La Marzocco Fabrika Turu

İtalya’nun kuzeyinde sokaklar bile mis gibi kahve kokarken elde olmadan overdose kafein tüketiyorsunuz. Espresso için başlı başına yapılabilecek ayrı bir seyahatten bahsetmek istiyorum bu sefer. Özellikle baristalar ve kahve ile ilgilenenlerin bu seyahatten çeşitli bilgilerle dönmesi garanti!

_DSC3577
Fabrika balkonundan manzara!

Floransa’ya trenle 30 dakika uzaklıkta bulunan dünyanın en iyi kahve makineleri üreticisi La Marzocco’da  fabrika turu  yaklaşık 90 dakika sürüyor. Tura özellikle baristalar ve bloggerlar ilgi gösteriyor. Benim katıldığım esnada 3-4 blogger, Amerikalı baristalarla beraber yaklaşık 10 kişi idik.

Pazarlamadan Silvia Bartoloni bizi karşılıyor ve başlamadan kahve ikramı yapılıyor. Şansımıza kullandıkları kahve çekirdekleri -partnerleri ve ödüllü Floransa kahvecisi-Ditta Artigianale’dendi. İkram alanında 1920’den itibaren imal edilmiş çeşitli espresso makineleri sergileniyor. Bu alan aynı zamanda işçilerin de sabah kahvaltı kahvelerini, mola zamanında espressolarını içtikleri alan. Balkonunda bulunan Toskana manzarası şahane gerçekten! Turun sonunda da Floransa’da iyi kahve içebileceğiniz 20 kafenin adı ve haritasını içeren çok değerli bir harita da veriyorlar.

_DSC3605
Silvia ve sol taraftaki makine sergilenen en eski espresso makinesi,

_DSC3566

_DSC3594

Şirketin kurucuları Bambi kardeşlerden Bay Piero Bambi 80 küsür yaşında ve hala tam zamanlı işine gelip gidiyor. Gençliğinizi kahve içmeye mi borçlusunuz diye sordum. Güldü geçti tabii 🙂 Ara sıra bazı konulara kendisi cevap vermek istediğinden gelip makinelerini gururla anlattı. Onları çocukları gibi sevdiği çok belli. La Marzocco esas çıkışı, ünlü olması dikey kazanı keşfetmesi ,makinelerine çift kazan yerleştirmesi ile oluyor.

_DSC3556
Bay Piero her sabah işinin başında!

La Marzocco hala elle üretime devam eden bir fabrika. Bizzat gördüm! Elle üretim dışında yeniliğe zanaatkarlık anlamında çok açık bir firma. Ar-ge çalışmaları epey var. Ayrıca tasarımda da çok iyiler. Tasarımlı dış yüzeyler, cam gövde vb. gibi farklı farklı projeleri var.Ev tipi espresso makineleri bulunsa da çoğunlukla cafe ve kahve barları için makine sunan bir firma. Stoklarında makine bulunmuyor sipariş usulüne göre çalışıyorlar.

_DSC3614_DSC3616

Eğer siz de bu tura katılmak istiyorsanız web sitelerinden bir form dolduruyorsunuz, randevu alıyorsunuz. Trenle gidecek olursanız Floransa’dan San Piero A. Sieve duarağına kadar gidip oradan da shuttle’a biniyorsunuz.

_DSC3628
Sloganı çok beğendim ❤

_DSC3630

Bu da fabrika girişinde asılı levha. Şöyle diyor”The frontier is a zone typically touched on by artisans. Difficult and dangerous to the naked eye, and practically inscrutable to market research, the frontier can at best be sensed by using qualities that are rarely accepted by present day industrial culture: intuition, sensitivity, and a desire to accept managed risk as an essential part of our work.”

Floransa kahve durakları / Florence coffee crawling

Rönesansın kalbi Floransa seyahati- iyi bir kahve gibi -her zaman iyi bir fikir. İster Assasin Creed oynamış olun, Ezio’nun izinden gidin, ister Dan Brown’ın romanlarının peşinde gidin, ister İtalyan rönesansının, Michelangelo’nun izinde gidin. Bir defa gitmek genelde yeterli olmaz . Tekrar tekrar gidilir.

Visiting Florence is always a good idea – just like a good coffee-.The city has a lot to offer; you may track Aazio of Assasins Creed, you may track the novels of Dan Brown or you may follow the paths of Italian Renaissance. Usually going once is not enough. You’ll want to visit the city again and again.

