Soğuk rotalarımdan soğuk kareler…

Son bir haftadır İstanbul sıcaklık üstüne sıcaklık rekorları kırıyor. Esmiyor, bir türlü esmiyor..

Sıcak havada klima altında bile terlerken bari aşırı üşüdüğüm, kemiklerimin soğuktan titrediği rotaları hatırlayayım, fotolarına bakıp serinleyeyim, bu rotaları da paylaşayım istedim.

İşte buz gibi iç soğutan rotalar:

Annapurna Base Camp ve Thorung La Geçidi 

abcdevvgoruntu

Bu Annapurna Çevresi yürüyüşnde en zorlu etap olan Thorung La Geçidinden ilerlerken yanımda balaklava taşımamış olduğumdan takmamıştım.  Yüzümün etrafında bulunan her türlü sıvı: kirpiklerim, burun etrafı buzla kaplandı. Kardan adam gibi bişey oldum 🙂 Şimdi ise fikri çok serinletici geliyor. Yukarıda Annapurna dağının dağ tırmanışı etabı başlangıç noktasını görebilirsiniz. Dağın yukarı doğru giden kesimini büyüklüğünden ve ihtişamından dolayı fotoğraflamak mümkün değil. Sol tarafta dağı seyreden minicik insanları gördünüz mü?

Kemik titreten Stokholm 

20131203_154202

Bir Aralık günü ziyaret etme şansına eriştiğim Stokholm’de bu kareyi sabah saat 10 civarlarında çekmiştim. Buradaki soğuk dağ soğuğundan çok farklı. Doğrudan cildinize temas edince yakan, kemiğinizi titreten bir soğuk bu…Böyle yavaş yavaş işliyor.  Dışarıda maksimum 3 saat civarında kalabiliyor sonra mutlaka sıcak kahve veya benzeri bişey içmek için kapalı alana giriyordum. Tabi Stokholm sporcuları bu karanlık zamanda bile şortla dışarı çıkıp koşuyor.

İrlanda – Cliffs of Moher Rüzgarlı Soğuğu

1483345_10151817030952957_2007395168_n

Buraya da hangi mevsimde giderseniz gidin soğuk denizlerden esen soğuk rüzgarlar olduğundan kulaklarınıza müzik yapan soğuk size eşlik edecek. Bu soğuğu çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim zira kulaklarınızı kapatmazsanız sonrasında acı duymanız olası. Ancak şimdi bu soğuk esinti , yeşil ve donuk mavi manzara çok cazip geliyor.

Norveç -Finse ve Gudvangen Dingin Soğukluğu

Processed with VSCOcam
Finse 1222 metre – Oslo Flam tren yolculuğunun en yüksek noktası

İşte bana göre soğuğun en güzel hali Norveç. Aşırı üşümeden, rüzgarsız,  sakin, dingin bir soğuk vardı Oslo-Flam yolculuğum boyunca. Fırsatım, zamanım ve param olsa yaz aylarını geçirmek isteyeceğim bölge kesinlikle bu civarlar olurdu.

Processed with VSCOcam
Flam’a gelmeden
Processed with VSCOcam
Sognefjord – Gudvangen’a gelmeden.

 

Yerli Paris, Eskişehir

Parise gidemediniz mi? Yakınımızda Eskişehir var, yerli Paris gibi adeta. Şehirciliği, parkları, caddeleri ve kahveleri sürprizlerle dolu. Bir iki gün modern yerli şehir havası almak ve gezmek için ideal. Sizin de eminim Eskişehirli bir arkadaşınız  “Eskişehir çok güzel, şöyle modern, böyle havalı” övmelerini yapmıştır kulaklarınıza. Kendi gözlerinizle görünce daha iyi kanaat getiriyorsunuz. Eskişehir %100 öğrenci dostu, bisiklet dostu, park dostu bir kent.  Ben orda bir Paris havası gördüm sanki, bakınız:

Parislilerin kenarında bol bol yürüyüş yaptıkları, içinde tur teknelerine bindikleri Sen nehri varsa, Eskişehirlilerin de kenarında yürüyüş yaptıkları, renkli teknelerle tur yaptıkları Porsuk çayı var;

_DSC2606_DSC2586

Parisliler caddelerde güneşe bakan bistrolarda oturuyorlarsa, Eskişehirliler Kumda Kahvecilerde taburelerde sohbet ediyor;

_DSC2239

 

Parislilerin Ponte Des Arts köprüleri varsa Eskişehir’in de Porsuk üstünde birbirinden güzel, süslü üstelik cupid heykelcikli mavi, yeşil, koyu kırmızı rengarenk köprüleri var.

_DSC2626

Bu liste daha uzayıp gider ama niyetim Eskişehir’i başka bir kentle kıyaslamak değil, esas niyetim medeniyete övgü. Beton kullanılsa bile sokaklarda yaşam alanı bırakmanın, halk için belediyeciliğin mümkün olduğunun,en güzel örneklerinden biri Eskişehir. İnsanlar da bunun kıymetini biliyor yaşamı sokaklarda, parklarda, ağaç altında banklarda sürdürüyor. Emekli Halit amca sabah çayını ağaç altındaki bankta içiyor, Ayşe teyze meşhur Odunpazarı simidini güzel arabasında satıyor, Halime teyze de belediye işçisi, bir yandan Eskişehir sokaklarını temizlemeye çalışırken diğer yandan sevimli bir sokak köpeğini yanında gezdiriyor onu doyuruyor. Belediye sokak hayvanlarını da unutmamış. Parkların belli alanlarına konulan mama kapları (mavi şirinlerle birlikte) ile burada sokak hayvanları için yemek bırakabilirsiniz temalı köşeler oluşturmuşlar.

