Uçansu Şelalesi

Haftasonu Gemlik’te oturan annemleri ziyaret ettiğim sırada biraz macera yaşamak adına yörede sözü edilen, National Geographic’e bile konu olmuş fakat çok az doğa insanının ziyaret etmeye üşenmediği, Samanlı Dağları Naldöken tepesi eteklerindeki bir vadi içerisine izlenmiş Uçansu Şelalesi’ne gitmeye karar verdim. Bilineni Antalya Gebiz’de bulunan bu doğal havuzdan bir tanede Bursa ili Gemlik ilçesine bağlı yazlık kasaba olan Büyükkumla Köyü sınırları içerinde bulunmakta.  Ancak insanların kolay ulaşabileceği bir yerde olmadığı için pek bilinmiyor, doğal haliyle kalabilmesi adına bu bir bakıma iyi bir şey 🙂 Kazam mübarek olsun diyerek bisikletime atladım. İlk olarak Gemlik – Armutlu karayolu üzerinde bulunan Büyükkumla Deresi üzerindeki köprüden sağa sapıp ( Yolun bir tarafı yerleşim yeri diğer tarafı vadi olduğu için hangi yönde ilerlemeniz gerektiğini kolayca anlayabilirsiniz) meşhur gemlik zeytinlerinin yetiştiği zeytinliklerle çevrili vadiye daldım ve bu vadinin dibine doğru devam eden patikayı takip etmem gerekti. Yol orman patikası tadında ancak dağ bisikleti sağolsun sorunsuz yol alabildim ve bundan 60 yıl öncesinde sel felaketi nedeniyle terkedilmiş olan Eski Büyük Kumla Köyü’ne (Kumlakebir) ulaşmayı başardım. Burası apayrı bir keşif noktası sayılır çünkü eski köy denilen yerde hamam, cami, köprü ve mezarlık kalıntıları hala yerli yerinde durmakta.

Eski Büyükkumla Köyü Meydanı
Eski Büyükkumla (Kumlakebir) Köyü Meydanı
Cami avlusundaki mezar taşları
Cami avlusundaki mezar taşları
Şelaleye giden yol
Şelaleye giden yol ve cami duvarındaki bisikletim

Buradaki eski köy kalıntılarının fotoğraflarını çektikten sonra Ayı dere olarak da bilinen Büyükkumla Deresi’ni takip etmeye başladım, Fakat bisikletimi bırakmam icap etti çünkü yolculuğun bundan sonrasında taşlı kayalı bir dere yatağı boyunca ilerlemem ve hatta bazı yerlerde tırmanmam gerekiyordu. Zaten etrafta güvenli diyerek bisikletimi bir ağaç gövdesine gizleyip kilitledim ve yoluma yaya devam ettim. Yatağı boyunca takip ettiğim Büyükkumla Deresi’nin kendisi zaten ayrı güzel, fanuası geniş. Yengeçler, su yılanları, iri kefaller, börtü böcek ne ararsanız yaşıyor bu derede 🙂

Şelaleye giden yol
Şelaleye giden yol
Dere Yatağı
Dere Yatağı

Yolculuğun en keyif veren yeri , asıl şelaleye varana kadar karşıma irili ufaklı küçük şelaleler çıktı, durmak yol yola devam diyorum 🙂 , bulmam gereken şelale bunlardan çok daha büyük.

Mini Şelale
Mini Şelale
Başka bir Mini Şelale
Başka bir Mini Şelale

Ve zorlu bir varış noktasına ulaşıyorum. Bu yolculuk sonrası Asıl şelaleye ulaştıktan sonra ayaklarımı buz gibi suya sokabilir, hatta yüzebilirdim. Üşendiğim ve dönüş yolunu düşündüğüm için sadece ayaklarımı sokup fotoğraf çektim ve dönüş yoluna koyuldum.

Uçansu
Uçansu Şelalesi

Burayı görmek isteyen doğa insanlarına tavsiyem şu; İstanbul’a yakın sayılabilecek bir konumda bulunan bu şelaleyi görmek için fazla vakit kaybetmeyin, çünkü devlet buradaki dere üzerine baraj inşa ediyor, Eski Köy diye adlandırılan yerin bir süre sonra baraj suları altında kalması olası gibi… , Şelalelerin durumu ne olur bilemem ama belkide bu güzellikleri görebilmek için son şansınız olabilir.