_DSC4275

Floransa güzelliğine İtalyan kahve kültürü de eklendiğinde muhteşem kahve durakları ortaya çıkıyor. Gerçi bu şehirde nerede kahve içerseniz için pişman olmayacaksınız. Ya nefis bir duomo manzarası yahut nefis bir espresso lezzeti tadacaksınız. Üstelik bunun için ödeyeceğiniz bedel ortalama 1 €’dur. Yanımda bulunan italyan arkadaşım 1,10 €’luk kahve ücretini fazla bulduğunu söylediğinde oldukça şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Ona göre ortalama kahve fiyatı 0,80€’yu aşmamalı.

On top of Florence beauty, you’ll have the beauty of Italian style coffee culture.  Standing on the coffee bar and sipping, enjoying your coffee on foot. Wherever you crawl for coffee here you will not regret it because either you’ll have a very beautiful duomo,  cappula, piazza sight or you’ll taste a great espresso. On top of it, the avarage price per ” un cafe” is about 1€ only. My Italian friend told that for her a 1,10 € kafe is quite expensive. Normally  the coffee prices  should not exceed 0,80€. I think this is kind of good news for coffeeadicts like me :). Not that expensive!

Bu sefer 4 durakta kahve içme şansına eriştim.  Güzelliği ile ünlü Santa Maria Del Fiore katedrali yani Floransa Duomo karşısında Scudieri oldukça tarihi ve uğrak bir mekan. Baristaların şıklığı, kibarlığı inanılmaz! Yoğunluklarına rağmen yaptıkları işe gösterdikleri özen dört dörtlük.  Mekanın içi oldukça klasik bir havada. Hatta avizeleri biraz şaşalı ve gösterişli ama bu ortam eski bir kahveciye çok yakışıyor doğrusu.  Şehir koşuşturmacasına başlamadan evvel ilk kahve shot’ı…

I had the chance to drink  coffee in 4 stops this time. Scudieri, one of the oldest coffeeshops in Florence is just opposite of Duomo offering a great view of it.  The bar is in classic style and the  well dressed Baristas, large chandeliers reflect a very decent atmosphere. It is a good spot to take a coffee shot before exploring the city. 

Gotik duomo’nun 463 merdivenini tırmanarak ulaştığımız efsanevi cappula ve yukarıdaki seyir manzarası Toskana başkentine tepeden bakmak için tek kelimeyle kusursuz. Sonrasında bu muhteşem cappulayı uzaktan seyredebilmek için şehrin diğer bir yüksek noktasına Villa Bardini‘ye yürüdük. Burada hem Floransa tipi bahçe görüp seyir terasında kahvenizi yudumlayabiliyorsunuz. Şehirdeki en iyi manzaralardan birinde kahve içmek. Daha ne ister ki bir kahvesever?

We were quite tired taking the 463 steps of Gothic duomo. Guess what. We needed a coffee! We went on to the second coffee shot in another hill of the city, at garden this time. Villa Bardini. Here you can visit a Fiorentine type garden and have a coffee at a great view of the city and amazing cappula. 

Sonrasında Ponte Vecchio köprüsünde biraz diğer turistlere karışıp Piazza turları kapsamında Piazza della Signora ve Piazza della Republica’da turist ordusuna karışıyorsunuz. Bu yıl ilginç bir şekilde daha mayıs başında yoğun sezon başlamadan inanılmaz bir kalabalık oluşmuş.  Kalabalıkların arasında Palazzio Vecchio’nun arka sokaklarında ödüllü barista Ditta Artigianale‘yi aradım. Hem kahveseverlere hem de vegan arkadaşlara burayı öneririm zira İtalya’da vegan gıda bulmak pek kolay olmayabilir. Ayrıca kahvesi de iki tane içirtecek kadar güzeldi.

