Eminönü kalabalıklarında kahve / Sipping coffee amidts Eminönü crowds

(English below)

Kararsızlık anı. İstanbulu sevip sevmediğinizi sorgulatan Eminönü kalabalıklarının arasında yürüme anıdır bence. Özellikle Karaköy alt geçidinden geçiyorsanız kalabalıkla birlikte kalıp halinde yürüyüp, kalıp halinde hareket etmeniz gerekebiliyor.

Her birimizin o veya bu şekilde mutlaka yolumuz bu bölgeye düşüyor. Misal bizim motosiklet karbürötörü almamız gerekti 🙂

20160924_150651
Haliçten bakınca güzel
2016-09-25-08-38-51
İşte Eminönü kaos kalabalığı

Bana katılır mısınız bilmiyorum ama ben kalabalığın insanı yorduğunu düşünenlerdenim. Eminönünde işiniz olunca 20 dakikalık bir iş olsa bile hemen yoruluveriyorsunuz. İşte kahve içmek için bahanemiz hazır :). Çoğunluk etrafta irili ufaklı tabureli mekanlarda oturup çay veya  Türk kahvesi içerek dinleniyor.

Ben de yanmamış kahve çekirdeklerinden demlenmiş kahve peşinde olduğumdan (kavurma aşamasında çekirdekler çoğunlukla fazla kavruluyor ve o çekirdekten yapılan kahvenin tadı acımsı oluyor ) imkanım varsa biraz daha seçici davranmak durumunda kalıyorum. Baharat çarşısının orada dengeli kavrulmuş çekirdeklerle kahve yapıldığını düşündüğüm iki üçüncü dalga kahve mekanında kahve içme şansım oldu. Coffeetopia ve Brew Coffee Works. Sizin de yolunuz buraya düşerse bu iki mekanı deneyebilirsiniz. Brew Coffee Works’ün kahvesinden ziyade daha çok mekan tasarımını, iç açan ferahlık sağlayan mavi renk tonununu ve kocaman tarihi kapısını sevdim. Cofeetopia’nın alanı biraz daha dar olsa da kahveleri tad bakımından oldukça iyi.

 

The chaotic moment in Istanbul is the moment you try to step into Eminonu district. It starts in the underpass between Karakoy and Eminonu. From then on your moves are prescribed by crowds. If the crowds move you move, if they stop you stop.. It makes your move difficult but does not hinder you to look up and admire the beauties of large domes, mosques and bazaars. Istanbul a grandiose beauty or complete chaos? You may decide after your visit to this district 🙂

20160924_150651
View from Golden horn is beautiful
2016-09-25-08-38-51
Chaotic crowd and the walking challange 🙂

I do not know if it is the same case with you or not but I get tired quickly amidst crowds. A great  excuse to drink coffee. Isn’t it? 🙂 Luckily Eminonu is a hidden gem for good coffee as well. You may  try Turkish coffee as most people do around here on small stools and tables or you may prefer to sip specialty coffee as I did yesterday. I am generally after well balanced, well roasted (I don’t mean burned, usually coffee beans are over roasted) coffee.

There are two specialty coffee shops at a very close distance to spice bazaar. One of them is Brew Coffee Works which has a very good kind of Ottoman style decor, big old Inn doors and a blue color that provides spaciousness; the other one is Coffeetopia that has some real good quality coffee.

 

 

 

Kadıköy’de Üç Kahve Barı / Suggested Specialty Coffee Bars in Kadıköy

İstanbul’da her geçen gün gelişen gerçek kahve barı kültürünü getiren kahvecileri seviyorum. Ben de Kadıköy’de olan kahve barlarına uğrayıp kendi paramla kahvelerini tatmaya çabalıyorum.  Tahmin edeceğiniz üzere bu kahve barları sadece kahve yapan, uzun uzun oturmaya müsait alanı olmayan küçük dükkanlar. Bu kahve barlarında işiniz gücünüz kahve içmek olabilir 🙂 Başka bişey yapmak için – ders çalışmak, online iş, çeviri vb. – çok uygun olmayabilir. Genelde 3-4 masa adedi ile küçücük alanları var.

I like the fact that micro roasteries and specialty coffee bars are quite succesfull in Istanbul. Lately I tried to stop by specialty coffee bars in Kadıköy to see how they differ from each other.  These bars are mostly literally tiny shops where you can only sip your morning, midday, evening coffee. Not suitable for online working, translation as there are 3-4  tables only.

ÇEKİRDEK

Moda Mehmet Ayvalıtaş mini parkının köşesinde yer alan Çekirdek kahvesi gerçekten leziz. En çok aromanın kahve tadı üzerinde baskın olmamasını sevdim. Yani kahve içiyorsunuz. Öyle portakal aroması, vanilya vb. değil. O gün uzun bir şehir yürüyüşü yapacağım için yanına da brownie alıp bomba ikiliyi oluşturmuştum.

The micro roastery is on a corner of Mehmet Ayvalıtaş Park in Moda. The taste of the espresso is great as it is coffee bean only. The aromas such as orange, vanille are felt very little or non present.

Caferağa Mh., Şair Latifi Sokak No:9, 34710 İstanbul

RAFİNE

Bu da meşhur Ayının tam karşısı. %100 yoğun kahve ve ayılma garantisi var 🙂 Barista sanırım beni gördüğünde espresso makinasına kahveyi iyice doldurdu kahvem, yoğun bir kıvam ile geldi. Sert kahve sevenler için bire bir.

This coffee bar is just accross the famous bar Ayı (Bear) in Moda. If you  like strong aroma in coffee or maybe you want to stop by after being drunk this is the spot.

Caferağa Mahallesi, Kadıköy Merkez Caddesi, No 69/A, Kadıköy, İstanbul

MAMBOCINO

Cortadosunu sevdiğim Mambocino’nun Moda şubesi zincir kahvecilerin bulunduğu sokakta.

I like the cortado of this shop and it is in the street where the other famous chains are.

