Kamboçya Siam Reap’in Büyüleyici Güzellikleri: Angkor Wat Tapınakları, Yüzer Köy, Lotus Tarlası ve Sokak Kahvecileri

Kamboçyaya gitmeden evvel okuduğum bloglar hep dolandırıcıklar ve sahtekarlıklarla ilgili uyarı yazılarıydı. Sınırdan geçerken size yaklaşanlara dikkat! Size hizmet satmak isteyenlere dikkat, bu ülke dolandırıcıları ile ünlü türünde uyarılardı bunlar. Biz de “Türkiye’de yaşıyoruz nicelerini gördük” deyip bir yandan üstesinden geliriz diye düşünürken diğer yandan da Tayland’a kıyasla bir tık daha tedbirli davranarak gezdik bu ülkeyi.

Okuduğumuza göre, bu sahtekarlıklar en çok Bangkok-Siam Reap karayolunda gerçekleşiyordu. Madem öyle biz de havayolu ile gidelim deyip Phuket-Siam Reap arasında ucuza bilet bulup Air Asia ile uçtuk. Sorunsuz bir yolculuk ve çok sakin bir vize işlemimiz oldu. Kamboçya polisinde o kadar çok çalışan memur vardı ki. Yanyana duran memurlardan biri pasaportu, diğeri fotoğrafı kontrol ediyor, bir diğeri sizden para alıyor (30 USD), bir yanındaki pasaporta vize yapıştırıyor, bir başkası imza atıyor. Sonuncusu da tekrar pasaport, fotoğraf ve size bakıp pasaportunuzu iade ediyor. Böyle ilginç 20’yi aşkın tüm memurlardan geçtiğinizi bir vize sistemi.. Sonrasında bir anlık gaflete düştük ve elimizde biraz yerel para birimi olsun deyip Kamboçya Riyali aldık. Meğer ülkede enflasyon öyle fazla imiş ki bir günde Kamboçya Reali ABD Doları karşısında yarı yarıya değer kaybedebiliyormuş. O yüzden insanlar çoğunlukla ABD para birimine daha çok güveniyor ve onunla alışveriş yapmak istiyor. Ben bunu okumuştum ama sabah dalgınlığı olsa gerek o anda unutuverdim ve cebimizde bolca yer kaplayacak bir miktar para ile Siam Reap Kamboçya sokaklarına adımımızı attık.

Kaldığımız hostel tuk tukla havalimanından aldırıyor mu diye dikkat ederek hotel seçimimizi yaptık. Lovely Guesthouse’da geceliği 10 USD civarında konaklama ve 2 gün kalmak koşulu ile havalimanından hostele tuk tuk ile ücretsiz transfer dahil bir konaklama seçtik. Oldukça memnun kaldık. Daha sonrası için de bu tuk tukçu ile anlaştık ve her yeri onunla gezdik. Burdaki tuk tukçular çok uygun fiyatlara sizi gezdirmenin yanı sıra iyi İngilizce bildiklerinden aynı zamanda rehberiniz olabiliyorlar.  Tuk tuk sendikaları bile var. Fiyat tarifeleri belli.

