Toskana yaşamının devam ettiği iki kale-köy: Borgo San Lorenzo, Marradi

Diyelim ki şanslı insanlardan oldunuz ve oraların en güzel zamanı olan baharda Bologna’ya uçak bileti aldınız. Oradan da trenle Floransa’ya geçip Floransa’yı adım adım keşfedeceksiniz. Ben bu muhteşem iki şehre değil de arasında kalan, Toskana vadisinin el değmemiş güzellikleri ile dolu, uğrayabileceğiniz iki küçük kasabadan bahsetmek istiyorum.

Toskana vadisi aslında Siena, San Gimignano vb. gibi turistik kale-köylerle ünlenmiş durumda. Her biri de muhteşem ötesi ama turist kalabalıkları da ayrı haber konusu tahmin ettiğiniz üzere!

Benim aşağıda önerdiğim bu iki kale-köyde ise turistlerin olmadığı, hakiki Toskana yaşamını görebileceğiniz güzelliğe ve sadeliğe sahip. Özellikle yalnız seyahat edenlere, kafa dinlemek isteyenlere bire bir!

Sonrasında da Floransaya devam eder ve halkın arasına tekrar karışabilirsiniz 🙂

Borgo San Lorenzo

Bologna’dan – Borgo San Lorenzo’ya trenle ortalama 2 saat süren bir yolculuk ile ulaşabilirsiniz.

Borgo San Lorenzo için konaklama önerisi: Hotel Locanda Degli Artisti

Borgo San Lorenzo, yeşil Toskana bölgesinin hem kalbi hem de en eski kale-köylerinden biri. Toskana vadisinde bu tarz kale köyler ortaçağ yaşam klasiği olarak nitelendiriliyor. Etraflarında kale duvarı var. İçinde de küçük küçük evler, yeşil panjurlar, gözetleme kuleleri, çan kuleleri, dar sokaklar ve kale kapıları geçitleri var. Hemen hemen hepsi hala tüm ihtişamıyla dimdik ayakta. Borgo San Lorenzo bu tip orta çağ köyünün restore ederek korunduğu ve içinde hala yaşam olan en güzel örneklerinden…

Bu kasabada kahve barında kalabalıkların arasından süzülüp “uno espresso per favore” ile kahvaltı keyfi yapabilirsiniz.

Marradi

Bologna’dan-Marradi’ye trenle ortalama 1.30 saatte ulaşabilirsiniz.

Marradi için konaklama önerisi: Palazzo Torriani

Marradi de yokuşları bol olan şirin mi şirin bir kale köy. İtalyan dağ bisikletçilerinin iyi bildiği bu kasaba çeşitli zorluk derecelerine sahip dağ bisikleti rotaları sunmakta. Yukarıda tavsiye ettiğim otel olan Palazzo Torriani bu kasabaya başlı başına bir seyahat sebebi. Tam 500 yıllık bir bina! Sahibi Anna Maria da tatlılığı, güzelliği ve kibarlığı ile nam salmış kusursuz bir İtalyan hanımefendisi. Michelin yıldızlı restoranların hepsine taş çıkaracak nitelikte ıspanaklı tortellini ve mürver çiçeği kızartması burda tadabilirsiniz.

_DSC3210
Borgo San Lorenzo
_DSC3101
Borgo San Lorenzo
_DSC3115
Borgo San Lorenzo
_DSC3225
Borgo San Lorenzo
_DSC3257
Borgo San Lorenzo
_DSC3250
Borgo San Lorenzo kahvecisi, yer bulmak ne mümkün!
_DSC3309
Marradi
_DSC3320
Marradi
_DSC3365
Palazzo Torriani içinden bir görünüm.
_DSC3402
Marradi
_DSC3454
Nom nom, ıspanaklı tortellini…
_DSC3457
Mürver çiçeği kızartması

_DSC3576_DSC3963

İtalyanlar gibi espresso içmek

23 Kasım Ulusal Espresso günü olarak kutlanıyor! Bu önemli günde ben de “İtalyan gibi espresso içme” konusuna el atayım istedim.