Caferağa Mahallesi, ModaCaddesi, No 188/A, Kadıköy, İstanbul

 

 

 

İstanbul için sakura zamanı / Sakura full bloom in İstanbul

(English below)

Japonca bir kelime olan sakura Türkçe’de kiraz çiçeği olarak adlandırılıyor. Japon kültüründe kiraz çiçeğinin çok büyük önemi var. Baharın gelişini müjdeler ancak esas felsefi boyutu kıymetlidir.

Kiraz çiçeği yavaş yavaş açar, tam açtığı zaman tüm güzelliğini sergiler sonra da aniden en güzel halindeyken pembe pembe dökülüverir. Yani sakuralar tam açtıklarında kusursuz güzelliğin, hemen akabinde de ani yok oluşun, ölümün temsilcisidir..Çiçeklerin bu geçiciliği, kusursuzluğu ve narinliği kader veya karmanın dingin biçimde kabulünü de simgeler.

Japonya’nın en güzel zamanlarından biridir sakuraların açtığı zaman. Kiraz çiçeklerinin açtığı dönemler hesaplanır, nerde açtığı ile ilgili haritalar oluşturulur. Festivaller düzenlenir sakura adına, hanamiler(açan ağaçları izleme, piknik) yapmak için sakura bahçelerine, parklara akın edilir. Ortaya inanılmaz güzel pembe, sakin, dingin görüntüler çıkar.

İzlemeye doyum olmayan, doğanın  pembe ve sakin güzelliğini üzerinde toplayan bu çiçekler, Japonlar tarafından yüz yılı aşkın bir süredir farklı ülkelere götürülüp tanıtılıyor. Barış sembolü sayılarak her ülkede sakura parkları kurulması için uğraş veriliyor. İşte bu geleneğin bir yansıması da Baltalimanında yer alan Japon bahçesindeki sakuralar. Kapısı ve bekçisi olan bu bahçeye sadece gündüz girebiliyorsunuz. Ücret ödemiyorsunuz.

125 yılı aşkın Türk – Japon dostluğunu kutlamak istercesine Japon bahçesinin kiraz ağaçları İstanbul’un en güzel zamanı Erguvan ve Lale zamanı ile birlikte tüm güzelliklerini sergiliyor.

_DSC1807_DSC1756_DSC1806_DSC1804_DSC1772_DSC1799_DSC1780_DSC1791_DSC1785_DSC1763_DSC1760_DSC1770

Sakura –  the Japanese word for Cherry Blossom – has been celebrated for many centuries and holds a very prominent position in Japanese culture. It symbolizes the arrival of spring but what is more important that this is the philosophy,symbolization behind it. The cherry blossom is very slow before the bloom but the full bloom lasts for just a couple of days.

In Japan, cherry blossoms symbolize the ephemeral nature of life. The transience of the blossoms, the exquisite beauty and volatility, has often been associated with mortality and graceful and readily acceptance of destiny and karma.

The seasonal spectacle is celebrated with hanami (cherry blossom viewing, picnic) parties under the trees.

The cherry blossom beauty is carried to other cultures by the Japanese that adds another meaning to sakura: peace. Thanks to Japanese government, Istanbul has a very beatiful Japanese garden located in Baltalimanı. The Japanese garden has a doorkeeper and it is only open during day time. No enterance fee is required.

It is as if the full bloom of sakuras in the Japanese garden nowadays celebrate Turkish and Japanese peace that lasted over 125 years. Isn’t it another beauty that sakura bloom time coincide with Tulip festival and judas tree bloom?

#sakura #kirazçiçeği #japonbahçesi #baltalimanı #japanesegarden #istanbul

 

 

 

Büyük Valide Han büyüsü / Istanbul’s magical moments on rooftop of Büyük Valide Han

Kim demiş İstanbul hep curcuna hep trafik içinde diye… Hala öyle bazı yerler var ki İstanbulda insan, trafik içinde o sakinlik nasıl olur diye hayret edebiliyor. Örneğin Eminönü, Fatihte  Valide Han çatısına çıktınız mı?   Ya da o civardaki hanların içine şöyle bir girip baktınız mı?  Tarihi duvarlar bir yandan nem ve rutubetle savaşıyor, bir yandan da ağır bakımsızlığın yükünü kaldırıyor. Aynı Türkiye insanı gibi.. Onca bomba, terör tehtidi, politik baskıya rağmen Türkiye insanı da, Büyük Valide Han da dimdik ayakta..

Büyük Valide Han Kösem Sultan tarafından 1651 yılında Çinili camiini finanse etmek için inşa edilir.  Haliçten gemilerle taşınan mallar burada depolanmaya başlar. Sonraları halı dokumacıları, boyacıları, deri ustaları gibi zanaatkarlara  ev sahipliği yapar. Istanbul için ünlü bir film mekanı da olur. James Bond’un Skyfall, Russell Crowe’un Water Diviner filmlerine ev sahipliği yapıyor.

Buraya gitmek isterseniz Mahmutpaşa çakmakçılar yokuşunda ilerlerken önce size nikah şekeri, hacı malzemesi veya sünnet malzemeleri satmaya çalışan Eminönü esnafını geçiyorsunuz. Kapalı çarşıya gelmeden o gizem dolu heybetli Büyük Valide Han kapısını görürsünüz. İçine girince büyü biraz daha artıyor çünkü sayısız kapı, nereye çıktığı belli olmayan tarihi merdivenler karşılıyor sizi. Hele de güneş ışınları kemerli kapılardan süzülünce ortaya çok mistik, enteresan görüntüler çıkabiliyor. Hanın içi bir nevi labirent aslında. Girdikten sonra aslında yapmanız gereken şey bir yanda handa kaybolurken bir yandan kapıcı Mehdi Bey’i bulmak. Mehdi bey Hanın bekçisi / kapıcısı. Biraz bahşiş karşılığında üst çatılara çıkan kocaman ağır demir kapıyı aralıyor.  Ben 1 TL verdim.