Tuk tukçumuz

Angkor Wat

Angkor wat turu da dahil civar bölgelere yapmak isteyebileceğiniz tüm turları konakladığınız hostelden- hotelden satın alabiliyorsunuz. Tabi ki buraya tamamen Angkor Wat için gittiğinizden önce Angkor Wat turu satın alıyoruz. Tur dediğiniz aslında tuk tuk ücreti ve otel sahibine komisyon.  Tapınakların arasından güneşin doğuşunu izleyebilmek maksadıyla gece saat 03.30’da tuk tukçuyla buluşmak üzere anlaştık. Motosikletli tuk tukçumuzla buluştuktan sonra gecenin karanlığında tozlu yollardan toz ata ata, diğer turist tuk tukları ve turist taşıyan otobüslerin arasına karıştık. Boş ve upuzun bir arazinin ortasına inşa edilmiş Angkor Wat Müzesi ofisinden giriş kartlarımızı almak üzere  sıraya girdik. Oldukça kalabalık ama hızlı ilerleyen bir sıra var burda. Giriş ücretleri çok pahalı: 1 günlük 37 USD, 3 günlük 62 USD, 7 günlük 72 USD. Sizin fotoğrafınızı o sabah çekerek fotoğraflı bir giriş kartı veriliyor. Neredeyse her tapınak başında da görevliler olduğundan bu giriş kartlarına bakıyorlar.  Bu tapınaklarda ne kadar zaman geçirmek istediğiniz tamamen size bağlı çünkü Angkor, irili ufaklı 1000 km2 alana kurulu devasal bir alan. Burda Kmer İmparatorluğu, aralarında şimdiki Myanmar ve Vietnam topraklarının da bulunduğu büyük bir coğrafyada 9.YY ile 15YY arasında hüküm sürmüş.  Angkor Wat büyüleyici taş işçiliğinin ve simetrik tapınakların yanı sıra, sanayi devrimi öncesindeki  neredeyse 1 milyon insanın kullanımına sunulan mühendislik harikası yağmur suyu kanalları, su taşıma sistemleri ile ünlü. Alana ilk girişimizde esas en çok ziyaret edilen en büyük tapınak Angkor ile başlıyorsunuz. İhtişamlı uzun girişinden sonra o üç tepenin ardından güneşin doğmasını bekledik. Maalesef güneşin doğuşundan yana pek şansımız yaver gitmedi. Tapınaklarda en çok hoşuma giden öğeler bulut perileri olduğu düşünülen apsara figürleri oldu. Genelde dans eden kadın figürleri olarak resmedilmişler.

Doğanın hakimiyeti
Doğanın hakimiyeti 2

Heybetli nilüfer havuzu
Turuncular
Apsaralar
Güneşin doğuşunu beklediğimiz anlar..
Dostlar tapınağın her yerinde 🙂
Lütfen fillerin bu şekilde işkence görmesine katkıda bulunmayın!

Tonle Sap Balıkçı Köyü

Kamboçyada beni en çok etkileyen yer bu yüzer balıkçı köyü oldu. Daha turistik bir yüzer köye gitmek yerine buraya geldiğime sevindim çünkü burda yaşam vardı. Göl kenarında hayvanların peşinde koşuşturan her yeri çamurlanmış çıplak çocuklar, tekneleri ile bohçacılık yapanlar,  yemek yapanlar, kahve yapanlar ne ararsanız mevcut. Nehir üstüne kurulan evler, bizim gecekondu sistemine benzetebileceğimiz bir sistem. Suyun üstüne ev yapmak için arsaya para verilmiyor yani. Rehberimizin söylediğini yanlış anlamadıysam daha sonra devlete herhangi bir vergi de verilmiyor. Bu sebeple karaya ev yapabilecek kadar parası olmayanlar genelde nehir üstüne ev yapıp orada yaşamlarını idame ediyorlar. Bu köyün geçim kaynağı ise üzerinde yaşadıkları göl.

Teknemiz köyün içinde doğru ilerlerken iki kız çocuğunu leğenin içinde giderken gördük.  Ellerinde minicik küreklerle bir yandan gelip geçen teknelerin dalgalarını savuşturmaya çalışıyorlardı diğer yandan da birbirine su sıçratarak oyun oynuyorlar bir yandan da gitmek istedikleri yere leğenle gitmeye çalışıyorlardı. Bu görüntü karşısında içim parçalandı. Yetişkinlerin yerine küçüklerin hayatın acı yönleriyle  mücadele etmek zorunda kalması karşısında hangi insan olursa olsun acıma hissederdi ne de olsa. Bizim teknemiz de onları görünce çok yavaşladı dalga yapmayalım diye. Gene de oluşan minik dalgalara karşı kızlar daha bir azimlendiler, dalgalarla yeniden oynamaya hatta oluşan akıntıya karşı var güçleri ile kürek çekmeye başladılar. Batılı toplum çocuklarında pek görmeye alışık olmadığım memnuniyet ve mutluluğu bu çocukların yüzünde gördüm. O gün kendi kendime epey düşünmüştüm. Acaba bu kız çocuklarına acımalı mı diye? Ya da ellimizde onca  sözde imkana rağmen şu saflığı ve güzelliği elde edemeyen kendimize mi acımalıyız?