Later on it is easy to get lost in the crowd of tourists. Ponte Vecchio, piazza della Signora, piazza della Republica..Amid the crowd, at the backstreets of Palazzo Vecchio I searched for  Ditta Artigianale founded by a  barista champion. I’d totally suggest this place to coffeelovers and vegans equally. Drank 2 shots of coffee here 🙂

Sonrasında da apperativo saati yaklaştığından Piazza della Republicada ünlü Gilli kafede apperativo’da İtalyanların arasında da moda olmasına şaşırdığım spritz içtim. Kuzey İtalya’da apperativo saatlerini değerlendirerek karın doyurabilirsiniz. Apperativo’da içeceğe para ödeyip açık büfe sunulan atıştırmalıkları yiyebiliyorsunuz. Burası da oldukça tarihi ve şık bir mekan.  Barda durup kahvenizi ya da apperativo içeceğinizi yudumlayıp piazza (meydan) izlemek için harika bir nokta.

In apperativo time, I stopped by in famous Gilli of Piazza della Republica. The old cafe is again a very stylish place to have a coffee or apperativo. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

8 ülke 8 ünlü kahve

Farklı ülkelerde kahve çekirdeklerinin  farklı hazırlanmalarını tatma şansına erişmek,  gezmek için başka bir bahane demek 🙂

Gerçi globalleşme ile kahve de aynılaşma sürecine giriyor ama yine de ortam farklı olduğundan hala değişik lezzetler yakalamak mümkün. 8 farklı ülkeden sevdiğim 8 kahve lezzeti:

İTALYA

Tabi  ki listenin en başında espresso ve capuccino gibi kahveleri ile ünlü İtalya var. Sabahları sokaklarda yürüdüğünüz zaman mis gibi espresso kokularına denk gelmeniz mümkün. İtalyanlar genelde kahve barı adını verdikleri alanlarda kahvelerini bir çırpıda içip yoluna devam etme şeklinde bir alışkanlığa sahipler. Kahveni “al banco” yani bankta, ayakta iç yoluna devam et. Zaten espresso bir yudum ve kafein yönünden oldukça yoğun bir kahve türü. İtalyada ve dünyada espresso en sevdiğim kahve.

20160210_093017.jpg

TÜRKİYE

Unesco soyut mirası içinde olan Türk kahvemiz de benim en sevdiğim kahvelerden. Dünyadaki pudra kıvamında, en ince çekilen kahve olması, pişirilmesinde cezve olması, bir yudumun uzun zaman sürecinde içilmesi… Hepsi Türk kahvesinde bayıldığım özelliklerden. Bizde sahiden bir kahvenin kırk yıl hatırı oluyor.

11865470526_0375ac696b_o

YUNANİSTAN

En sevdiğim komşumuz Yunanistanın en sevdiğim kahvesi tabi ki Frappe. Soğuk kahvelerin kralı olan Frappe: 1 ölçek şeker, yoğunlaştırılmış (kondanse) süt, buz, soğuk su ve 2 ölçek hazır (instant) kahve ile hazırlanan süper güzel bir yaz kahvesi. Bize göre yaz kahvesi olsa da komşumuz bu kahveyi yaz kış içiyor. Şekersiz frappe Yunanistanda içmeye doyamadığım bir lezzet.

1486583_10153370342268713_2358631221360258688_n

Sakız adasına gidenlere de ayrıca Sakızlı Capuccino denemelerini öneririm. Sakız, süt ve kahve birleşimi ortaya enfes bir lezzet çıkarıyor.

 

KOLOMBİYA

Buraya böyle yazınca bir de üstüne Pablo Escobar’ın hayatını anlatan Narcos dizisini izleyince gitmiş gibi oluyorum bol yeşillikli kahve cenneti Kolombiyaya. Aynı zamanda kahve çekirdeği üreticisi olan Kolombiyanın kahve hazırlanmasında dünyaya armağanı Cortado. Bir ölçek ılık süt bir ölçek espresso ile hazırlanan bu içeceği İstanbul’da bulmamız mümkün. Genelde cam bardak ve üstüne süslemesi ile (latte art)  servis edildiğinden görüntüsü de oldukça hoş.

20151213_192106-01

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

Adını artık çok sık duyduğumuz Americano kahve espressonun Amerikan fast food yaşam şekline uydurulmuş halidir. Bir başka ifade ile espressonun su ile inceltilmiş ve büyütülmüş halidir. Genelde 1 ölçek espresso, 2 ölçek su ile hazırlanan  Americano kağıt bardaklarda ikram edilince daha bir fast-kahve görünümüne bürünüyor. Bu kahve benim çoğunlukla güvenli limanım :). Özellikle seçeneği az olan kahvecilerde Americano sipariş etmek günlük kafein ihtiyacımı karşılıyor.