Büyükkumla Köy kahvesinde dönüş yorgunluğu atarken :)
Büyükkumla Köy kahvesinde dönüş yorgunluğunu atarken 🙂

Selimpaşa’nın eski evleri

Selimpaşa İstanbul -Tekirdağ D100 karayolu üzerinde çok sık kez tabelada ismini gördüğüm ama hiç gitmediğim bir yerdi – geçen haftaya kadar. Meğerse Cumhuriyet kurulmadan evvel bir Rum köyü imiş – Yunanca adı da Epivates imiş.

Mübadele döneminde Selanik civarından gelen göçmenler buralara yerleştirilmiş. Şimdilerde köy havası yazlıkçı havası tarafından esir alınmış gibi görünse de görmeye değer enteresan bir yer. Farklı tarzda yaşamlar iç içe yaşıyor diyebiliriz. Öncelikle martıların yüzdüğü upuzunnn bir sahili var.  80’ler stili yazlık tarzı mimari hakim. Aile çay bahçeleri bile betonerme üzerinde tahta masa – plastik sandalye ikilisi ile 80’leri net olarak yansıtıyor..

sahil

Pek çoğu çok yıkık dökük olsa da bir iki taş Rum evi, restore edilmiş okul, dar sokakların arsında sevimli renklere boyanmış şirin evcikler ve bol bol kedicikler görebilirsiniz.

tarihi ocak
Isınma ve yemek pişirme fırını

eski ev 6eskiev2eskievvekedi7eskiev3eski eveskiokul ve yeni okul

Zamanında  sarayda doktorluk yapmış Sarantis Arhigenis’in kurduğu lise statüsündeki Arhigenio Partenagonion okulu da o civardaki Rumların okulu olmuş mübadele öncesinde. Şimdilerde de belediye binası olarak halka açık internet kullanımına hizmet ediyor. Ortadoks kilisesi Azize Paraskevi’nin orada doğum yaşadığını düşünüyor.

internetbilgiişlemarhiton

Bir de Selim Paşa tarafından su sarnıcı olduğunu tahmin ettiğim bir alanın hemen yanına bir çeşme kurulmuş. Çeşmenin hemen yanındaki tabelada şu şiir var: Fahri alemin adaşı eski sadrazam, o mevkii yüce zat, Bigados’ta bu suyu akıttı, yoldan geçenlerin hayır dualarını almak için dilediği şekilde maksada uygun olarak bu suyu akıttı. Esad’ın kaleminden bu gönül alan tarih sızdı. Selim Paşa Allah Rızası için bu suyu akıttı. (Miladi 1828)

cesme

Himalayalarda 23 gün – Annapurna çevresi ve anakamp yürüyüşü

Himalayalar 1920’li yıllardan beri – dağcılar daha iyi bilecektir ama – Tenzing Norgay, Sir Edmund Hillary gibi dağcıların Everest’i haritalaması ile daha bir ulaşılabilir konuma gelir. Annapurna ise Fransız asıllı Maurice Herzog’un 1950’lerde gerçekleştirdiği ekspedisyon sonrasında yazdığı ekspedisyon kitabı sayesinde ünlenir. Gerçi ünlenmesi tartışılır çünkü merak ve keşif bu güzelim bölgelere zarar veriyor mu vermiyor mu gibi sorular da mevcut. Ancak Annapurna ana kampta iken dağın kendisinden çatır çatır taş  çatlama ve yuvarlanma seslerinin geldiği o heybetli ve ürkütücü zirveye o yıllarda Herzog ve ekibi nasıl tırmanmışlar hala aklım almaz.