Sonrasında da İstanbul’un belkide en güzel manzaralarından birini görüyorsunuz.  Süleymaniye Camii, Eminönü Yeni Camii, Galata köprüsü, Galata kulesi, Boğaziçi köprüsü ve Kızkulesi silüetleri kanatlarınızın altında! Hazerfen misali oluveriyorsunuz.Ben boğazı hiç bu kadar mavi görmemiştim!

Bazıları bu çatılar için tehlikeli diyebiliyor ancak ben biraz dikkatli olduktan sonra herhangi bir tehlike göremedim. Sadece çocuk ile çıkmak iyi bir fikir olmayabilir. Onun dışında tehlikeli olan tek şey hanın bakımsızlığı. Bu kadar güzel bir mirasın bu kadar yıpranmış olması ve bir türlü korumaya alınmaması üzücü…

20160115_14360320160115_142436-0220160115_14145920160115_14124820160115_14124020160115_14080320160115_14075920160115_133012

 

Istanbul has so many magical elements if we sometimes  omit the burden of traffic and crowd. There are some secret hidaways within the city offering amazing jaw dropping scenery. You are amazed at the calm  view within so much traffic and crowd.  The spot I am talking about is the rooftops of Büyük Valide Han (Grand Valide Inn)  The historic walls combat with humidity,damp and neglect but the Inn holds tight  and still standing in good shape. Just like the inhabitants of Turkey. On one side we fight terrorism, exploding bombs, on the other hand political pressure but we are still holding it tight.

Büyük Valide Han is comissioned by famous queen Kösem Sultan in 1651 to build another mosque Çinili mosque. The loads shipped through Golden Horn start to be stored within the walls of the Inn. Later on many artisan craftshops are opened here. Leather workers, carpet veawers, dyers and more.. The Inn also hosts several Holywood filims as James Bond’s Skyfall, Russell Crowe’s Water Diviner.

If you want to go here walk through the streets of Eminönü, Mahmutpaşa and reach to Çakmakçılar street. As you walk along you’ll see many sellers that try to sell you some carpet, bridal clothing, candies, kebabs, circumcision materials or maybe hadji (muslim pilgrimage) stuff.  Just before the Grand Bazaar you see the magical, mysterious door of Büyük Valide Han. As you enter inside the magic continues as you see many old iron doors, sunlight passing through arched walls.  The inn is kind of a labyrenth full of corridors and climbing ledders heading to nowhere known. when you got in here ask for Mr. Mehdi who is the doorkeeper of the Inn. Don’t worry he is quite a famous figure around and he is the one to open the grand iron door to the rooftop. He requests some tip. So I’d suggest you to reserve some Turkish coins.

After you climb to the rooftop you see one of the most magical scenery of Istanbul. Blue Mosque, Eminönü New Mosque, Galata Bridge, Galata tower, Boshporus bridge and Maiden Tower silhuettes are all under your wing. I have never seen the bosphorus waters so blue..

 

İstanbul Galata’da Bir Pazar Kahvaltısı

Tüm zamanların en önemli, en güzel, en lezzet dolu öğünü sizce de kahvaltı değil mi? Hele Türkiye gibi cennet ülkenin farklı farklı bölgelerinden gelen gurme lezzetler varken bir ömür hepsini öğrenmeye yetmiyor. Acele etmeden tadını çıkara çıkara yapılan bir pazar kahvaltısı ise tadından yenmez, hafızalardan kolay kolay silinmez. Bilmiyorum sizin için de öyle midir ama az az farklı lezzetlerin bir araya geldiği, Elazığ tulumundan, lorlu reçel karışımına, taze meyveden kompostoya, fındık ezmesinden kaymak bala bir masa donatılır yanında da içebileceğiniz kadar çay sunulursa insan yanında daha ne ister?

Son dönemlerin blogger ve hipster akımına uğrayan bolca övgü alan semt Karaköy’e bir uğrayalım istedik. Ara sokakları gezmesi keyifli buralarda..Alçak katlı binalar, yenilenmiş dekorlar, güzel grafittiler, hırdavat dükkanları arasında bir iki mural… Işıklandırılmış şık dükkanların eski binalarla karıştığı sokaklar, Fransız geçidi ve Karaköy Lokantası gibi kült mekanlar..Sabah sabah buraları yürümek, hummalı temizlik ve akşam için yapılan hazırlıkları gözlemlemek değişik bir his..3. Dalga kahve içmek isteseniz güzel dükkanlar var (Bknz. CoffeeSapiens ), halis mulis yerli çay içmek isteseniz gidilecek yer var (Bakınız Dem, çay 5 TL olduğundan bana fiyat yüksek geldi gitmemeyi tercih ettim) ama istediğimiz tatta kahvaltı sunan bir mekan bulamadık.

20160115_102701

20160115_104815

20160115_105817

Biz de iyi kahvaltı için yönümüzü Galata’ya çeviriverdik.

İyi ki de öyle yapmışız. Kış güneşinin Galata kulesine düşen ışınları ayrı bir hava katıyordu Galata sokaklarına. Bir iki ara sokakta kaybola kaybola  en iyilerden olduğu iddia edilen Cafe Privato’ya gittik. İyi ki de gitmişiz. Fiyat biraz yüksek kişi başı 40 TL ama sundukları o kadar çok ki..Çayınız tazeleniyor. Porsiyonları az tutup çeşitliliği arttırırak muhteşem bişey yapmışlar. Masa üzerinde size servis ettiklerinde yavan bir tada hiç denk gelmiyorsunuz. Dolayısıyla hepsini yiyorsunuz. Ziyan olan bişey yok. Yabancılar, turistler doldurmuş mekanı ama ortam oldukça sakin ve fon müzikleri oldukça hoş.

20160115_112938

Reklam yapmak gibi bir amacım yok ama şişirilmiş mekanlara gidip eli boş dönmekten hoşlanmadığımdan güzel bir mekanı tarafsız olarak yazmayı ve paylaşmayı istedim.