20160210_103024

İRLANDA

Irish coffee yani İrlanda kahvesi en az pubları kadar ünlü bir içecek.  Kendisi üstten alta doğru 2 kaşık çırpılmış krema, kahve esmer şeker, 1 shot İrlanda viskisi olarak karıştırılmadan servis edilir. Bu kahve  viski ve kahve uyumunun en güzel örneklerinden olduğu için çok severim. Fırsat buldukça da içmeye çalışıyorum.

Autosave-File vom d-lab2/3 der AgfaPhoto GmbH

AVUSTURYA

Avusturya’nın başkenti Viyana kahveleri de Unesco soyut miraslar listesinde yer alıyor. Burada da Wiener Melange (bazı yerlerde coffee melange da deniyor) sevdiğim kahvelerden. Viyananın süslü ve ünlü cafelerinde bir shot espresso, süt ve süt köpüğü oldukça büyük (çorba kasesi gibi neredeyse) fincanlarda servis ediliyor.

8260621415_4662eb40ce_k

NORVEÇ

İskandinav ülkeleri kahve tüketimi konusunda oldukça üst sıralarda yer alıyorlar. Özellikle Oslo gibi bir başkentte kahve için çok dolaşmanıza gerek yok. Üçüncü dalga kahvecileri ile de ünlü olan Norveç’te benim favorim çekirdeklerini küçük üreticilerden aldığını iddia eden Espresso Hause filtre kahvesi oldu. Bu zincirde ayrıca kahvaltı edebileceğiniz fırın işleri, sandviç ve meyve de bulabiliyorsunuz.  3. dalga kahvecilere pek uğrayamadım. Maalesef kahve de oldukça pahalı.. 7€’dan itibaren diye başlıyor rakamlar..

Processed with VSCOcam

 

 

 

 

İstanbul’da 3. dalga deneyimi yaşayabileceğiniz kahve barları

Eğer bir kahveseverseniz, kahve ve dalga kelimelerini sık sık yan yana kullanıldığını görmüşsünüzdür. Efenim düne kadar kahvede dalgalar yoktu. Rahmetli dedem soba üstünde kahve  ve sıcak suyu kendi yaptığı mini tahta kaşıkla karıştırarak pişirirdi, kulupsuz  bir porselen bardakta da höpürdete höpürdete içerdi. Sonrasında bizim dönemde instant kahve favoriydi. Hazır kahvemizi şipşak yapıp  derslerimize, finallerimize çalışıyorduk. Türk kahvesi unutulmadı bu esnada.Bir kahvenin kırk yıl hatırı filan kalıyordu. Erkekler genel itibarı ile kahve yapmasını bilmiyordu. Şimdi uzmanlaştılar ve 3. dalganın olmazsa olmazı oldular. Özellikle sakalı uzun, hipster, dövmeli erkek baristalar 🙂  Evet devir değişti (e tabii çelik de değişti demiyeceğim :P) kahvede uzmanlaşma arttıkça dalgalar ortaya çıkıverdi. Benim anladığım kadarı ile dalgaların tarifi şöyle:

1.Dalga sadece kahvenin tüketimi ile ilgili – İşte size kahve, afiyetle için- .

2.Dalga biraz daha kaliteli kahve talebi ile başlıyor – Brezilya Kahvesi mi, Guatemala kahvesi mi alsak? Kahveme 10 cc süt vb.-

3. Dalga ise tüm kalite özelliklerini ön plana çıkarıyor. Kahvenin yetiştiği bölge, hatta hangi çiftçinin yetiştirdiği, kimin kahve çekirdeğini hangi sıcaklıkta, hangi aromalarla kavuracağı,farklı demleme tekniklerinden birini seçme, sunum…Aşçıların yemek pişirmesi gibi .. Liste epey uzun – Biz bu kahveyi yaparken İgnasyo amcanın çekirdeklerini 60 C derecede 2 saat kavurarak, üstüne portakal ve vanilya aromaları ekliyoruz – gibi cümleler duyabilirsiniz.

İşte size 3. Dalga kahve deneyimi yaşayabileceğiniz artisan İstanbul kahve dükkanları:

Yatırım, içme tavsiyesi değildir, öylesine bilgi amaçlı bir liste işte.  

Yaşasın kahve.