 

Biraz ilerde ise yüzer köyde katolik kilise(!) belirdi teknemizin karşısına. Belki de yukarda sorduğum sorunun cevabı katolik kilisesinin içinde gizliydi. Gölün üstünde kocaman bir yapı inşa edilmesine rağmen kasvetli duruyordu ve verandasında tek bir ses tek bir gülücük yoktu.

Teknemiz biraz daha ilerleyince karşımıza yüzer mutfak belirdi. Yerel ekonomiye katkıda bulunmak için bu tatlı teyzemizden de kahve aldık. Ancak bu gibi yüzer köylerden kahve alırken kahve suyunun gölden gelebileceğini düşünerek ona göre satın alma kararı vermekte fayda var :).

Tezgahtar teyze
İşinde gücünde insanlar ve uzaklara bakan çocuk.

Lotus Çiçeği Tarlası

Yüzer balıkçı köyünde yeterince güzellik gördük diye düşünürken yolun hem sağında hem solunda uzun uzun lotus çiçeği tarlaları görünce epey şaşırdık. Anında turist mode on tuşuma basıldı ve heybeme koyduğum fotoğraf makinemi çıkarıp fotoğraflamaya çalıştım. Tüm gününü de bizimle geçiren tuk tukçu abiden de herhangi bir tarlada durmasını rica ettim. O da tarlasını gezmeye ve fotoğraflamaya izin veren bir çiftçi ailenin yanına götürdü bizi. Minik bir ücret karşılığı  tarlasında neredeyse bellimize kadar gelen güzel lotus çiçekleri arasında dolandık. Çok mistik bir ortam oluştu. Bir yandan güneş batıyor diğer yandan da cırcır böcekleri sesleri arasında huzurlu bir sessizlik vardı tarlanın ortasında. Pirinçte olduğu gibi sulu çeltikler içinde yetişiyordu lotus çiçeği. Çeltiklerin kenarlarına da topraktan yürüme bentleri yapılmış.

Lotus çiçeği Budistler için dini bir simge ve rahipler genelde Budist tapınaklarında bu çiçekten bulunduruyor. Meditasyon yaparken önüne 1 adet lotus çiçeği koyan veya elinde tutarak meditasyon yapan budist rahipler de bulunuyor.

Tam da bu kadar büyük tarlayı budist rahipler ne yapıyor diye merak ederken çiftçinin çağırması ile sorumuzun cevabı geldi. Bize lotus çiçeğinin çekirdeğini çıkararak ikram etti. Nohut ve badem karışımı bir lezzete sahip çekirdekleri meğer oldukça besleyiciymiş ve Kamboçyalıların besin kaynaklarından biriymiş.

Siam Reap Sokak Kahvecileri

En çok kahve içtiğimiz yer hostelimizin sokağında içecek satan çok tatlı bir kadının sokak tezgahı idi. Kadın bir iki kelime İngilizce de anladığından nescafe ve suyu karıştırarak yaptığı frappesini şeker koymamasını rica edebiliyorduk.

Yukarıda bahsettiğim gibi yüzer köyde de yüzer teknede satış yapan kadından bir frappe aldık. Ancak şeker istemediğimizi anlatamadığımızdan içindeki şeker miktarı çok fazla idi.Dolayısıyla herhangi bir içecek tezgahından kahve istediğinizde size verecekleri şey bol şekerli bir frappe olacak. Şekerin tadı da burada bildiğimizden biraz farklı. Şeker kamışından yapılan şeker olma ihtimali var.

İçtiğim en batılı kahve ise Angkor Wat biletleri satılan turizm ofisi kompleksinin bulunduğu binadaki Illy Cafe oldu. Burda hem kaliteli illy espresso hem de kruvasan bulabiliyorsunuz. Tabi batı ürünlerin fiyatları batıya denk biçimde. Burası çok minik bir kahve barı olduğundan oldukça kalabalık ve uzun kuyruk olabiliyor.