20160115_130135

Pek alakası yok ama ismi güzel buyrunuz:  Model & Emre Aydın feat Bir Pazar Kahvaltısı

 

Farklı kültürler harmanı, masalsı İstanbul semti: Kuzguncuk

İstanbul’un hızlı şehirleşmesinden uzak kalmayı başarmış güzide, çok güzel evlere sahip, masalsı bir semttir Kuzguncuk..

İddia edildiğine göre semtte herkes birbirini tanır, sabah insanlar birbirine gülerek selam verir, farklı kültürler harman olur, enteli, mahalle esnafı iç içe yaşar. Osmanlı döneminde gayrımüslimlerin yoğun olarak yaşadığı bir boğaz köyü imiş. Daha evvelki Bizans döneminde de adı Kosinitsa imiş. Evliya çelebi’ye göre ise günümüzdeki adını 15. yüzyılda burada yaşayan derviş kuzgun babadan almış.

20151226_133623

20151226_141702

Ana caddesinin çift yönlü heybetli ağaçların olduğu semtte tahta cumbalı köşkler, pervazlardan dışarı bakan rengarenk sardunyalar, çay evleri, yan yana Ermeni, Rum kiliseleri, sinagogu ve camisi ile eski kozmopolit İstanbul anılarının biraz canlı kalmayı başardığı rengarenk bir semt. Eh metropol yaşamdan hiç mi nasibini almamış diye sorarsanız arabaların park edilmediği 1 milimetre sokak kalmamış derim.

20151226_135454

Buket Uzuner, Kumral Ada Mavi Tuna romanında en ince ayrıntısına kadar resmeder semti. Sonrasında da dizi sektörü el atar buraya. Ekmek Teknesi, Perihan Abla gibi dizilerin çekilmesi ile  semtin ünü artar İstanbullular arasında. Çay içmeye gidenler, öylesine yürümeye gidenler, güzel evlerinde projeleri olan mimarlık öğrencileri bu mini semtte evlere baka baka yürür.. Hele hafta sonları fotoğraf  çekmeye gelenler sayıca artış gösteriyor. O dimdik sokaklarında  herkesin elinde bir fotoğraf makinası.. Öyle telefon filan da değil bildiğiniz en büyük lensli dev profesyonel fotoğraf makineleri. Bazı mahalle sakinleri fotoğraflardan yorulmuş. Evlerinin üstüne “bu evin fotoğrafını çekmek yasaktır” gibi uyarılar asmışlar. Hatta bir mahalle sakini oldukça espirili yaklaşmış ve “bu evin önünde fotoğraf çektiren ayrılır” demiş. Özellikle de gelin, damat fotoğraf çekiminin en uğrak mekanlardan biri olmuş bu semt. Biz kışın ortasında iki fotoğraf çektiren  gelin damat çifti gördüysek yaz mevsimini düşünemiyorum bile 🙂

20151226_135213

Velhasıl, 10 küsür senedir İstanbul’da yaşayan bendeniz ilk defa Kuzguncuk sokaklarında bir cumartesi sabahı yürüyüşü yaptım. Kimsenin evini doğrudan fotoğraflamamaya çalışarak, yüksek sesle konuşmadan, mahalle sakinlerini rahatsız etmemeye çalışarak sokakları arşınladım.

Kedi sakinler için aynı hoşgörüyü gösteremedim onları sevmeye çalıştım. Pek izin verdikleri söylenemez.  Zaten kışın ortasında güneşi gördüklerinden mutlu mutlu güneşleniyorlardı. Pek çok evin kapısının önünde mama ve su olduğunu da belirtmeme gerek yok sanırım.

20151226_135404

Bu esnada ilgisi olup olmadığını bilmiyorum ama karga türleri oldukça yaygın. Tüyleri simsiyah kuzgunlardan görebilmek için bakındım ama kargalardan kendilerini ayırt edemediğim için denk gelip gelmediğme pek emin olamadım. Yine de bol bol şu karga türüne denk gelebilirsiniz bu semtte:

20151226_130436

Semtin diğer bir güzelliği ise oldukça bakımlı sayılabilecek bostanı. Parsel parsel bölünmüş  bostanda mahalleli kendi sarımsağını, lahanasını ekebiliyor ne güzel.

20151226_134219

 

Uçak bileti kampanya hileleri

Bu aralar uçak bileti kampanyalarına hep kılım. Çünkü kampanya katılım koşullarını tek tek okudunuğuzda ve başka kaynaklardan da baktığınızda bir bakıyorsunuz ki astarı yüzünden pahalıya geliyor!

Kampanyasız hali neredeyse daha uygun.

Sevgili pazarlama uzmanları. Geceli gündüzlü çalışıyor, fikir üretiyor kağıtlara döküyor ve peşinden koşuşturuyorsunuz. Görüyoruz. Ancak atladığınız bir şey var. Alıcılar da artık sizin gibi geceli gündüzlü takip ediyor daha iyisini, daha uygun fiyatlısını bulmak için.

Neden mi bahsediyorum?

1.Phillips uçurbeniandroidtv -uçurmabeni android tv  kampanyası

Örneğin Phillips TV’nin #ucurbeniandroittv diye bir kampanyası var. Aldığınız TV karşılığı sizi uçurmayı vaat ediyor. Vergiler size ait. Ama neredeyse tamamen ilizyon. İlk numaraları size uçmak istediğiniz yeri seçiyormuş ilizyonu yaratmak. Kurdukları web sitelerinde sadece belli destinasyonları 1.,2.,3. tercih diye seçiyorsunuz. Benim gitmek istediğim Berlin vardı. Ama 2 ve 3. tercihime Berlin yazamadım. Mecburen Paris ve Londra diye seçtim. En az tercih ettiğim şehir olan Londradan bir bilet vaad ettiler ve vergi diye istedikleri tutar 90€ idi. Bilet önerdikileri gün kontrol ettiğimde ise total biletin ederi buydu zaten. Onların ödeyeceği vergi hariç tutarı bir kontrol edeyim dedim Üç TL çıktı. Rakamla 3 TL. Peki hadi SAW bana çok uzak aynı bileti IST’den verin uçayım dedim. Internetten bu esnada yine kontrol ediyorum rakam aynı 90€. Sisteme düşüyor biz bildiriyoruz, başka türlü olmuyor vb. diye saçmalıyor karşımdaki yetkili. E öyle bileti ben de bulurum dedim ve en azından ödeyeceğim 90€ bedeli gitmek istediğim bir rotaya harcarım. Bilet veriyoruz dedikleri şey size ucuza bilet bulmak aslında.