Drip Coffee İst

10479716_682306155214046_4453814757057273003_n

Önceleri Erenköy Bağdat caddesinde hizmet veren Drip Coffee İst şimdilerde Asmalımescitte de bir mekana sahip.İçeriği çok zengin bir sürü demleme metodu uygulayan, kahve hakkında engin bilgileri olan baristaların mekanı.

Kronotrop


Önceleri sadece Cihangir Firuzağa Camii’nin karşısında küçük bir artisan dükkan olan Kronotrop şimdi biri Sultanahmet diğeri ise Maslak’ta olmak üzere 2 tane daha dükkan açtı. Türkiye 3. Dalga kahvenin öncülerinden olan mekan “Micro-roastery”, “Specialty coffee” ve üçüncü dalga terimleriyle bizi ilk tanıştıran markalarından. “İyi ve taze kahve” hareketinin öncülerinden olan Kronotropta iyi eğitimli, hipster 🙂 ve güler yüzlü baristalar bulunuyor.

Mambocino Artisan Bar

mambocino-coffee

“Make coffee not war”  savaş yerine kahve yap posterlerinin asılı olduğu mekanlarda espresso ve cortado gibi İtalyan kahvelerinin yanında farklı demleme yöntemleri ile hazırlanmış kahve de bulabiliyorsunuz. Moda, Beşiktaş, Karaköy, Bakırköy ve Eyüp’te olmak üzere İstanbul’da tam 5 tane mekanı bulunuyor.

Zapatista Kahve

zapatista

Beyoğlu Kıblelizade sokakta yer alan Zapatista Kahve’nin mesajı net: Kahve ve eşitlik. Web sayfalarından alıntılıyorum:”İçinde bulunduğumuz çağın adil olmayan ekonomik, kültürel, sosyal koşulları ve doğanın hızla bozulan ekolojik dengeleri bizleri tüm bunlara karşı bir duruşa zorladı. Artık doğayı, insan sağlığını ve hayvan haklarını hiçe sayan gıda ürünlerinin tüketilmesine karşı bir tavır almamız gerektiğini düşündüğümüzden dolayı, ülke insanlarının kolay kolay ulaşamayacağı organik ürünleri ülkeye getirmeye karar verdik. Bu nedenle de hem üretim koşullarının hem de ticaret sonucunda elde edilen gelirlerin etik ve adil koşullarda oluştuğu, dünya kolektiflerinin ürünlerini ülkemiz insanları ile buluşturmaya karar verdik.”

 

Petra Roasting Co.

Gayrettepe’deki Panorama Selenium Residence bünyesindeki mekan, TimeOut Yeme İçme Ödülleri’nde 2014′ün en iyi 3. dalga kahve barı seçilmiş. Bu artisan dükkan aynı zamanda bir sanat galerisi ve yatçılık showroom’u.

Twins Coffee Roasters

Gümüşsuyu, Taksim’de kendine has bir tarzı olan bir dükkan Twins Coffee Roasters.

Brew Coffee Works


Eminönü’nün tarihi ruhunun ilham verdiği Brew Coffee Works, tarihi binanın giriş katında karşımıza çıkıyor. Baristalarının çoğu yabancı olan bu kafede eski İstanbul silüeti eşliğinde 3. Dalga kahve yudumlama imkanı veriyor size. Brew Coffee Works’ün İstanbul’daki bir diğer şubesi de Balat’ta.

Coffeenutz

Anadolu yakasında Kozyatağı semtinde bulunan mekan, soğuk demleme kahveyi şişeleyen bir dükkan. Bir de“Fıçıda Kahve”si var. Soğuk suyla demlenen taze kavrulmuş kahve nitrojenle birleştirip fıçıdan sunulmakta.

MOC – Ministry of Coffee

Teşvikiye- Topağacı civarında dükkanı olan MOC (Ministry of Coffee) adı üstünde Kahve bakanlığı oldukça artisan bir dükkana da sahip. Kolombiya, Kosta Rika, Meksika, Peru, Panama ve Kenya gibi uzak diyarlardan gelen çekirdekler kavruluyor ve farklı harmanlama metodları ile harmanlanıp 3. Nesil baristalar tarafından servis ediliyor.

Sunday Coffee Shop

Teşkiviye Camii’nin arka sokağında küçük bir dükkan. Parizyen, Viyana ve İstanbul esintileri var. Yemek sunmayan bu dükkanda lezzet avcıları kahve ve çay karışımlarını tadabilirler.