Yüzer köyde kahvemi hazırlayan kadın..

 

 

Kadıköy’de Üç Kahve Barı / Suggested Specialty Coffee Bars in Kadıköy

İstanbul’da her geçen gün gelişen gerçek kahve barı kültürünü getiren kahvecileri seviyorum. Ben de Kadıköy’de olan kahve barlarına uğrayıp kendi paramla kahvelerini tatmaya çabalıyorum.  Tahmin edeceğiniz üzere bu kahve barları sadece kahve yapan, uzun uzun oturmaya müsait alanı olmayan küçük dükkanlar. Bu kahve barlarında işiniz gücünüz kahve içmek olabilir 🙂 Başka bişey yapmak için – ders çalışmak, online iş, çeviri vb. – çok uygun olmayabilir. Genelde 3-4 masa adedi ile küçücük alanları var.

I like the fact that micro roasteries and specialty coffee bars are quite succesfull in Istanbul. Lately I tried to stop by specialty coffee bars in Kadıköy to see how they differ from each other.  These bars are mostly literally tiny shops where you can only sip your morning, midday, evening coffee. Not suitable for online working, translation as there are 3-4  tables only.

ÇEKİRDEK

Moda Mehmet Ayvalıtaş mini parkının köşesinde yer alan Çekirdek kahvesi gerçekten leziz. En çok aromanın kahve tadı üzerinde baskın olmamasını sevdim. Yani kahve içiyorsunuz. Öyle portakal aroması, vanilya vb. değil. O gün uzun bir şehir yürüyüşü yapacağım için yanına da brownie alıp bomba ikiliyi oluşturmuştum.

The micro roastery is on a corner of Mehmet Ayvalıtaş Park in Moda. The taste of the espresso is great as it is coffee bean only. The aromas such as orange, vanille are felt very little or non present.

Caferağa Mh., Şair Latifi Sokak No:9, 34710 İstanbul

RAFİNE

Bu da meşhur Ayının tam karşısı. %100 yoğun kahve ve ayılma garantisi var 🙂 Barista sanırım beni gördüğünde espresso makinasına kahveyi iyice doldurdu kahvem, yoğun bir kıvam ile geldi. Sert kahve sevenler için bire bir.

This coffee bar is just accross the famous bar Ayı (Bear) in Moda. If you  like strong aroma in coffee or maybe you want to stop by after being drunk this is the spot.

Caferağa Mahallesi, Kadıköy Merkez Caddesi, No 69/A, Kadıköy, İstanbul

MAMBOCINO

Cortadosunu sevdiğim Mambocino’nun Moda şubesi zincir kahvecilerin bulunduğu sokakta.

I like the cortado of this shop and it is in the street where the other famous chains are.

Caferağa Mahallesi, ModaCaddesi, No 188/A, Kadıköy, İstanbul

 

 

 

8 ülke 8 ünlü kahve

Farklı ülkelerde kahve çekirdeklerinin  farklı hazırlanmalarını tatma şansına erişmek,  gezmek için başka bir bahane demek 🙂

Gerçi globalleşme ile kahve de aynılaşma sürecine giriyor ama yine de ortam farklı olduğundan hala değişik lezzetler yakalamak mümkün. 8 farklı ülkeden sevdiğim 8 kahve lezzeti:

İTALYA

Tabi  ki listenin en başında espresso ve capuccino gibi kahveleri ile ünlü İtalya var. Sabahları sokaklarda yürüdüğünüz zaman mis gibi espresso kokularına denk gelmeniz mümkün. İtalyanlar genelde kahve barı adını verdikleri alanlarda kahvelerini bir çırpıda içip yoluna devam etme şeklinde bir alışkanlığa sahipler. Kahveni “al banco” yani bankta, ayakta iç yoluna devam et. Zaten espresso bir yudum ve kafein yönünden oldukça yoğun bir kahve türü. İtalyada ve dünyada espresso en sevdiğim kahve.

