarda olduğundan sık sık toprak kayması, erozyona uğruyor. Dolayısıyla yürümek için yola çıkmadan önce mutlaka yolun açık olup olmadığı teyid edilmeli. Bazı noktalara check point yerleştirilmiş ve geçmek için 7€ gibi bir ücret ödüyorsunuz.

1976961_10152224723662957_4917823858108174594_n
Manarola köyü
10421301_10152224723307957_2861495263148065012_n
Kayıkların hepsi İtalyan şıklığını yansıtan örtülere sahip.
10406537_10152224750752957_2949632621037555145_n
Bu geçit sahil – Vernezza köyü arasında.
10527349_10152224752672957_4591828645771217555_n
Montorosso köyü

10373497_10152224724047957_3305314238439033214_n 10482596_10152224723577957_983343083206728927_n 10491194_10152224724157957_6045044164508585629_n 10527506_10152224752822957_734965680055451493_n 10530929_10152224747842957_2961339013321399114_n 10556288_10152224723342957_7161883439192822322_n 10557244_10152224748097957_5788734215546878855_n 10557292_10152224747582957_5173858608746405290_n

Cinque Terre La Spezia iline bağlı ve aslında baktığımızda bu il pek çok destinasyona sahip geniş bir bölge. Amma velakin gel gör ki bizim ahali tutturmuş bir Portofino diye sadece Portofino’ya gidiyor Cenova üzerinden. Sonra bir bakıyorsunuz Portofinoda her yer Türk İtalyan yok :).  Akabinde Portofino’da kahve keyfi paylaşımı yapmak isteyenler latte diye kahve sipariş edip karşılarına süt gelince ama aaaa ben süt siparişi vermemiştim sütlü kahve istemiştim gibilerinden vukuatlar yaşıyorlar. Efenim lütfen yapmayınız etmeyiniz. İtalya’da latte sipariş ederseniz masanıza sadece süt gelir o da kahve içermez. Kahveseverler aman diyeyim.

*Yazar burada hem Romantizm akımını hem de anlam kötülmesine uğramış hali olan Romantikliği kast etmektedir.

Romantizm akımını şu resim çok güzel ifade ediyor. Bir de alta bir tanım ekledim.

Caspar_David_Friedrich_-_Wanderer_above_the_sea_of_fog

1790‘dan yaklaşık 1850‘ye kadar Avrupa‘da edebiyatın müziğin felsefenin görünümünü köklü bir şekilde değiştiren ve resimde bir yenilenmeye yol açan romantizm (fr. romantisme), belli bir tanıma girmeyen niteliğini korumakla beraber, var olmanın özgür bir ruh hâlini işaret etmektedir. Ortaya çıkışında ise 1789 Fransız İhtilali sonrasındaki toplumsal, siyasal ve düşünsel yapının etkileri vardır.

Yeşil seyahat; Midilli’de pisiklet queyphi

Sizin de kurban bayramlarını uzakta geçirip kendi kendinize kalma isteğiniz var ve paranız mı az ? O hal  iyisimi  yakın komşularımızdan biri olan Yunanistan’a gidelim. Ama bu sefer çok büyük bir değişiklik yapalım. Bisikletimizi alalım.. Bisiklet yakıt istemez, mama istemez, feribotta yanınızda götürdüğünüzde sizden ek ücret istenmez ama sıkı durun ,,, sizi taşıyabilir.. Daha ne isteriz ki hayattan?

Neyse , Ayvalık’tan kalkan Midilli feribotuna bisikletimizle atlayıp balıkların limanda bile kımıl kımıl yüzeyde yüzdüğü Mythillini’ye geçiyoruz. Kasaba dar sokakları, sempatik kafeleri, kilisesi, frappeleri ile tam bir mini Yunan kenti havasında. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi görünen güneşin tadını ekim ayında da rahat rahat çıkarırsınız, Rum taş evlerinin arasında dolaşırken de serinlersiniz.

Bir de bakmışsınız her yerde Türkçe konuşuluyor, kafelerde Türkçe menüler var vs.. Türkler Mythillini için önemli gelir kaynaklarından biri.. Gitmeye devam.

E biz hani buralardan uzaklaşmaya çalışıyorduk.. Orası da Türkiye gibi diyorsanız elinizde bisiklet var ve saatte ortalama 15 km ile uzaklaşmak mümkün herhangi bir yöne :).. İki yön var .Birincisi Ouzo içkisinin en meşhur cinsinin yapıldığı Plumari yönü diğeri ise adanın kuzeyinde yer alan plajları ile ünlü Petra kasabası. Biz Petra yönünü tercih ettik.