Efenim Travel & Leisure dergisinden Sarah Stewart’ın yazısı ve benim eklentilerimle İtalyanlar gibi espresso içmek istiyorsanız:

Sipariş esnasında: Kasaya yaklaşıp “Un caffè, per favore” diyorsunuz ya da double espresso istiyorsanız”un caffè doppio” diyorsunuz. İnsan kalabalığının arasından sıyrılıp kahve barına doğru baristaya yaklaşıp fişinizi uzatıp tekrar kahvenizi baristadan istiyorsunuz.

Ayakta, kahve barında için: Bir masada oturmak isterseniz espresso ederinin üç katına mal olur. Kahve Barında güne kahvaltıdan önce espresso ile açılış  yapın.

Şeker mevzusu: Kahve barlarının çoğu “şekersiz” espresso hazırlayarak şekeri yanında verir.  İtalyanlar espresso yaında süt istemez. Sütlü kahve isterseniz bir cappuccino veya macchiato sipariş edin (İtalyada sadece sabahları bulabilirsiniz). Latte sipariş ederseniz sadece sıcak süt alırsınız!

Fincan tutma mevzusu: Fincanı, parmağınızı açıklıktan geçirmek yerine sadece parmak ucuyla tutun (zaten fincan çok küçük mecbur öyle tutuluyor).

İçme aşaması: Yavaşça yudumlayın, ancak soğutacak kadar da yavaş olmamalı (ortalama bir espresso içmek yaklaşık iki dakika sürer). Kahve barlarında genelde İtalyan gazeteleri bulunuyor. İstiyenler okuyabilir:)  10 veya 20 cent bahşiş bırakabilirsiniz ama genelde A.B.D.’de olduğı gibi bahşiş zorunlu değil.

_DSC3250
Borgo San Lorenzo’nun mahalle kahve barı her sabah böyle 🙂 Tıklım Tıklım.
_DSC4132
Floransa’nın bir diğer yoğun kahve dükkanı Scudieri’nin kahve barı..

Falezleri, limon bahçeleri ve limoncellosu ile Sorrento

Sorrento Napoli, İtalya’nın sevilen, tercih edilen bir tatil beldesi. Uzun uzun falezlerin kıyısında, şemsiye gibi sahil çamlarının altında, Vezüv yanardağı manzarasında denize  girmek isteyenler için ideal bir yer.

Sorrentoya Napoli üzerinden karayolu veya trenle ulaşabileceğiniz gibi deniz yoluyla da ulaşabiliyorsunuz. Biz Capri adasından geçmeye karar vererek yaklaşık 25 dakikalık dalgalı deniz yolculuğu  akabinde Sorrentoya ulaştık. (Hava durumu daha sakinken eminim deniz yolculuğu şahanedir :))

excelsiorlu manzara

Buraya gelmedeki amacımız Sorrentoyu üs olarak kullanarak konaklama ücretlerinin kat be kat daha fazla olduğu Amalfi kıyılarını dolaşmaktı.

Ancak sonradan farkettik ki Sorrento da başlı başına gezilebilecek bir yer;  limon bahçelerinde yürüyüş yapabilir, bol bol ‘crema di limoni’ içilebilir, tarihi  saat kulesinin oralardaki küçük dükkanların arasında limoncellolu badem şekeri tadabilir, pizza yiyebilir,  müze gezebilir, falezlerin üzerindeki balkonlardan denizi, kıyı şeridi boyunca uzanan diğer falezleri, sahil çamlarını, Vezüvü izleyebilirsiniz. Üstüne de denize girip yüzebilirsiniz. Daha ne olsun? Ancak belirtmekte fayda var. Burası da bölgenin tamamı gibi oldukça pahalı bir yer. Günlük minimum harcamanız otel dahil iki kişi için 200 € civarında olacaktır.