20160210_093017.jpg

TÜRKİYE

Unesco soyut mirası içinde olan Türk kahvemiz de benim en sevdiğim kahvelerden. Dünyadaki pudra kıvamında, en ince çekilen kahve olması, pişirilmesinde cezve olması, bir yudumun uzun zaman sürecinde içilmesi… Hepsi Türk kahvesinde bayıldığım özelliklerden. Bizde sahiden bir kahvenin kırk yıl hatırı oluyor.

11865470526_0375ac696b_o

YUNANİSTAN

En sevdiğim komşumuz Yunanistanın en sevdiğim kahvesi tabi ki Frappe. Soğuk kahvelerin kralı olan Frappe: 1 ölçek şeker, yoğunlaştırılmış (kondanse) süt, buz, soğuk su ve 2 ölçek hazır (instant) kahve ile hazırlanan süper güzel bir yaz kahvesi. Bize göre yaz kahvesi olsa da komşumuz bu kahveyi yaz kış içiyor. Şekersiz frappe Yunanistanda içmeye doyamadığım bir lezzet.

1486583_10153370342268713_2358631221360258688_n

Sakız adasına gidenlere de ayrıca Sakızlı Capuccino denemelerini öneririm. Sakız, süt ve kahve birleşimi ortaya enfes bir lezzet çıkarıyor.

 

KOLOMBİYA

Buraya böyle yazınca bir de üstüne Pablo Escobar’ın hayatını anlatan Narcos dizisini izleyince gitmiş gibi oluyorum bol yeşillikli kahve cenneti Kolombiyaya. Aynı zamanda kahve çekirdeği üreticisi olan Kolombiyanın kahve hazırlanmasında dünyaya armağanı Cortado. Bir ölçek ılık süt bir ölçek espresso ile hazırlanan bu içeceği İstanbul’da bulmamız mümkün. Genelde cam bardak ve üstüne süslemesi ile (latte art)  servis edildiğinden görüntüsü de oldukça hoş.

20151213_192106-01

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

Adını artık çok sık duyduğumuz Americano kahve espressonun Amerikan fast food yaşam şekline uydurulmuş halidir. Bir başka ifade ile espressonun su ile inceltilmiş ve büyütülmüş halidir. Genelde 1 ölçek espresso, 2 ölçek su ile hazırlanan  Americano kağıt bardaklarda ikram edilince daha bir fast-kahve görünümüne bürünüyor. Bu kahve benim çoğunlukla güvenli limanım :). Özellikle seçeneği az olan kahvecilerde Americano sipariş etmek günlük kafein ihtiyacımı karşılıyor.

20160210_103024

İRLANDA

Irish coffee yani İrlanda kahvesi en az pubları kadar ünlü bir içecek.  Kendisi üstten alta doğru 2 kaşık çırpılmış krema, kahve esmer şeker, 1 shot İrlanda viskisi olarak karıştırılmadan servis edilir. Bu kahve  viski ve kahve uyumunun en güzel örneklerinden olduğu için çok severim. Fırsat buldukça da içmeye çalışıyorum.

Autosave-File vom d-lab2/3 der AgfaPhoto GmbH

AVUSTURYA

Avusturya’nın başkenti Viyana kahveleri de Unesco soyut miraslar listesinde yer alıyor. Burada da Wiener Melange (bazı yerlerde coffee melange da deniyor) sevdiğim kahvelerden. Viyananın süslü ve ünlü cafelerinde bir shot espresso, süt ve süt köpüğü oldukça büyük (çorba kasesi gibi neredeyse) fincanlarda servis ediliyor.

8260621415_4662eb40ce_k

NORVEÇ

İskandinav ülkeleri kahve tüketimi konusunda oldukça üst sıralarda yer alıyorlar. Özellikle Oslo gibi bir başkentte kahve için çok dolaşmanıza gerek yok. Üçüncü dalga kahvecileri ile de ünlü olan Norveç’te benim favorim çekirdeklerini küçük üreticilerden aldığını iddia eden Espresso Hause filtre kahvesi oldu. Bu zincirde ayrıca kahvaltı edebileceğiniz fırın işleri, sandviç ve meyve de bulabiliyorsunuz.  3. dalga kahvecilere pek uğrayamadım. Maalesef kahve de oldukça pahalı.. 7€’dan itibaren diye başlıyor rakamlar..