20141006_161117_000
Kıpraşan balıklar ve Mythillini
20141006_140424
Bu evin yanına bisiklet çok yakıştı

Bisikletli manzara sahiden eşsiz çünkü yavaş gidiyorsunuz ve gözlemleyebiliyorsunuz. Zeytin bahçeleri, taş evlerden oluşan köyler, köy kahvehaneleri önünde oturuşan yaşlı bastonlu amcalar, deniz izlemeye gelmiş yazar kılıklı entellektüeller.. Ne ararsanız var gibi. Aslına bakarsanız Ege köylerinden hiç mi hiç farkı yok . Yalnızca burada evler gözünüze BETON, BETON diye baağırmıyor.. Taş ev olmalarına rağmen çok estetik ve şirinler. Her bir evde bahçe var ve bahçe estetiği, bahçe bina kombinasyonu estetiği  göz dolduruyor.

Yemekleri de başka yerlere kıyasla çok çok iyi. Deniz ürünleri çok bol ve fiyatları uygun. Dolayısıyla seçimler hep deniz ürünlerini tüketmek yönünde oluyor. Hele o Grek salata  yok mı? Yani devv  feta, kekik, zeytinyağı, koca koca doğranmış domatesler, biberler ve soğan bu kadar lezzetli olabilir mi? İnanılmaz! Midilli’de zeytini denizin içinde salamura ediyorlarmış tadı bana biraz yabancı ve uzak geldi.

20141005_143707
İşte böyle bir koyu baştan başa bisikletle geçebilir yorulunca da bir pansyionda konaklayabilirsiniz.

20141006_160747_00020141005_090214

Adım Hodor gittiğim yer Karadağ Kotor

Camping tarzı tatil yapmak hoşunuza gidiyorsa bir taraftan denize girip ağacı bol çadırlı alanlarda konaklayabiliyorsanız Karadağ, Kotor muhteşem bir seçim olur.

Bir kere en başında Hırvatistan yönünden Kotor’a gidiyorsanız eşsiz kıyı ve kıyıların dağlarla buluşma manzaraları sizi bekliyor. Renk skalasından kıyaslayacak olursak koyu yeşil makiler koyu mavi Adriyatik ile birleşiyor. Sadece yol çok kıvrımlı olduğundan araba tutanların kara yolunu tercih etmemeleri gerekmekte.

DSC02327DSC02319DSC02316

Yolda denizin ortasında minik minik adacıklar ve bu adacıkların şapeller  öteki yanda da dağların üstünde şapeller sizlere göz kırpıyor. Kısacası ortalık şapel ve kilise kaynıyor. Hani toplu yaşanılan yerlerde kilisleri geçtim şu miniminnacık adanın tamamını kaplayan şapelcik niye kurulur oraya kim dua etmeye kim gider çözemedim. Görüntü güzel ama ne diyelim J

DSC02324DSC02326

Kotor’un eski şehri bildiğiniz İstanbul surlarından daha kalın kale duvarları ile çevrili. Şehrin bildiğim iki girişi bulunuyor. Kapılar gözlemlenmesi kolay ve küçücük 3-4 kişi yanyana anca sığar. Anlaşılıyor ki içeriye kontrol ede ede, tek tek alıyorlarmış vakti ile J Kale  bildiğiniz ve tahmin edeceğiniz üzere bir yanda sırtını yüksek dağlara dayamış öteki yanda da hemencecik denize ulaştırıyor. Kale içinde de esnaf ve insanların yaşamı 1000 yıl önce nasılsa hala öyle devam ediyor. Sabahları mis gibi ekmek pişiren esnaf abi, dağlara giden ve dağ çileği toplayıp reçel yapıp satan teyzeler..

DSC02354DSC02349DSC02343

Şimdilerde oldukça turistik bir şehir Kotor. Neden mi? Aha işte bu minicik şehre dana gibi lüks büyük turist gemileri yanaşıyor. Bu gemilerden br tanesi bile eski Kotor’dan daha fazla nüfusa sahip. Bunu yermiyorum aslında ama lüks gemiler sanki lüks yerlere gitse hayat daha bir bayram olmaz mı? Mykanos olur, Portofino olur. Denizcilik hakkında pek bir fikrim yok ama anladığım kadarı ile Kotor büyük yolcu gemilerinin yaklaşmalarına müsaade eden bir yapıya sahip.