2.THY sevdiğinizi 1 dolara rüya gibi şehirlere uçurun kampanyası

1 dolara bilet kampanyasında da vergiler dahil değil ve bu kampanyadan faydalanmak istiyorsanız 444’lü numara veya acentelerden başvuru yapmanız gerekiyor. İnternetten satın alma yapamıyorsunuz. Bu şekilde bir fiyat alıp internette te iki kişi aynı rotaya uçuş fiyatına bir bakın bakalım hangisi daha uygun fiyatlı çıkıyor? 🙂

Ah ah Norwegian Airlines ne güzeldi. Kandırmaca mandırmaca yok. Sizin ödeyeceğiniz tutar yazıyor daima. Biri 20€ diğeri 30€’luk uçuşlar yapmıştım. (Onboard  wifi internet keyfi de var üstelik.)

Şmdilerde de Rynair’in 10€’ya uçuş kampanyaları var.

Böyle şeffaf, net uçuş kampanyalarının darısı başımıza diyorum.

2185557255_b2b8b67e0c_b

İstanbul’da 3. dalga deneyimi yaşayabileceğiniz kahve barları

Eğer bir kahveseverseniz, kahve ve dalga kelimelerini sık sık yan yana kullanıldığını görmüşsünüzdür. Efenim düne kadar kahvede dalgalar yoktu. Rahmetli dedem soba üstünde kahve  ve sıcak suyu kendi yaptığı mini tahta kaşıkla karıştırarak pişirirdi, kulupsuz  bir porselen bardakta da höpürdete höpürdete içerdi. Sonrasında bizim dönemde instant kahve favoriydi. Hazır kahvemizi şipşak yapıp  derslerimize, finallerimize çalışıyorduk. Türk kahvesi unutulmadı bu esnada.Bir kahvenin kırk yıl hatırı filan kalıyordu. Erkekler genel itibarı ile kahve yapmasını bilmiyordu. Şimdi uzmanlaştılar ve 3. dalganın olmazsa olmazı oldular. Özellikle sakalı uzun, hipster, dövmeli erkek baristalar 🙂  Evet devir değişti (e tabii çelik de değişti demiyeceğim :P) kahvede uzmanlaşma arttıkça dalgalar ortaya çıkıverdi. Benim anladığım kadarı ile dalgaların tarifi şöyle:

1.Dalga sadece kahvenin tüketimi ile ilgili – İşte size kahve, afiyetle için- .

2.Dalga biraz daha kaliteli kahve talebi ile başlıyor – Brezilya Kahvesi mi, Guatemala kahvesi mi alsak? Kahveme 10 cc süt vb.-

3. Dalga ise tüm kalite özelliklerini ön plana çıkarıyor. Kahvenin yetiştiği bölge, hatta hangi çiftçinin yetiştirdiği, kimin kahve çekirdeğini hangi sıcaklıkta, hangi aromalarla kavuracağı,farklı demleme tekniklerinden birini seçme, sunum…Aşçıların yemek pişirmesi gibi .. Liste epey uzun – Biz bu kahveyi yaparken İgnasyo amcanın çekirdeklerini 60 C derecede 2 saat kavurarak, üstüne portakal ve vanilya aromaları ekliyoruz – gibi cümleler duyabilirsiniz.

İşte size 3. Dalga kahve deneyimi yaşayabileceğiniz artisan İstanbul kahve dükkanları:

Yatırım, içme tavsiyesi değildir, öylesine bilgi amaçlı bir liste işte.  

Yaşasın kahve.

Drip Coffee İst

10479716_682306155214046_4453814757057273003_n

Önceleri Erenköy Bağdat caddesinde hizmet veren Drip Coffee İst şimdilerde Asmalımescitte de bir mekana sahip.İçeriği çok zengin bir sürü demleme metodu uygulayan, kahve hakkında engin bilgileri olan baristaların mekanı.

Kronotrop


Önceleri sadece Cihangir Firuzağa Camii’nin karşısında küçük bir artisan dükkan olan Kronotrop şimdi biri Sultanahmet diğeri ise Maslak’ta olmak üzere 2 tane daha dükkan açtı. Türkiye 3. Dalga kahvenin öncülerinden olan mekan “Micro-roastery”, “Specialty coffee” ve üçüncü dalga terimleriyle bizi ilk tanıştıran markalarından. “İyi ve taze kahve” hareketinin öncülerinden olan Kronotropta iyi eğitimli, hipster 🙂 ve güler yüzlü baristalar bulunuyor.

Mambocino Artisan Bar

mambocino-coffee

“Make coffee not war”  savaş yerine kahve yap posterlerinin asılı olduğu mekanlarda espresso ve cortado gibi İtalyan kahvelerinin yanında farklı demleme yöntemleri ile hazırlanmış kahve de bulabiliyorsunuz. Moda, Beşiktaş, Karaköy, Bakırköy ve Eyüp’te olmak üzere İstanbul’da tam 5 tane mekanı bulunuyor.

Zapatista Kahve

zapatista

Beyoğlu Kıblelizade sokakta yer alan Zapatista Kahve’nin mesajı net: Kahve ve eşitlik. Web sayfalarından alıntılıyorum:”İçinde bulunduğumuz çağın adil olmayan ekonomik, kültürel, sosyal koşulları ve doğanın hızla bozulan ekolojik dengeleri bizleri tüm bunlara karşı bir duruşa zorladı. Artık doğayı, insan sağlığını ve hayvan haklarını hiçe sayan gıda ürünlerinin tüketilmesine karşı bir tavır almamız gerektiğini düşündüğümüzden dolayı, ülke insanlarının kolay kolay ulaşamayacağı organik ürünleri ülkeye getirmeye karar verdik. Bu nedenle de hem üretim koşullarının hem de ticaret sonucunda elde edilen gelirlerin etik ve adil koşullarda oluştuğu, dünya kolektiflerinin ürünlerini ülkemiz insanları ile buluşturmaya karar verdik.”