Cup of Joy


Bebek’te Yasemin Pasajı’nın içerisinde yan yana iki küçük mekândan oluşuyor Cup of Joy. 3. Dalga kahvenizi Jazz müziği eşliğinde tadabileceğiniz bir mekan.

Walter’s Coffee Roastery

Walters-Coffee-Roastery-Coffee-ShopMottosu “Lets roast” hadi kavuralım olan Walter’s Coffee Breaking Bad dizisi teması ile dünya çapında ses getirdi. Özellikle sosyal medya hesaplarında bol bol fanları, takipçileri bulunuyor.  Kahve içmeye gidenler tam teşkilatlı Breaking Bad süitleri içinde poz vermeyi ihmal etmiyor.

Norm Cafe

slayer_norm-1024x768

Specialty Coffee ve Slow Food akımını örtüştürme hedefi olan kahveci Cihangir’de. Havalı ve övündükleri espresso makinaları var.

Dear English speaking friends. I ‘ll suggest you to watch the below video.It is a good guide for specialty coffee bars in Istanbul.

 

 

 

Kırmızı çatılar, ortaçağ esintisi ve iyi kahveler sunan şehir: Talin Redbrick atticks, mediaval age scent and good coffee city: Tallinn

Baltık ülkelerinden Estonya’nın başkenti Tallinn’e uğrayanınız çoktur eminim. İskandinavya turunun günübürlik de olsa vazgeçilemeyen rotalarından biri  kırmızı çatılı Tallinn. Benim için  Riga gibi sürprizlerle dolu, Venedik gibi dar sokaklarında kaybolmanın muhteşem hissettirdiği, Ortaçağ yaşantısının iyi ve kötü yüzünü gördüğüm beklediğimden daha güzel, kaliteli ve fiyatlar bakımından uygun cennet gibi bir şehir oldu Tallin.

Yolculuğum Riga’dan bir Lüx Express otobüsü ile karayolu üzerinden yaklaşık 4 saat Baltık ormanları ve çiftliklerinin koyu yeşil manzarası eşliğinde geçti sürdü. Sadece bu ormanları ve güzelliği görmek için bu otobüse binenlerin olduğunu okumuştum kutsal bilgi kaynağı ekşisözlükten. Sahiden de zaman zaman kıskandım (niye bizde böyle ormanlar yok, yanımızdan hızla geçen yarış bizikletçi abilerin solduğu güzelilm havayı ) zaman zaman da nefesim kesildi manzaranın güzelliğinden. Otobüste bir de kendi kendinize servis edebildiğiniz kahve ikramı vardı.İşte o an hayat bana güzeldi. Elimde sıcak kahve, dışarda soğuk ve güzel Baltık ormanları. Sahiden de Letonya ve Estonya kırsalının, sizi Alice in wonderland hissiyatına sokuyor. Özellikle koyu yeşil balta girmemiş Baltık ormanların “en üst kısmı neresi acaba” diye bakmaya çalışırken boynum ağrımıştı. Çiftlikler de tablo gibi zaten. Çizgi filmilerdeki gibi ormanların içinde renkli evler, etraflarında meyve bahçeleri, onların da etrafında tekrar ormanlar, çam ormanları, mavi ormanlar… Ormanların arasında da minik minik mısır tarlaları ve buğday tarlaları.

My visit to Tallinn was a breathtaking one full of  redbrick attick views and good coffee. Getting lost in the narrow streets of old town as in Venice, seeing the good and the bad sides of Mediaval Castle city living and many more. Whatever your expectations are I am sure that Tallinn willl exceed them. My journey to this city started from Riga ona bus of a company called Lux Express. It was an amazing bus ride for me.  Both Latvia and Estonia countrisides had spectacular scenery as if in Alice in Wonderland. The farmhouses are rich in color and ther are surrounded by fruit trees and later on the farms are surrounded by giants forests and pine forests. From time to time you see tiny wheat and corn fields. My neck hurt a little bit trying to see the tip of the Baltic  trees.