DSC02358DSC02340DSC02351

Özellikle deniz ürünleri ve balıklar ile ilgili mutfakları güzel Karadağlıların. Bir de gerçekten tüm kadınlar pek bir hoş, güzel ve alımlı.

Sulara gömülü güzellik “Halfeti” / Halfeti a beauty within waters – Şanlıurfa Turkey

Şanlıurfa’nın en uzak ilçesi Halfeti’nin eski yerleşim bölgesi, şimdilerde Birecik barajının suları altında başka yaşamlara ev sahipliği yapıyor. Siyah gül’ün yetiştiği tek yerdir. Siyah deniyor ama gül çok çok çok koyu kırmızı bir renk gibi… Kimsenin artık yaşamadığı taş evler ve sular altında kalan köy görülmeye değerdir.

Çoğunlukla romantik ve anarşist duygularla yaklaşıyoruz GAP projesine. İnsanların yaşamlarını yıktı, evlerinden etti şimdi o insanlar nasıl geçinecek gibi.. Ben de Halfeti’yi gördüğümde  mavi yeşil Fırat suları arasından yükselen evler, cami, mezar taşları bana sadece yok olmuşluğu hatırlattı. Aklımdaki tek söylem burada bir yaşam vardı ve o yok oldu. Şimdi sadece bu “yarım” geçmişi “tekne turu” aracılığı ile gezerek görebiliyoruz.

The furthest county  of Şanlıurfa, Halfeti is an ancient residential area nowadays under water of Birecik dam. Halfeti is home to other type of species than humans right now 🙂 and it is home to  unique Black Rose. It is actually a very dark dark red rose but still a different one 🙂

images
Black rose

Nobody lives in Halfeti anymore but the stone houses, village itself and the mosque remaining underwater worths seeing.

When I traveled to Halfeti I sensed destrunction only. There was a life once in this village and now it is gone. The people were forced to move to the new Halfeti on a hill side.

IMG_0045

Ama bu “yarım”lık o kadar güzel görsel öğeler içeriyor ki.. Bir yandan Fırat sularının mavi, yeşil, koyu mavi, lacivert arası renk değişimleri, öte yandan karada tarihi kalıntıların yanında yeniden başlayan, devam eden yaşamın yeşilleri. Kısaca demek istediğim yok olduğunu düşündüğümüz hayat aslında yok olmadı, tekrar başka biçimde başlıyor ve belki de şu an o kadar turistik hale gelmesinin temel nedeni yeniden başlayan hayatı gözlemleyebilmektir.

 As the Euphrates water turned from green to blue and to dark navy you can see the ancient stone houses the mosque under the water.

Now the village is one of the most famous touristic destinations in the Eastern part of Turkey.

IMG_0039IMG_0064

Zaten eski Halfeti’de yerli turistten çok yabancılara rastlıyorsunuz. Almanı, Fransızı bizden daha iyi geziyor hatta yerleşen yabancıların olduğu bile söyleniyor.

 

 

IMG_0034IMG_0035

Geçtiğimiz günlerde Halfeti, öldürülen iki motosiklet sever ile tekrar gündeme geldi. Umarım bir an önce failleri bulunur ve bu güzel şirin “yarım” belde bu güzelliği ile anılmaya devam eder.

İrlanda’nın koyunu sonra çıkar oyunu

Hani yeşilin ve çimlerin ferah güzel, pozitif bir yönü vardır. İyi hissedersiniz çime basınca, böyle kötü elektrik ayağınızdan olduğu gibi akar gider.. İşte çimlerin bu pozitif etkisini 20 ile çarpın İrlanda’nın çimlerinin etkisini belki yakalar. Yani öyle çıplak ayakla falan da basmanız gerekmiyor, salt gözlerinizin o çimleri görmesi yeterlidir.  Hele sabahın ilk ışıkları ile üzerinde kırağı damlaları birikmiş çimler var ya… Yeme de yanında yat :). Şu fotoğraflar çimlerin güzelliğini yansıtmaz ama belki bir fikir verebilir:

547443_10151718992177957_1892865448_n
Çim
1486830_10151817031192957_639214731_n
Çim ve Dere yanyana
1380091_10151718992777957_181562745_n
Enfes deniz manzarasında otlayan koyunlar ve çimen
1395793_10151704510107957_156926593_n
Cliffs of Moher çimi