 

Petra Roasting Co.

Gayrettepe’deki Panorama Selenium Residence bünyesindeki mekan, TimeOut Yeme İçme Ödülleri’nde 2014′ün en iyi 3. dalga kahve barı seçilmiş. Bu artisan dükkan aynı zamanda bir sanat galerisi ve yatçılık showroom’u.

Twins Coffee Roasters

Gümüşsuyu, Taksim’de kendine has bir tarzı olan bir dükkan Twins Coffee Roasters.

Brew Coffee Works


Eminönü’nün tarihi ruhunun ilham verdiği Brew Coffee Works, tarihi binanın giriş katında karşımıza çıkıyor. Baristalarının çoğu yabancı olan bu kafede eski İstanbul silüeti eşliğinde 3. Dalga kahve yudumlama imkanı veriyor size. Brew Coffee Works’ün İstanbul’daki bir diğer şubesi de Balat’ta.

Coffeenutz

Anadolu yakasında Kozyatağı semtinde bulunan mekan, soğuk demleme kahveyi şişeleyen bir dükkan. Bir de“Fıçıda Kahve”si var. Soğuk suyla demlenen taze kavrulmuş kahve nitrojenle birleştirip fıçıdan sunulmakta.

MOC – Ministry of Coffee

Teşvikiye- Topağacı civarında dükkanı olan MOC (Ministry of Coffee) adı üstünde Kahve bakanlığı oldukça artisan bir dükkana da sahip. Kolombiya, Kosta Rika, Meksika, Peru, Panama ve Kenya gibi uzak diyarlardan gelen çekirdekler kavruluyor ve farklı harmanlama metodları ile harmanlanıp 3. Nesil baristalar tarafından servis ediliyor.

Sunday Coffee Shop

Teşkiviye Camii’nin arka sokağında küçük bir dükkan. Parizyen, Viyana ve İstanbul esintileri var. Yemek sunmayan bu dükkanda lezzet avcıları kahve ve çay karışımlarını tadabilirler.

Cup of Joy


Bebek’te Yasemin Pasajı’nın içerisinde yan yana iki küçük mekândan oluşuyor Cup of Joy. 3. Dalga kahvenizi Jazz müziği eşliğinde tadabileceğiniz bir mekan.

Walter’s Coffee Roastery

Walters-Coffee-Roastery-Coffee-ShopMottosu “Lets roast” hadi kavuralım olan Walter’s Coffee Breaking Bad dizisi teması ile dünya çapında ses getirdi. Özellikle sosyal medya hesaplarında bol bol fanları, takipçileri bulunuyor.  Kahve içmeye gidenler tam teşkilatlı Breaking Bad süitleri içinde poz vermeyi ihmal etmiyor.

Norm Cafe

slayer_norm-1024x768

Specialty Coffee ve Slow Food akımını örtüştürme hedefi olan kahveci Cihangir’de. Havalı ve övündükleri espresso makinaları var.

Dear English speaking friends. I ‘ll suggest you to watch the below video.It is a good guide for specialty coffee bars in Istanbul.

 

 

 

Rengarenk Fener ve Balat semt sokakları / Colorful streets of Fener and Balat districts, historical peninsula of Istanbul

Bu aralar metropol İstanbul’un mimari anlamda kafası oldukça karışık. Şehrin dört bir yanında devam eden inşaat süreci ile her yönden alakalı alakasız yükselen dev binalarla fotoğraftaki silüet yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Metropol İstanbul nowadays is having an architecture style problem. The urban transformation projects and unending huge construction projects, tall buildings that rise from irrelevant locations cause a threat to the famous silhuette of Istanbul in the below picture.

istanbul-sunset-940x626
Picture of Tourism Ministry of Turkey / Turizm Bakanlığı Arşivi

Vakti zamanında İstanbul sokaklarında yürüyen biri 70 farklı dil duyma olasılığı bulunuyormuş diye bir efsane bulunmakta. Bana bu efsane oldukça gerçekçi geliyor. Arnavutu, Rumu, Çerkezi, Bulgarı, Romeni, Kürdü, Ermenisi daha aklıma gelmeyen niceleri… Bu kozmopolitlik hala devam ediyor tabi ama bu rakamın “70” edebileceğinden şüpheliyim.

There is a myth that once upon a time a stroller could hear 70 different languages spoken in Istanbul streets. This myth is a realistic one for me if we think all the Albenians, Greeks, Caucasians, Bulgarians,Romanians, Kurds, Armenians and many more that once lived side by side… The city is still cosmopolit of course but I doubt it could count up to 70 nationalities…

İstanbul’da hala biraz kozmopolit ve inşaat rantından uzak 2003 yılında UNESCO’nun koruma programı başlattığı Fener ve Balat semtlerinde şöyle bir sokak arası yürüyüşü yapalım istedik. Bir zamanlar tarihi yarımadada İstanbul surları ile çevrili bu semtlerde müslüman olmayanlar büyük malikanelerde Haliç manzarasına göz kırparak yaşarlarmış. Mübadele, Rumların Büyükada, Şişli, Arnavutköy, Kadıköy gibi semtlere taşınması ve yangınlar sebebi ile semt  1960’lı yıllardan sonra özellikle Karadeniz bölgesinden göç almaya başlıyor ve özellikle Haliç tersanesinin Tuzlaya taşınması ile birlikte ekonomik anlamda cazibe merkezi olmaktan çıkıyor. Bu kendine has mimarisi olan güzelim evlerin çoğu restorasyon aşamasında ama hala boş, yıkık veya harap durumda olanlar var. Hatta boş olanların bazılarını Suriyeli mülteciler işgal evi olarak kullanmakta.