Processed with VSCOcam

 

 

 

 

İstanbul’da 3. dalga deneyimi yaşayabileceğiniz kahve barları

Eğer bir kahveseverseniz, kahve ve dalga kelimelerini sık sık yan yana kullanıldığını görmüşsünüzdür. Efenim düne kadar kahvede dalgalar yoktu. Rahmetli dedem soba üstünde kahve  ve sıcak suyu kendi yaptığı mini tahta kaşıkla karıştırarak pişirirdi, kulupsuz  bir porselen bardakta da höpürdete höpürdete içerdi. Sonrasında bizim dönemde instant kahve favoriydi. Hazır kahvemizi şipşak yapıp  derslerimize, finallerimize çalışıyorduk. Türk kahvesi unutulmadı bu esnada.Bir kahvenin kırk yıl hatırı filan kalıyordu. Erkekler genel itibarı ile kahve yapmasını bilmiyordu. Şimdi uzmanlaştılar ve 3. dalganın olmazsa olmazı oldular. Özellikle sakalı uzun, hipster, dövmeli erkek baristalar 🙂  Evet devir değişti (e tabii çelik de değişti demiyeceğim :P) kahvede uzmanlaşma arttıkça dalgalar ortaya çıkıverdi. Benim anladığım kadarı ile dalgaların tarifi şöyle:

1.Dalga sadece kahvenin tüketimi ile ilgili – İşte size kahve, afiyetle için- .

2.Dalga biraz daha kaliteli kahve talebi ile başlıyor – Brezilya Kahvesi mi, Guatemala kahvesi mi alsak? Kahveme 10 cc süt vb.-

3. Dalga ise tüm kalite özelliklerini ön plana çıkarıyor. Kahvenin yetiştiği bölge, hatta hangi çiftçinin yetiştirdiği, kimin kahve çekirdeğini hangi sıcaklıkta, hangi aromalarla kavuracağı,farklı demleme tekniklerinden birini seçme, sunum…Aşçıların yemek pişirmesi gibi .. Liste epey uzun – Biz bu kahveyi yaparken İgnasyo amcanın çekirdeklerini 60 C derecede 2 saat kavurarak, üstüne portakal ve vanilya aromaları ekliyoruz – gibi cümleler duyabilirsiniz.

İşte size 3. Dalga kahve deneyimi yaşayabileceğiniz artisan İstanbul kahve dükkanları:

Yatırım, içme tavsiyesi değildir, öylesine bilgi amaçlı bir liste işte.  

Yaşasın kahve.

Drip Coffee İst

10479716_682306155214046_4453814757057273003_n

Önceleri Erenköy Bağdat caddesinde hizmet veren Drip Coffee İst şimdilerde Asmalımescitte de bir mekana sahip.İçeriği çok zengin bir sürü demleme metodu uygulayan, kahve hakkında engin bilgileri olan baristaların mekanı.

Kronotrop


Önceleri sadece Cihangir Firuzağa Camii’nin karşısında küçük bir artisan dükkan olan Kronotrop şimdi biri Sultanahmet diğeri ise Maslak’ta olmak üzere 2 tane daha dükkan açtı. Türkiye 3. Dalga kahvenin öncülerinden olan mekan “Micro-roastery”, “Specialty coffee” ve üçüncü dalga terimleriyle bizi ilk tanıştıran markalarından. “İyi ve taze kahve” hareketinin öncülerinden olan Kronotropta iyi eğitimli, hipster 🙂 ve güler yüzlü baristalar bulunuyor.

Mambocino Artisan Bar

mambocino-coffee

“Make coffee not war”  savaş yerine kahve yap posterlerinin asılı olduğu mekanlarda espresso ve cortado gibi İtalyan kahvelerinin yanında farklı demleme yöntemleri ile hazırlanmış kahve de bulabiliyorsunuz. Moda, Beşiktaş, Karaköy, Bakırköy ve Eyüp’te olmak üzere İstanbul’da tam 5 tane mekanı bulunuyor.