İşte İrlanda’nın koyunları bu güzellik tarifi zor çimlerle beslenen, sabahları kırağlı ortamlarda zıplayan, birbirlerinin çimini kıskanmayan süper mutlu koyunlar. Hayvanlar, bir türlü beslendikleri çimlerden kafalarını kaldırmıyorlar. Homini gırtlak yiyorlar. Yağmur, yağmur, yağmur demeden ( yağmur, kar, çamur diyemiyorum sadece yağmur var) kafalarını kaldırmadan o şekil yaşayıp gidiyorlar. Büyük bir ciddiyetle yaşıyorlar. Sincaplar gibi mesela, yaşamın dışında ve ötesinde hiçbirşey beklemeden. Yani bütün işleri güçleri yaşamak.

1460964_10151817030427957_2062081085_n
Asilzade koyunlar
1483373_10151817029922957_1519413818_n
Mee
1381881_10151718992357957_2130392090_n
Cam arkasından yağmurda da kafalarını çimlerden kaldırmayan mutlu koyunlar

Tahmin edeceğiniz üzere İrlanda’nın koyununu çok sevdim. İnsanlar orada koyunlarına bile birey gibi davranıyor. Genelde eti yerine, birbirinden lezzetli 2500 çeşit (bu rakamı atıyorum) tereyağ gibi süt ürünleri için sütlerini kullanıyorlar. Bence bu koyunların en enteresan özelliği zıplıyor olmaları. Benim çocukluğum köy ortamında geçti ve çok meeleyen ve birbirini tepikleyen koyun gördüm. Ama çayırları, dereleri seke seke geçeni görmemiştim.

İrlanda eğer destinasyon olarak seçiliyorsa özellikle kuzeyde Kuzey İrlanda Belfast, Giant Causeway etrafında, batıda da Galway Cliffs of Moher civarında başlarını çimlerden bir an bile ayırmayan koyun gözlemciliği yapılabilir. Tabi bu sempatik koyunlar genelde çitlerle çevrili alanlarda yaşıyorlar ve mülk içindeler. Dolayısı ile özel mülke girmeme adına dikkat edilmeli.

988331_10151718993112957_484646284_n
El Greco View of Toledo yahut Winter is coming esintisi var..

Yaşam sokaklarda, Trilye Zeytinbağı Köyü

İstanbul’u yaşayanlar bilir. İstanbul yorgunluğu diye bişey vardır. Şehir belli bir süre sonra üstünüze üstünüze gelir ve en kısa zamanda kendinizi uzaklara atmak istersiniz.  Destinasyon seçerken hele de yanınızda Yunan kültürü, eski Rum köyleri, mübadele gibi konularda bilgi sahibi biri var ise dayanamaz kendinizi şirin mi şirin Trilye, Tirilye yahut Zeytinbağında bulursunuz. Burası Bursaya bağlı Gemlik körfezine deniz kıyısı olan ve eskiyi, eskileri yansıtan bir köy.

Köyün ana caddesi
Mübadele sonrasında yerleşenlerden yığma duvar örneği bir ev
Evlerde renk uyumu ve mini balkonlar

Burada yaşam sokaklarda… İnsanlar sokaklarda sosyalleşiyor, sokaklarda uyuyor, evlerinin önünde bulunan banklarda oturuyor, sohbet ediyor ve kışlık salçalarını yapıyor.. Bizim gittiğimiz gün meğer  salça yapım günü imiş. Her sokak başında salça yapılıyor, tüm köyü mis gibi domates ve mis gibi odun kokuları sarmış. Bisikletlerle dar sokaklardaki rampaları nefes nefese aşmaya çalışırken acaba burayı gezerken insanların yaşamına müdahele mi ediyorum diye düşünmekten kendimi alamadım. Ama sıcakkanlı insanlar hoşgeldiniz’in yanında “bi ekmek kapıver de banıver salçaya gari” demez mi.. Eziliveriyorsunuz.

Koca kazanları genelde erkekler durmadan karıştırıyor ve dibinin tutmasını engelliyor..
Sokakta uyuyan güzel

Bu köy 1923 yılında Mübadele ile boşaltılmış köylerden. Rum evleri ve Türk evleri birbirinden çok kolay ayrılıyor. Rumlar evlerini taştan inşaa ederken  Türkler yığma evler ve ahşap evler inşaa etmiş mübadele sonrasında. Mübadele ile gelenler ise çoğunlukla Girit adasından gelmişler. Zeytinciliği iyi biliyorlar ve temel geçim kaynakları olarak devam ediyor.