Bir iki gün vaktiniz olduğunda gidebileceğiniz bu şehrin ayrı bir artısı da romantik seyahat (trenle ulaşımın olması) yapabiliyor olmanız. Eskişehirde nereler gezilir?

Odunpazarı

Eskişehir’in en Turistik bölgesi olan Odunpazarı,  otantik ve renkli Türk-Osmanlı evlerininin restore edildiği bölge oluyor. İstanbul’da gözümüze beton kaçınca alçak katlı, rengarenk dar sokaklı evlerin arasında kaybolmak iyi geliyor.  Kaybolduk çünkü fotoğraflamaya, selfielere doyamadık burda. Buraya gelmişken yoğunluk müsade ederse (çok kalabalık çünkü) Tatar Çibörek Evinden çiböreklerinden (çiğbörek demiyorlar, çibörekmiş :P) yemek lazım. Leziz.

_DSC2313_DSC2346_DSC2349_DSC2278_DSC2289

Adalar bölgesi ve Porsuk çayı

Gençlerin çimlerde uzandığı, çay kenarında yürüyüşler yaptığı, kafelerde takıldığı bölge Adalar bölgesi ve Porsuk çayı kenarları oluyor. Eskişehrin Avrupa’ya en çok benzetilen bölgesi de burası zaten. Benim de Parise benzetmelere doyamadığım bölge burası oluyor. Eskiden şehre kötü kokular yayan Porsuk iyi bir ıslah çalışması ile temizlenmiş ve kentte cazibe noktası haline getirilmiş. Hala belediye çalışanları tekne ile tek tek, tane tane özellikle ambalaj poşetleri tekneler yardımı ile topluyor. Her ne kadar modern olsa da hala yediği çöpü nehre, yediği çekirdeği de bank altına atanlar mevcut.

Adalar bölgesi ile ilgili bahsetmek istediğim bir diğer nokta da ortalama kafe yeme içme fiyatlarının İstanbul rakamlarına yakın olması. Açıkçası ben daha ucuz olmasını beklerdim. Pahalı görmediğim Türk kahveleri oldu. Burada içtiğimiz güzel kahve 1.5 TL idi. (Eskişehir kahve durakları ile ilgili ayrı bir yazı yayınlayacağım.)

_DSC2606_DSC2586

Devrim arabası

Türk usülu dram denince benim aklıma hep Devrim arabası filmi geliyor. Seri üretime geçilemeden hikayesi sona eren Devrim Arabası’nın hüzünlü hikayesinden  hepiniz haberdarsınızdır eminim. Dönemin Cumhurbaşkanının siparişi ile 4 adet üretilebilen ve 4 – 4,5 ay gibi inanılmaz bir sürede hayata geçirilen otomobil, tepeden tırnağa Türk yapımı ve bu o dönem için, hatta günümüz için bile inanılmaz bir olay!   Devrim Arabası, Tülomsaş Fabrikası’nın bahçesinde bir cam bölme içinde sergileniyor ve Eskişehir’e kadar gitmişken bu eseri görmeden dönmek olmaz. Arabalar ile hiç ilgisi olmayan bendenizi bile duygudan duyguya sürükledi Devrim.

_DSC2641

Sazova parkı

İşte halkın çimlerde uzandığı bir park daha. Hani bizim bildiğimiz İstanbul kıyı şeridinde mangal yapanlardan değil elbet. Zira burda yeterince alan olduğundan (devv, kocaman bir park) insanlar sadece yeşile doymakla kalmıyor çocuklarını ve kendilerini masal şatosu, korsan gemisi, parkın etrafını dolaşan tren gibi çocuksu eğlencelere katılırken bulabiliyorlar. Misal ben, parkın etrafında bu minik trenle gezme işini çok sevdim. Yalnız torun gezdirme bahanesi ile trene binen çok fazla amca, teyze var.  Oturarak gitmeniz pek mümkün değil.

Çok imkanlı park olması sebebiyle Sazova, aynı zamanda “Bilim, Sanat ve Kültür Parkı” şeklinde de anılıyor. Ayrıca içinde Sabancı Uzay Evi, Eti Sualtı Müzesi oturabileceğiniz kafeler, yemek standları ve büyük bir gölet var. Bizim orda bulunduğumuz esnada bir de Tosbağa araba (vosvos) güzellik yarışması vardı 🙂 Şehri Parise benzetmemin bir sebebi de Sazova’nın girişindeki kocaman yeşil kapılar ve Disneyland Masal Şatosu replikası idi. Replikalar konusunda dünya henüz Çin’le yarışamıyor – adamlar her yere eyfel kulesi dikiyor- ama Masal Şatosu gerçekten güzel bir replika olmuş. Dış cephesinin pamuk şekeri renkleri  ile de insanın pamuk şekeri gibi şatoyu yiyesi geliyor. Bu arada parkta pamuk şekeri ve elma şekeri gibi çocukluğun en güzel öğelerinin hala satıldığını görmek beni mutlu etti. Çocukların da pek mutlu olduğuna eminim.

_DSC2516_DSC2449_DSC2475_DSC2489