tasso meydanı
Tasso Meydanı Sorrentonun en yoğun meydanlarından. Akşamları büyük saksılarla bir kısmı trafiğe kapatılıyor.
saatkulesi (1)
Kasabanın eski kısmı dar ve çok kalabalık sokaklarla dolu.

arasokaklar

Biz Saint Agnello sahilinde denize girdik. Falezin alt kısmına ulaşmak için kıyıda kurulu merdivenlerden girip ufak bir mağaranın içinden geçtikten sonra ücretli bir tesise ulaştık.  Giriş ücreti 5 €, asansörle yukarı çıkmak 1 € gibi her bir hizmet ücretlendiriliyor, şezlong veya şemsiye için ayrıca ücret talep ediliyor. Kumlu plaj bulmanız oldukça zor. Volkanik topraklı koyu kahve minik taşların arasından  mavi suların içinde bir yanda Vezüv yanardağı bir yanda falezlere karşı yüzüyorsunuz. Bence oldukça güzel ve keyifli bir yüzme alanı.

plajvezuv
Sol tarafta Vezüv yanardağı, sağ tarafta falez manzaralarıyla denize girenler..

Sorrento bölgesinin en güzel yanı Limon bahçeleri,  limoncellosundan (Limoncello: limon kabuklarından yapılan bir likör çeşidi) yapılan soğuk içecekleri ve limoncellolu badem şekerleri. Dar sokaklar limon ve limon ürünü dolu. Her yer açık sarı renklerle bezenmiş durumda. Şehrin göbeğinde limon bahçeleri hala yüzyıllardır aynı  yerde bozulmadan günümüze ulaşmış. Bu bahçelerin bazıları ise limoncello sattığından içlerinde gezmenize ve yürüyüş yapmanıza olanak sağlıyor. Girip tur atmak ve fotoğraf çekmek için ideal.

limonbahcesigravuru
Limon bahçesinin güzel giriş kapısı
limonbasket
Limonları bizimkilere göre biraz daha iri ve buruşuk yapıya sahip.
limonbahcesi2
Limon bahçesinin yürüyüş yolu bile var 🙂
limoncello meloncello
Her yer limoncello, meloncello, crema di limoni… Crema di limoni ise içmeye doyamadığım limoncellonun sütle karıştırdıkları bir çeşidi..
limonsabunlar
Limon sabunları sokaklara çok güzel koku veriyor..

 

Benim Sorrento ile ilgili verebileceğim ipuçları:

  • Yürümek istemezseniz şehrin göbeğinden (Piazza Tasso)  kalkan turistik tren kasabanın ana hatlarında sizi 6 € karşılığı gezdiriyor.
  • Çok turistik bir bölge. Kasaba küçük ve kalabalık. Restoranlarda sıra beklemek çok olağan bir durum. Meydanlara nazır restoranlarda prosecco içip gelen geçeni izlemek güzel ancak dondurulmuş pizza sattıklarından oralarda yemek yerine ara sokakları tercih edin derim.Otel fiyatları Amalfi kıyılarına göre nispeten daha ucuz, ortalama gecelik minimum 100 €’dan itibaren :P.. Pahalı oda fiyatları beklentinizi yükseltmesin, hizmet kaliteleri çok yüksek değil. Genelde oteller eski ve çok kalabalık olduklarından pek yenilenmeye, hizmet kalitelerini arttırmaya yönelmiyorlar.
  • Falezlerin 50 metre üstünde sahiden nefes kesici manzaraya sahip Grand Otel Vittoria Excelsior oteli var. Hayatımda ilk defa bir oteli her şeyiyle beğendim. Hele bazı noktalardaki balkon restoranları ve falez kovukları öyle güzel ki…Yükseklik korkuları olmayanlara inanılmaz  güzel mekanlar, manzaralar sunuyor. Tabi ki bu otel genelde ünlülerin, kralların, kraliçelerin konakladığı süper pahalı, geceliği ortalama 1000 € olan bir otel.

