Bahar gelir hoş gelir; Baharda gezmelik yerler listesi

İtiraf etmeliyim şimdi pc başındayım ama içerden bir ses ” dışarı çıık” ” bisiklet süür” “geez” diye dürtüyor. Hele bir de yan taraftan Vivaldi’nin Bahar’ı çalıyorsa gelsin hayaller gitsin gezme planları. Eminim kimsenin itirazı olmaz bahar bir yılın en güzel mevsimi. Doğanın kendini tekrar yinelemesi gibi insanlar da kendilerini yeniliyor. Bahçesi olan şanslı insanlar domatesini ekiyor, çileğin etrafını kazıyor, sarımsaklarını çıkarıp biraz nadasa bırakıyor. Laleler, vişneler, manolyalar, erik ağaçları hepsi çiçek çiçek oluyor.

Efenim böylesine nefis bir mevsimde şunlar yapılmalı;

Yakın bölgede papatya, menekşe tarlası keşfi, ormanlara yakın bölgelerde düzlüklerde papatyalar tane tane olmaz, tarla tarla olur. Menekşe tek tüktür ama papatya tarlalarının arasında minik kafalarına rast gelmeniz olası. Yabanıl menekşelerin rengi görmeye alıştığımız menekşelerde biraz daha küçük ve soluk olur.

tapatya tarlasi

Bisiklete atlamaca, işte artık bahane yok. O bisiklet tüm kışı geçirdiği yerden çıkmalı. Zinciri yağlanmalı, paslarından arındırmalı ve yola çıkılmalı işte. Nereye gittiğiniz önemli değil çünkü bahar rüzgarı yanağınıza tatlı tatlı esecektir. Tabi sele o kadar tatlı esmeyebilir..

baharda tisiklet

En yakın gerçek doğal su kaynağı, bu şekilde hitap etmem saçma ve komik ama suyumuzun kaynağını hiç göremememiz çok acaip değil mi? Hani bırakın Orhan Veli’nin bedava acı suyunu havasını.. Gerçek doğal kaynak su tadını unutacağız diye bile düşünüyorum. İçtiğimiz sulara göre biraz daha kireçli daha tok tok çünkü bu doğal kaynaklar. Gerçi bölgeden bölgeye değişiyordur..

Gerçek köy kahvesinde çay içme, ben normalde kahveciyim biliyorsunuz ama bu köy kahvehanelerindeki çayın lezzeti ve rengi bir başka yahu..Normalde çok yüksek meblalar ödeyip çayın tadını hiç beğenmediğimden içmiyordum. Ama köy kahvelerinde ucuza lezzetli çay keyfi sahiden bir başka.. 

koykahvecayi

Selimpaşa’nın eski evleri

Selimpaşa İstanbul -Tekirdağ D100 karayolu üzerinde çok sık kez tabelada ismini gördüğüm ama hiç gitmediğim bir yerdi – geçen haftaya kadar. Meğerse Cumhuriyet kurulmadan evvel bir Rum köyü imiş – Yunanca adı da Epivates imiş.

Mübadele döneminde Selanik civarından gelen göçmenler buralara yerleştirilmiş. Şimdilerde köy havası yazlıkçı havası tarafından esir alınmış gibi görünse de görmeye değer enteresan bir yer. Farklı tarzda yaşamlar iç içe yaşıyor diyebiliriz. Öncelikle martıların yüzdüğü upuzunnn bir sahili var.  80’ler stili yazlık tarzı mimari hakim. Aile çay bahçeleri bile betonerme üzerinde tahta masa – plastik sandalye ikilisi ile 80’leri net olarak yansıtıyor..

sahil

Pek çoğu çok yıkık dökük olsa da bir iki taş Rum evi, restore edilmiş okul, dar sokakların arsında sevimli renklere boyanmış şirin evcikler ve bol bol kedicikler görebilirsiniz.

tarihi ocak
Isınma ve yemek pişirme fırını

eski ev 6eskiev2eskievvekedi7eskiev3eski eveskiokul ve yeni okul

Zamanında  sarayda doktorluk yapmış Sarantis Arhigenis’in kurduğu lise statüsündeki Arhigenio Partenagonion okulu da o civardaki Rumların okulu olmuş mübadele öncesinde. Şimdilerde de belediye binası olarak halka açık internet kullanımına hizmet ediyor. Ortadoks kilisesi Azize Paraskevi’nin orada doğum yaşadığını düşünüyor.

internetbilgiişlemarhiton

Bir de Selim Paşa tarafından su sarnıcı olduğunu tahmin ettiğim bir alanın hemen yanına bir çeşme kurulmuş. Çeşmenin hemen yanındaki tabelada şu şiir var: Fahri alemin adaşı eski sadrazam, o mevkii yüce zat, Bigados’ta bu suyu akıttı, yoldan geçenlerin hayır dualarını almak için dilediği şekilde maksada uygun olarak bu suyu akıttı. Esad’ın kaleminden bu gönül alan tarih sızdı. Selim Paşa Allah Rızası için bu suyu akıttı. (Miladi 1828)

cesme

Yaşam sokaklarda, Trilye Zeytinbağı Köyü

İstanbul’u yaşayanlar bilir. İstanbul yorgunluğu diye bişey vardır. Şehir belli bir süre sonra üstünüze üstünüze gelir ve en kısa zamanda kendinizi uzaklara atmak istersiniz.  Destinasyon seçerken hele de yanınızda Yunan kültürü, eski Rum köyleri, mübadele gibi konularda bilgi sahibi biri var ise dayanamaz kendinizi şirin mi şirin Trilye, Tirilye yahut Zeytinbağında bulursunuz. Burası Bursaya bağlı Gemlik körfezine deniz kıyısı olan ve eskiyi, eskileri yansıtan bir köy.

Köyün ana caddesi
Mübadele sonrasında yerleşenlerden yığma duvar örneği bir ev
Evlerde renk uyumu ve mini balkonlar

Burada yaşam sokaklarda… İnsanlar sokaklarda sosyalleşiyor, sokaklarda uyuyor, evlerinin önünde bulunan banklarda oturuyor, sohbet ediyor ve kışlık salçalarını yapıyor.. Bizim gittiğimiz gün meğer  salça yapım günü imiş. Her sokak başında salça yapılıyor, tüm köyü mis gibi domates ve mis gibi odun kokuları sarmış. Bisikletlerle dar sokaklardaki rampaları nefes nefese aşmaya çalışırken acaba burayı gezerken insanların yaşamına müdahele mi ediyorum diye düşünmekten kendimi alamadım. Ama sıcakkanlı insanlar hoşgeldiniz’in yanında “bi ekmek kapıver de banıver salçaya gari” demez mi.. Eziliveriyorsunuz.

Koca kazanları genelde erkekler durmadan karıştırıyor ve dibinin tutmasını engelliyor..
Sokakta uyuyan güzel

Bu köy 1923 yılında Mübadele ile boşaltılmış köylerden. Rum evleri ve Türk evleri birbirinden çok kolay ayrılıyor. Rumlar evlerini taştan inşaa ederken  Türkler yığma evler ve ahşap evler inşaa etmiş mübadele sonrasında. Mübadele ile gelenler ise çoğunlukla Girit adasından gelmişler. Zeytinciliği iyi biliyorlar ve temel geçim kaynakları olarak devam ediyor.