Günümüzde Manang’a kadar yapılan yolu da dahil ettiğimizde işler kolaylaşmıştır. Artık Annapurna çevresinde yürümek çok kondisyon gerektirmeyen normal insanların da rahatça yürüyebileceği bir rota haline gelmiştir. Thorung La geçidi bu kadar kolay değildir tabi ama Himalayaların bu kısmı da erişilebilir haldedir kısacası.

geçitigeçenkatırlar
Thorung La’yı geçmeye çalışan katırlar

 

ACAP hakkında

Annapurna bölgesi Nepal’in en büyük koruma bölgesidir milli park gibi düşünülebilir. ACAP’a (Annapurna Conservation Area Project) göre Annapurna’nın çevresi 220 km imiş ama oradaki yürüyüş birimleri  yürüyüş saati olarak ifade ediliyor. Yani bir sonraki köy ne kadar mesafede diye soracak olursanız 5 saat yürüme, 7 saat yürüme gibi saat gibi cevaplar alacaksınız.

_78352820_annapurna_circuit_624_v2

Uzun yürüyüş, trek, trekker…

Bu bölgenin “en”i Annapurna dağlarının etrafında ve ana kampına yürüyüş kısmı oluşturuyor. Bu yürüyüş tabi öyle sıradan bir yürüyüş değil. Öncesinden hazırlık yapmanız gereken uzun soluklu bir yürüyüş. Günlerce sabah 6’da başlayıp öğleden sonra 2,3,4, 5 veya 6 da sonlanacak inişi çıkışı bol, köprü geçişleri bol, yürümek dışında başka ulaşım metodlarının olmadığı bir yürüyüş. Sabah 6’da kalkamam demeyin çünkü doğanın verdiği enteresan denge sizi güneşin doğuşu ile beraber uyandırıyor hava kararınca da  saat 7 civarı uykuya dalıyorsunuz.  Sadece kendiniz ve sırt çantanızda elzem malzemeleriniz.. Uzun yürüyüş size denge, ruh – beden sağlığı bütünlüğü sağlamada yardımcı oluyor. Hele hele bu rota üzerinde doğallık namına herşey varsa daha ne isteriz ki hayattan..Çoğu sizi mistik seyahatte zannediyor 🙂

Nepal kültürü , yürüyüşçünün konfor beklentileri, konaklama biçimi olarak guesthouse

Nepal farklı farklı 100’e yakın etnik kökene sahip tam bir kültürler kazanı.. Taşıyıcı olarak bilinen Sherpa ise aslında bir etnik köken. İlk batılı dağcılara destek ekibi hep Sherpa milletinden olduğu için günümüzde hala en iyi rehber ve taşıyıcılar Sherpa’lar olarak addediliyor. Hinduizm ve Budizm Nepal’in öne çıkan inanışları. Belli yüksekliklerden sonra daha çok Budizm ve Tibet etkileri göründüğünden  yoğun bir vegan kültürü var. Dolayısıyla doğaya ve hayvanlara oldukça saygılı bir toplum. Yanınıza ambalajlı malzeme alırsanız lütfen orada bırakmayın çünkü orada olduğu gibi kalıyor. Çöp toplama mekanizmaları yok. O yüzden ambalajlı bişey taşımamanızı öneririm.

Sık sık el yıkayabileceğiniz veya duş alabileceğiniz (ortak köy çeşmesi) akar suya erişiminiz kolay olmayabilir. Normalde Nepal halkı köy ortasındaki çeşmelerde soğuk su altında elbiseleri üstlerinde yıkanıyorlar. Hijyen anlayışları bizimkinden çok farklı. Kadınların saçları bu duruma rağmen sağlıkla parlıyor.  Konfor ve hijyen beklemek sizi hayal kırıklığına uğratabilir.

“Guesthouse ” Türkçe’de tam ifade edemediğimiz bir konaklama türü aslında. Evi olanın ekstra odalarınını misafirlere açması şeklinde nitelendirebiliriz. Burada sizden alınan ücret genelde yediğiniz yemek ve içtiğiniz çaylar için oluyor. Kalmak içinse çoğunlukla ya ücret alınmıyor ya da cüzi bir ücret ekleniyor. Hemen hemen nereedeyse tüm guesthosuelarda yemek yeme alanları veya oturma odalarına benzer alanlar olduğundan diğer yürüyüşçülerle tanışma ve konuşma fırsatınız olabiliyor. Hatta neredeyse aynı günlerde aynı yerlerde olduğunuzdan bir grup edasında hareket ediyormuşsunnuz gibi aynı kişilere denk geliyorsunuz. Guesthouse’larda yatak dediğiniz  ‘eğer varsa’ tek kişilik tahtaların yan yana getirilerek çakılması sonucu sizin üzerine uyku tulumu sererek kullanmanız bekleniyor. Burası biraz turistik hale geldiğinden bazen beyaz çarşaf bile bulabiliyorsunuz. Ama temiz suya ulaşım neredeyse lüks olduğundan neyin ne kadar yıkandığı tam belli değil.