Santa Margherita Ligure’den Portofino’ya 5 km manzaralı yürüyüş…

La Spezia Akdeniz kıyıları o kadar güzel ki insan nereye baksa bir manzara, bir ihtişam, bir tasarım ve tabi ki gelato (İtalyan dondurması) görüyor. Buraların en bilinen kasabası kuşkusuz minicik Portofino. Buğulu sesi ile Portofino’nun ününe ün katan sevgili Dalida bu minik kasabayı o kadar ünlü etti ki geleni gideni hiç bitmiyor.

Portofino’ya gitmek için İtalya, Genoa’ya (Conova) uçtuktan sonra ulaşmanız oldukça kolay. Genoa Brignole tren istasyonundan San Margherita Ligure durağına, oradan da bir otobüsle Portofino’ya ulaşabilirsiniz. Karadan gitmek manzaranızı kesinlikle azaltmıyor. İtalyan sahil kasabalarını geçe geçe yolculuk ediyorsunuz. Otobüs yolculuğu ise biraz Metrobüsün mini versiyonu gibi 🙂 Saatleri seyrek ve otobüsün kendisi oldukça küçük. Bizim tercihimiz giderken bu mini otobüsü kullanmamak yerine sahil boyunca yürüyerek Portofino’ya ulaşmak oldu. Yürümek iyi bir tercihti çünkü yol boyunca manzaranın ardı arkası kesilmedi ve Santa Margherita Ligure’nin içini de görme şansına eriştik.

Screenshot_2015-12-21-12-59-14

Ancak yolun 5 km olduğunu, bir çok burnu sahilden ve bazen yolun kenarından kat ettiğinizi, bazı burunların bolca rüzgar aldığını da belirtmeliyim. Bu yürüyüş parkuru aynı zamanda o bölgenin spor parkuruydu. Dolayısıyla bol bol koşan fit İtalyan erkek ve kadınlara denk geldik. Koşarken de çok şıklar!

San Margharita Liguere’nin de içini gezme şansınız olduğundan bu güzel kasabaya da vakit ayırmış olduk. Tabi “gelato” İtalyan dondurması seviyorsanız biraz riskli çünkü her dondurmacıda durup bir dondurma yemek istiyorsunuz. Hakikaten capuccinolusu, limonlusu her biri ayrı güzel, ayrı lezzetler. Paramızı bol bol dondurmaya harcadıktan sonra İtalyan plajlarına ve plaj kabinlerinin bile tasarımlı olmasına hayran olmamak elde değil. Santa Margharita Liguere oteller ve plajlar bölgesi. Birbirinden şık oteller plajlar yan yana..

Nihayet son burnu da pembe ve koyu kırmızı zakkumların ardında manzara eşliğinde geçtikten sonra Portofino tabelası önüne geldik.Şık koşucuların yerini şık kahve içen insanlar yer almaya başladı. Tabi ayakta espressolarını yudumluyorlar. Şans eseri hemen Portofino meydanını buluverdik. Aslında çok ta şans sayılmaz zira kasaba bir tane cadde ve dar ara sokaklardan oluşan küçük mü küçük bir yer. Oradayken denk geldiğimiz düğünü seyre dalıyoruz. Kiliseden yeni çıkmış genç çift’in kafalarına buğday ve şeker atılıyor. Güle eğlene Portofino’nun arnavut kaldırımlı minik sahil meydanından geçiyorlar. Bilmiyorum tekrar yazmama gerek var mı ama herkes yine çok şık. Davetlilerin şıklığı neredeyse damat ve gelinin şıklığını aşıyor. Hep baraber kutlama yapacakları yere doğru şen kahkahalar atarak ilerliyorlar.