Processed with VSCOcam
Kuleler ve kırmızı çatılar şehri / Tower and redbrick attick city

Şehrin küçücük, düzenli ve temiz  otogarına ulaştığımızda kendimi o ormanlardan sonra metrobol gibi bi yere gelince önce bir şaşkınlık yaşadım doğrsu. İçindeki tourist information’a uğrayıp şehir haritamı aldım. Gideceğim otel  otogardan yürüyüş mesafesi ile yaklaşık 20 dakika sürdüğünden ne taksi ne de otobüsü tercih etmedim. Şehrin merkez bölgesinde yaya geçitleri oldukça düzgün ve kaldırımlar ferah ferahtı. Eski şehrin o kırmızı çatılarını ve yeşil kulelerinin fotoğraflarını görüp çok beğendiğim için eski şehri görmeye can atıyordum. Eşyalarımı bırakıp hemen dışarı attım kendimi. Tallinn’e de çok değil sadece 1,5 gün ayırmıştım. Az ayırmışım. Biraz daha zaman ayırabilseydim şu güzelim kruvasan kahve menüsünü biraz daha yapabilirmişim.

When ı reached to the bus station which was a tiny and a cute one I went in the tourist information and got my map.  I have read a lot about old city’s red brick atticks and green towers so I was very excited to see them and couldn’t wait any longer. As soon as I checked in I left my small luggage and rushed into the old city. Later on I was about to find that I reserved too little for such a beautiful city which was a day and a half. The old city offers some real great coffee.

IMG_20150917_123738

Ortaçağ kale şehri ile ilgili merak ettiğiniz bir nokta mı var?  12.YY’dan beri var olan eski şehir tam anlamıyla tarih dolu. Eski şehir meydanında gotik kilisesinde çocuğunu korkutmak isteyenlerin parmakla gösterdikleri  asılma ekipmanları epey ürkütücü örneğin. Tamamen saçmasapan nedenlerden (yemeğin tadı kötüydü gibi) asılan sayısız insan eski şehir meydanında sallandırılmış bir dönem. 1806’da 72 kişi birden asılmış.  Şimdilerde de Raekoja meydanı tam bir yeme içme mekanına dönmüş durumda.Yine aynı meydanda tarihi eczanesinde kurbağa bacakları gibi malzemelerden oluşan kocakarı ilaçları bulunuyor.Evlenmeleri yasak olan ve şehrin savunmasından sorumlu şovalyeler de var.. İsimleri de Karakafalılar, hani Games of Thrones dizisinde Nightwatch neyse burda da Karakafalılar onlar.

The old town is one of the best preserved wall cities of Europe. It is possible to find whatever you are looking in middle ages here. There are some church dating back to as far as 11.CC. You’ll see townhall execution equipment stretching our from a Gothic church. Well people were executed in the middle ages for no reason at all such as “food was bad”‘ assertion. In the historical building you may find the weird once upon a time medications like frog leg, worms in oil in the historical pharmacy of the town and many more information about medication history. Another interesting aspect is about the below Renaissance door. Behind it once lived the Brotherhood of the Blackheads. They were not allowed to marry and were in charge of the defence of the city. did it remind you of some famous serial 🙂 It’s interesting to see R.R Martin’s Nightwatch was real once upon a time. 🙂

Processed with VSCOcam
Ana meydanlardan Raekoja Platz / One of the main squares Raekoja Platz
Processed with VSCOcam
Kremlin havası var değil mi? / Looks like Kremlin ?
Processed with VSCOcam
Karakafalılar Kardeşliği  Kapısı / The door of Blackheads Brotherhood

İyi korunmuş Tallinn kalesinin etrafında geçit kapıları ve su seti vardı. Bu su setlerini de filmlerden mutlaka görmüşsünüzdür. Hani kalelere saldıranlar suya düşer ya..İşte o yapay su birikintileri burada hala korunuyor. Kalenin içine geçtiğim zaman ise Riga’dakine benzer göğe yükselen renkli çatıları dilk evler vardı. Buradakilerin tek farkı biraz daha dar ve yüksek oluşlarıydı.

Burada da gezilecek çok yer var aslında. Kale surları (Defensive Walls), Eski şehrin Gotik meydanı (Raekoja Platz), Karakafalılar Evinin kapısı (Blackheads), Şehre tepeden bakabileceğiniz iki seyir terası, Alex Nevsky kilisesi, Eski şehrin tarihi eczanesi (içinde inanamayacağınız kurutulmuş geyik p.nisi, yılan boynu ezmesi gibi acaip ilaçlar ve bu ilaçların kullanıldığı yerler gibi bilgiler içeren tarihi eczane ) St. Cathrene geçiti ve gidemediğime üzüldüğüm KGB müzesi.  Beni bu şehirde en çok etkileyen şeyler kırmızı güzelim çatılarını görmenize olanak sağlayan seyir terasları, İstanbuldaki gibi insanların ekmek attığı martılar bu teraslarda, Raekoja Platz ve eczane oldu. Az uzakta bulunan liman vr cruise cruise gemileri, baltık denizi ayrı güzellik katıyor..