Fener ve Balat mimarisini farklı kılan nokta tüm evlerin ve dini ibadethanelerin tek veya 4 kat arasında olması ve cumbalarının hizalı olmasıdır. Bu özelliğe bir de  Haliçe’e dik uzanan sokakların uzun caddelerle kesişmesi eklenince ortaya çok güzel tasarımlı mini bir şehir planlaması ortaya çıkıyor. Bu bölgeye günümüz karakteristiğini veren genellikle 1930 öncesi ve 1930-1950 arası inşaa edilen evlerdir.

We wanted to have a stroll in what we may call once cosmopolit districts of Istanbul,  Fener and Balat districts that are under the protection of UNESCO since 2003. Ayvansaray, Balat, and Fener might be considered as a miniature chronicle of the Byzantine, Ottoman, and modern times. Once upon a time non-muslims lived in this historical peninsula surrounded by the old  walls of the city with a beautiful view of Golden Horn. With the move to bourgeois neighbourhoods of Istanbul (the Prince’s Islands, Kadikoy, Arnavutköy and Sişli) the population structure started to change radically. After the move of the naval industry from the Golden Horn to Tuzla the impovirishment continued. While dozens of restoration projects are underway, the streets and most of the houses  on the area remain, for the most part, a (faded) mirror of what they were a mere hundred, or hundreds of years, ago.Some of the empty houses are now home to Syrian refugees.

Fener and Balat are structured in a  unique road plan where a continuing array of streets intersects one another at perpendicular angles. The architectural uniqueness of the districts can be traced from the religious buildings and the facades projecting a harmonious view because of the bow windows.The height of buildings in the districts varies between one and four storeys. Most of the buildings date to the pre-1930 period  and built between 1930 and 1950s and give the district its characteristic atmosphere.
Processed with VSCOcam
Merdiven önünde dinlenmeler oldukça yaygın / Taking fresh air in front of the doorstep

 

11709528_10152975208807957_1615899271213160250_n
Balat ve Fener sokakları dik kesen caddeleri ile ünlü / Balat and Fener are famous for it’s perpendicular streets
11536343_10152975209847957_800272919681014389_n
Çocuklar sokaklarda oynuyor / Children are playing in the street

Sokaklarda yürürken birsürü farklı dil duyduk gerçekten. Yanılmıyorsak bir kısmında Süryani’ce bir kısmında Rumca ve tabi ki Suriye Arapçası duyduk. Dar kaldırımlı sokakların arasından görünen Haliç ilk kez gözüme güzel göründü. Evlerin arasında asılan çamaşırlar, evlerin minik cumbalarında oturup karşı taraftaki komşusuyla cumbadan cumbaya bağıra bağıra dedikodu yapan kadınlar gerçekten efsane 🙂 Sen ona uyma ya! Doğruyu söylemiyordur o.. Bir de çocuklar arnavut kaldırımlı sokaklarda oynamaya devam ediyor. Özellikle Rum Patrikhanesi yakınlarına Türk kahvesi içebileceğiniz pek çok sempatik kafe açılmış ve ayakkabı tasarımcısı ve antikacı dükkanı gibi enteresan niş dükkanlar bulunmakta. Hatta çok küçük bir odası olan antikacıda müzayedeye bile denk geldik.

While we were strolling through the streets we’ve heard several languages. If we are not wrong we heard Greek, Assyrian and Arabic.. For the first time I found Golden Horn beautiful and glittering among the beautiful houses. The washing lines, and women gossiping from one bow window to another one across, children playing on the street. These were nice sights.  There are nice cafes and small artisan niche shops close to Greek Patriarchy that may be a nice spot to rest and drink some Turkish coffee. A shoe designer and antique shop might be nice spots to stop by as well. They were having an antique auction when we got to the antique shop.

10616651_10152975209612957_863389034865853118_n
Rum Ortaokulu Binası / Greek Ortadox School
11701012_10152975209347957_8329740467463188371_n
Rum kilisesi merdivenlerinde uyuyan şımarık kedi / Spoiled cat 🙂
20150627_144506
Sokaktaki kafelerden biri / One of the beautiful cafes over the street

10156120_10152975208197957_9126238630545225790_n 11218173_10152975207917957_3510204100568025396_n 11659475_10152975209002957_2680683650398222157_n

20150627_14432720150627_14235920150627_144428

10462463_10152975204697957_4450518485828987983_n
Denk geldiğimiz antika açık arttırması / The antique auction we came across

Selimpaşa’nın eski evleri

Selimpaşa İstanbul -Tekirdağ D100 karayolu üzerinde çok sık kez tabelada ismini gördüğüm ama hiç gitmediğim bir yerdi – geçen haftaya kadar. Meğerse Cumhuriyet kurulmadan evvel bir Rum köyü imiş – Yunanca adı da Epivates imiş.

Mübadele döneminde Selanik civarından gelen göçmenler buralara yerleştirilmiş. Şimdilerde köy havası yazlıkçı havası tarafından esir alınmış gibi görünse de görmeye değer enteresan bir yer. Farklı tarzda yaşamlar iç içe yaşıyor diyebiliriz. Öncelikle martıların yüzdüğü upuzunnn bir sahili var.  80’ler stili yazlık tarzı mimari hakim. Aile çay bahçeleri bile betonerme üzerinde tahta masa – plastik sandalye ikilisi ile 80’leri net olarak yansıtıyor..

sahil

Pek çoğu çok yıkık dökük olsa da bir iki taş Rum evi, restore edilmiş okul, dar sokakların arsında sevimli renklere boyanmış şirin evcikler ve bol bol kedicikler görebilirsiniz.

tarihi ocak
Isınma ve yemek pişirme fırını

eski ev 6eskiev2eskievvekedi7eskiev3eski eveskiokul ve yeni okul

Zamanında  sarayda doktorluk yapmış Sarantis Arhigenis’in kurduğu lise statüsündeki Arhigenio Partenagonion okulu da o civardaki Rumların okulu olmuş mübadele öncesinde. Şimdilerde de belediye binası olarak halka açık internet kullanımına hizmet ediyor. Ortadoks kilisesi Azize Paraskevi’nin orada doğum yaşadığını düşünüyor.