Meydanda pizza yeme ve İtalyanların meşhur Toscana ev şaraplarını tatma şansına da eriştik. Fiyatların genele kıyasla o kadar da pahalı olmadığını düşünüyorum. Özellikle şarap ciddi anlamda su içmekten daha ucuz.

Portofino meydanın arka sokaklarında küçük küçük hediyelik eşya dükkanları, limon satan tezgahlar ve ayakta kahve satan dükkanlar bulabilirsiniz. Abartmakta bir sakınca görmüyorum ama neredeyse 200-500 adımda kasabayı gezmeniz mümkün. Yeşil panjurlu dışa doğru açılan tahta kepenkler, alçak katlı rengarenk boyanmış evler, çamaşır ipine güneşe karşı asılmış çamaşırlar… Ve pek tabi ki bağırarak konuşan, aynı zamanda konuşup birbirini anlayan İtalyanlara burda da denk gelebilirsiniz.

4030841247_caa237af28_z

Dönüşte tren istasyonuna giden mini otobüsün kalktığı noktayı da bulmanız zor olmayacaktır. Bu otobüs halk otobüsü gibi bir otobüs aslında. Bekleyenler oldukça kalabalıktı. Biz de İtalyan hanımefendilere yer vererek , dönüşte de ayakta manzaranın seyrine daldık.

 

İtalya’da beş köy, beş aşk :Cinque Terre

olanbiten (4)

Nedendir bilmem ama “yurtdışı tatil” deyince hep akla ilk Roma gelir. Galiba vakti zamanında  Audrey Hepburn’lü Vacanza Romana filmi ile iyi PR yapmış İtalya  ve Roma akıllarda iyi tatil diye bir yer edinmiş.

Bendeniz ise İtalya ile ilgili ilk yazımın mutlaka Cinque Terre olmasını istedim. Çünkü içinizi kıpır kıpır edecek romantik* alanlara, inanılmaz doğal güzellikte kıyılara ve mini mini trek rotalarına sahip bir bölge burası. En önemli özelliği ise köyler arası ulaşımın sadece trenlerle yahut yürüyüş ile yapılıyor olması.

10527670_10152224724262957_7059851020300517902_n
Tren yolculukları öyle güzel ki.. Tren çok sık tünellere giriyor.
10360345_10152224723527957_1875706827759977434_n
Riomaggiore Monteresso’ya yürüyüş rotasından bir fotoğraf.
10342415_10152224750502957_1344373014591903527_n
Vernezza -Manarola köyleri arasındaki yürüyüş yolunun başlangıcından Vernezza köyü manzarası.

Cinque Terre İtalyanca’da beş köy anlamına geliyor. Riomaggiore, Vernezza, Manarola, Corniglia ve Monterosso köylerinden oluşuyor. Sarp kayalıklar üzerine inşa edilmiş evler, estetik keşmekeş yaşam stili ve şirin kayıklara ev sahipliği yapıyor bu köyler.  Henüz Amerikalılar dışında çok tercih edilen bir destinasyon olmadığından gerçek İtalyanlar ve onların gerçek yaşamlarına tanık olabiliyorsunuz.

İtalyan sahillerinin güzelliği, bakımlı balıkçı kayıkları, üzüm bağları, limon ağaçları, renk renk begonviller, şarap, insanların neşesi bir araya gelince aşk olmaz da ne olur? Bu aşk’ın en kıymetli malzemesi ise köyleri birbirine bağlayan tren yolculukları. Tren’in düdüğünü duyduğunuzda sevdiğinize kavuşmak için yola çıkmaya hazır oluyorsunuz…

Yemek açısından asla sıkıntı çekmezsiniz. Pizzalar, deniz ürünleri ve şarapseverler için Toscana bölgesinin leziz şaraplarını kolaylıkla iyi fiyatlara bulabiliyorsunuz. Benim oradaki en sevdiğim yemek mekanı Vernezza’daki Geleteria (Dondurmacı) oldu. Yerini tarif etmeyeceğim çünkü önünde bekleyen insanlardan ve dükkanın etrafında mutlulukla dondurma yiyen turistlerden kapısını bulmanız hiç zor olmayacaktır. O dondurma öyle efsane bişey ki bir seferinde üst üste 18 top yemeyi başardım. Üstelik bu 18 topun her biri farklı aromaya sahipti. Genci yaşlısı, yerlisi yabancısı herkesler dondurmayı yalayarak yemenin tadına varıyor desem abartmış olmam.