Zapatista Kahve

zapatista

Beyoğlu Kıblelizade sokakta yer alan Zapatista Kahve’nin mesajı net: Kahve ve eşitlik. Web sayfalarından alıntılıyorum:”İçinde bulunduğumuz çağın adil olmayan ekonomik, kültürel, sosyal koşulları ve doğanın hızla bozulan ekolojik dengeleri bizleri tüm bunlara karşı bir duruşa zorladı. Artık doğayı, insan sağlığını ve hayvan haklarını hiçe sayan gıda ürünlerinin tüketilmesine karşı bir tavır almamız gerektiğini düşündüğümüzden dolayı, ülke insanlarının kolay kolay ulaşamayacağı organik ürünleri ülkeye getirmeye karar verdik. Bu nedenle de hem üretim koşullarının hem de ticaret sonucunda elde edilen gelirlerin etik ve adil koşullarda oluştuğu, dünya kolektiflerinin ürünlerini ülkemiz insanları ile buluşturmaya karar verdik.”

 

Petra Roasting Co.

Gayrettepe’deki Panorama Selenium Residence bünyesindeki mekan, TimeOut Yeme İçme Ödülleri’nde 2014′ün en iyi 3. dalga kahve barı seçilmiş. Bu artisan dükkan aynı zamanda bir sanat galerisi ve yatçılık showroom’u.

Twins Coffee Roasters

Gümüşsuyu, Taksim’de kendine has bir tarzı olan bir dükkan Twins Coffee Roasters.

Brew Coffee Works


Eminönü’nün tarihi ruhunun ilham verdiği Brew Coffee Works, tarihi binanın giriş katında karşımıza çıkıyor. Baristalarının çoğu yabancı olan bu kafede eski İstanbul silüeti eşliğinde 3. Dalga kahve yudumlama imkanı veriyor size. Brew Coffee Works’ün İstanbul’daki bir diğer şubesi de Balat’ta.

Coffeenutz

Anadolu yakasında Kozyatağı semtinde bulunan mekan, soğuk demleme kahveyi şişeleyen bir dükkan. Bir de“Fıçıda Kahve”si var. Soğuk suyla demlenen taze kavrulmuş kahve nitrojenle birleştirip fıçıdan sunulmakta.

MOC – Ministry of Coffee

Teşvikiye- Topağacı civarında dükkanı olan MOC (Ministry of Coffee) adı üstünde Kahve bakanlığı oldukça artisan bir dükkana da sahip. Kolombiya, Kosta Rika, Meksika, Peru, Panama ve Kenya gibi uzak diyarlardan gelen çekirdekler kavruluyor ve farklı harmanlama metodları ile harmanlanıp 3. Nesil baristalar tarafından servis ediliyor.

Sunday Coffee Shop

Teşkiviye Camii’nin arka sokağında küçük bir dükkan. Parizyen, Viyana ve İstanbul esintileri var. Yemek sunmayan bu dükkanda lezzet avcıları kahve ve çay karışımlarını tadabilirler.

Cup of Joy


Bebek’te Yasemin Pasajı’nın içerisinde yan yana iki küçük mekândan oluşuyor Cup of Joy. 3. Dalga kahvenizi Jazz müziği eşliğinde tadabileceğiniz bir mekan.

Walter’s Coffee Roastery

Walters-Coffee-Roastery-Coffee-ShopMottosu “Lets roast” hadi kavuralım olan Walter’s Coffee Breaking Bad dizisi teması ile dünya çapında ses getirdi. Özellikle sosyal medya hesaplarında bol bol fanları, takipçileri bulunuyor.  Kahve içmeye gidenler tam teşkilatlı Breaking Bad süitleri içinde poz vermeyi ihmal etmiyor.

Norm Cafe

slayer_norm-1024x768

Specialty Coffee ve Slow Food akımını örtüştürme hedefi olan kahveci Cihangir’de. Havalı ve övündükleri espresso makinaları var.

Dear English speaking friends. I ‘ll suggest you to watch the below video.It is a good guide for specialty coffee bars in Istanbul.