internetbilgiişlemarhiton

Bir de Selim Paşa tarafından su sarnıcı olduğunu tahmin ettiğim bir alanın hemen yanına bir çeşme kurulmuş. Çeşmenin hemen yanındaki tabelada şu şiir var: Fahri alemin adaşı eski sadrazam, o mevkii yüce zat, Bigados’ta bu suyu akıttı, yoldan geçenlerin hayır dualarını almak için dilediği şekilde maksada uygun olarak bu suyu akıttı. Esad’ın kaleminden bu gönül alan tarih sızdı. Selim Paşa Allah Rızası için bu suyu akıttı. (Miladi 1828)

cesme

Şişli Mıstık Parkında Kedicik kompleksi

Bugün biraz gidemedik biz evimize Şişlide araba ile kala kalıverdik. E biz de yakındaki parka yürüyelim bari dedik, geldik Teşvikiye Mıstık parkına.

Böyle dev ağaçların gölgesi ve ferahlığı altında sevgililerin metrelerce elele yürüdüğü bir park demek isterdim ama değil maalesef :/ Amma burayı süper sevimli kılan bir özelliği var. Hayırsever ve güzel insan olduğu belli olan bir mimarın rengarenk ve rengahenk kedi komplekslerine ev sahipliği yapıyor. Birbirinden şımarık ve tatlı kedilerin yediği önünde yemediği arkasında.. İstanbul’daki apartman daireleri gibi bu kedicikler de çok katlı iki binada yaşam sürüyorlar. Kedicikler parkı…Ara ara uğrayıp bu sevimli şeylere su ve mama bırakmalı…küçük olan inanılmaz şımarık sürekli zıplayıp kendini temizliyenlerden..

kedikompleksi2
Kafayı uzatan kediyi gördünüz mü ?
kedikompleksi1
Mama kaplarının üstünde kap bizden suyu koymak sizden yazıyor.

Mıstık parkı 2000 yılında kaybettiğimiz Mustafa Eremektar adına yapılmış. Ben kendisini pek bilemedim ama anladığım kadarı ile oldukça sevilen bir karükatirist imiş. Mizah şu günlerde de anladığımız üzere çok güçlü bir silah.

MistikParkMUSTAFA-EREMEKTAR-MISTIK-ORJINAL-CIZIM-KARIKATUR__69598150_0 - Kopya

Dünya kahve günü 29 Eylül mü? 1 Ekim mi?

Aslında geçen sene yazdığım bu yazı 29 Eylül’e br gün kala okunup paylaşılmaya başlayınca hemen yeni bir güncelleme yapma gereği hissettim. Çünkü bazı kahve dükkanları veya (roasters) 29 Eylül’de bu günü kutlayıp bedava kahveler dağıtırken bazıları da 1 Ekim’de kutluyor.

Bir Milan kahvecisi de 29 Eylülden -1 Ekime kadar tarih vermiş. Ne güzel İtalyanlara her gün bayram, her gün kahve günü zaten 🙂

29 Eylül  gününde sadece Amerika’da bazı zincir kahve dükkanlarında dünya kahve günü kutlanacak. USA Today’in haberine göre Dunkin Donat, Krispy kreme ve ismini daha önce duymadığım dükkanlar Amerika’da herkesi bedava kahve içmeye davet ediyor.

Davete icabet edebilecek ABD’de yaşayanlar için link: http://www.usatoday.com/story/news/nation-now/2015/09/27/national-coffee-day-where-get-freebies/72872018/

Türkiye’den ise Starbucks bugüne (29 Eylüle) özel bir kahve alana aynı boy bedava kahve dağıtacağını duyurdu. Ancak bu bedava kahve için fotoğraf çekeceksin instagramda paylaşacaksın ya da marka kartı olmalı gibi şartları var.

ICO-International Coffee Organization ise Dünya Kahve Günü kutlamalarını, kampanyalarını, tadımlarını, etkinliklerini ve ücretsiz kahve dağıtım günü olarak 1 Ekimi belirlemiş. Kısacası Adil Ticaret Kahveciliği yapan kahvecilerin kendini tanıtma günü  1 Ekim. Güzel de bir web sayfası hazırlamışlar http://internationalcoffeeday.org/. Katılan kahve dükkanları ve roasterlar tek tek isimlendirilmiş. Her türlü detaylı bilgi İngilizce olarak mevcut.

1948056_10151948852617957_1458414408_n

ICO etrafında birleşen orta ölçekli, piyasayı fiyatlarıyla ezmeyen kahve üreticileri  çoluk çocuk çalıştırmıyor, işçileri ezmiyor. Sadece beyaz yakalı kölelere sahip 🙂 Bu üreticilerin kahvelerinin fiyatı yüksek olduğundan fazla bedel ödüyormuşuz gibi geliyor.. Ama yine her ucuz üründe olduğu gibi ucuz ürünlerin bedeli çok ağır.

İstanbul’da da fair trade coffee zinciri kahveleri satan pek çok mekan var. Birbirinden leziz Güney Amerika kahvelerini, farklı tadlarda deneyimlemek mümkün.

Bu sene 1 Ekim’deki etkinliğe Gümüşsuyunda bulunan Twins Coffee Roasters katılıyormuş. 250 gr özel harman kahvelerinden alana ücretsiz herhangi bir kahve vereceklermiş. Daha detaylı bilgi için sosyal medya hesaplarına bakmakta yarar var.

O zaman bugün ve 1 Ekimde her gün içtiğimiz Türk kahvesi veya espresso’ya yeni bir fair trade coffee kahvesi ekliyelim mi?

Afiyet olsun tüm kahveseverlere..

(Güncelleme: 29 Eylül 2015)

cd39b461f863a7862c2bb9fd4f3db336