Tren ve yaya yolu dışında öteki ulaşım metodları zor -Riamaggiore’de karayolu var- başka bir deyişle seyrek . Dolayısıyla bu beş köy doğa sever yürüyüşçüler için bire bir..  Yürüyüş rotaları- daha doğrusu patikaları-  yer yer tepe yamaçları üzerinden , sık sık yamaç sırtlarından , bazen sahillerden, şarap bağlarından geçmece şeklinde. Tabi bu patikalar dik yamaçlarda olduğundan sık sık toprak kayması, erozyona uğruyor. Dolayısıyla yürümek için yola çıkmadan önce mutlaka yolun açık olup olmadığı teyid edilmeli. Bazı noktalara check point yerleştirilmiş ve geçmek için 7€ gibi bir ücret ödüyorsunuz.

1976961_10152224723662957_4917823858108174594_n
Manarola köyü
10421301_10152224723307957_2861495263148065012_n
Kayıkların hepsi İtalyan şıklığını yansıtan örtülere sahip.
10406537_10152224750752957_2949632621037555145_n
Bu geçit sahil – Vernezza köyü arasında.
10527349_10152224752672957_4591828645771217555_n
Montorosso köyü

10373497_10152224724047957_3305314238439033214_n 10482596_10152224723577957_983343083206728927_n 10491194_10152224724157957_6045044164508585629_n 10527506_10152224752822957_734965680055451493_n 10530929_10152224747842957_2961339013321399114_n 10556288_10152224723342957_7161883439192822322_n 10557244_10152224748097957_5788734215546878855_n 10557292_10152224747582957_5173858608746405290_n

Cinque Terre La Spezia iline bağlı ve aslında baktığımızda bu il pek çok destinasyona sahip geniş bir bölge. Amma velakin gel gör ki bizim ahali tutturmuş bir Portofino diye sadece Portofino’ya gidiyor Cenova üzerinden. Sonra bir bakıyorsunuz Portofinoda her yer Türk İtalyan yok :).  Akabinde Portofino’da kahve keyfi paylaşımı yapmak isteyenler latte diye kahve sipariş edip karşılarına süt gelince ama aaaa ben süt siparişi vermemiştim sütlü kahve istemiştim gibilerinden vukuatlar yaşıyorlar. Efenim lütfen yapmayınız etmeyiniz. İtalya’da latte sipariş ederseniz masanıza sadece süt gelir o da kahve içermez. Kahveseverler aman diyeyim.

*Yazar burada hem Romantizm akımını hem de anlam kötülmesine uğramış hali olan Romantikliği kast etmektedir.

Romantizm akımını şu resim çok güzel ifade ediyor. Bir de alta bir tanım ekledim.

Caspar_David_Friedrich_-_Wanderer_above_the_sea_of_fog

1790‘dan yaklaşık 1850‘ye kadar Avrupa‘da edebiyatın müziğin felsefenin görünümünü köklü bir şekilde değiştiren ve resimde bir yenilenmeye yol açan romantizm (fr. romantisme), belli bir tanıma girmeyen niteliğini korumakla beraber, var olmanın özgür bir ruh hâlini işaret etmektedir. Ortaya çıkışında ise 1789 Fransız İhtilali sonrasındaki toplumsal, siyasal ve düşünsel yapının etkileri vardır.