The interesting part of the wall is that it has towers that have piers reaching high. The wall is surrounded by water as well. So you may find all the elements that is necessary for a mediaval age castle city. The houses in the wall had pointed atticks covered with beautiful red bricks. The Gothic square of the old town (Raekoja Platz), Blackheads House, The viewing platforms, Alex Nevsky Ortadox church, Hitorical Pharmacy, St. Cathrenes passage and KGB Musem are perfect sites to see in this town. My favourite ones among these were the viewing platforms, Raekoja Platz and the pharmacy. The viewing platforms offer a real scenery of sea gulls, atticks, cruise ships and the beautiful Baltic sea.

Processed with VSCOcam
Cathrine Geçidi / Cathrine Passage
Processed with VSCOcam
Cathrine geçidinde bir ressamın çalışma odası / A room of a painter in Cathrines Passage

St. Cathrine geçidi. Rahip mezar taşları ve zanaatkarların geçidi şeklinde bir yer. Tarihi duvarları ve ardından yükselen kulesi ile görmeye değer bir manzara. Vaktiniz olursa zanaatkarların o küçücük odalarında zanaatlarını icra ederken izleyebiliyorsunuz.

St. Cathrine’s passage. On the left hand side you may see the stones of monk graveyards . On the right hand side there are some artisan shops that use the same techniques as in the old times. There is a possibility to watch them work.

Eski şehirde dar sokaklarda kaybolmak çok güzel. Hiç çekinmeyin dar olan yerlere enteresan kapılardan içeri girin,mutlaka bi yerlere çıkar. Kulelerin geçidi, merdivenler.. Bazı yerleri trafiğe açık olduğundan arabalar ve insanlar iç içe trafik oluşturabiliyor. Diğer iskandinav ülkelerine göre ucuz olduğundan gemilerle Stockholm, Helsinki veya diğer başka şehirlerden de günübürlik restoranlara, bira içmeye gelen çok. Bir Ölü Beer içmek iyi gelir. Rahat ayakkabı burada şart çünkü arnavut kaldırımı tarihi taşlar arasında topuklu veya kösele ayakkabı hele hele yağmurda size mutsuz anlar yaşatabilir.

It is really good to get lost in the norrow streets to explore the secret passages,doors and interesting towers and streets of the old town. Some parts of the old town is open to traffic so it may be a good idea to watch out for the cars. The old town is considerably cheap compared to Scandinavian countries so there are people that come for a day tour or just to have a lunch from Stockholm, Helsinki via cruise ships. If you intend to visit the old town I will definetely suggest comfortable shoes as the streets are covered with pebble stones.

Processed with VSCOcam
Ölu /Beer
Processed with VSCOcam
Her kapı bi yere çıkar.. / Every door leads you somewhere..

The cousine is basically Russian one full of meat and side dishes. I think Raekoja PLatz is a nice place to have a lunch or dine even though it is claimed to be expensive and touristic. You might have a nice meal and a drink for about 5 to 20 € price range. This will allow you to sip your drink against a beautiful gothic church. After eating a hamburger I chose to drink a spritz which I did not regret. As they offered one more glass as a promotion for 5 € 🙂

Yemek olarak ise çoğunlukla et mönülerini ve Rus mezelerini tercih ediyorlar. Turistik ve pahalı olduğu idddia edilmesine rağmen bence Raekoja Platz etrafı çok güzel. 5 €’ – 20 € arasında mükellef bir yemek yemek, içkinizi gotik kilise karşısında yudumlamak ve kurulan pazarı izlemek.. Ben bir öğle hamburgeri sonraasında spritz almayı tercih ettim. Pişman olmadım 🙂

Processed with VSCOcam
Two Glass of Happy Hour Spritz for 4,99 €

Processed with VSCOcam

Processed with VSCOcam
Arka masamda meyve salatasına saldıran çocuklar