Ne yenir?

Nepal’de temel besin maddesi pirinçten oluşuyor. Dal-bahat denilen en yaygın yemek türünü öğle akşam bıkıp usanmadan yiyorlar. Dal Bahat çoğu yerde farklı şekillerde yapılıyor ama temelde haşlanmış pirincin üzerine dökülen mercimek çorbası anlamına geliyor. Genelde de ufak bir haşlanmış patates ve ot eşlik ediyor. Çok lezzetli ve besleyici. Özellikle Himalayalarda dal ve bahat dışında bişey bulmak güç olabilir. Sabah kahvaltılarında turistler için un taşıdıklarından pancake gibi şeyler pişirebiliyorlar. Belli köylerde bal bulunabiliyor. Bal ve pancake çok çok iyi bir kahvaltı öğünü seçeneği oluşturuyor. Yükseklerde en pahalı besin maddesi meyve. elma yetiştiriciliği var ama çok az olduğundan çok kıymetli. Çay konusunda daha farklı seçenekleri var ama Zencefilli ballı çay popüler bir trek çayı. Benim favorim ise sarımsak çorbası. Sadece sarımsak ve su. İnanılmaz lezzetli 🙂 bulabildiğiniz yerde tatmakta fayda var.

Önemli bir başka öğe ise bu 23 günlük (Annapurna çevresi yürüme zamanı) yürüyüş esnasında içebileceğiniz temiz su kaynağı olmayacağından suyu ilaçlamak veya ACAP su istasyonlarında satılan reverse osmos sulardan satın almak.

Annapurna çevresinde yürümek nasıl bişey?

2011 yılında yaptığımız yürüyüş esnasında Manang çevre yolu* henüz yapılmamıştı. Dolayısı ile biz muhteşem bir manzara, sık sık uzakta beliren karlı zirveler, Sherpa kültürünün ayrılmaz öğeleri olan budist tapınakları, dua bayrakları, dua tekerleri, lamaların fotoğrafları, budist rahiplerin yetiştirildiği manastırlar, yaklar, altımızda derin uçurumlar barındıran incecik asma çelik halatlı köprüler, buz göleti daha nicelerini kendi gözlerimizle görme ve deneyimleme fırsatı bulduk. Burada esas olan her gün ortalama 4-7 saat yürüyebilecek enerji ve gücü kendinde toplamak. Binevi daha çok zihin disiplini gibi bişey.

Bir koruma bölgesi olduğundan buralara gelmeden önce Katmandu’da veya Pokhara gibi büyük şehirlerde turist ofislerine uğrayarak Trek (Yürüyüş) izni almak gerekmekte. Sık sık bu izinler ve tipleri değiştiğinden burada bahsetmem yerine o esnada yürürlükte olanı doğrudan merkezinden öğrenmekte fayda var. TIMS denen kart (Trekker Information Management System) yürüyüş yolu rotasında bir çok kez kontrol edildi imzalar atıldı, onu hep yanımızda taşıyıp ibraz ettik mesela.

Yanıma ne almalıyım?

Paketlenme ve yanınıza alacağınız eşyalar belki de bu seyahat planının en önemli öğesini oluşturuyor. Hafif sırtçantası işinizi ve yürüyüşünüzü kolaylaştırcaktır. Hani tuvalet kağıdının ortasındaki kartonu bile çıkartmakta ve her taşıdığınız şeyi tartıp biçmekte fayda var. Tartma derken gerçekten tartmayı kastediyorum. Ağırlık hesabı yaparken de her zaman + 1 litre de taşınacak su için pay bırakılmalı. Minik bir ecza deposu olmalı.Her gün öğleden sonra saat 2 gibi mutalaka yağan yamur için de iyi bir panço öneririm. Bizim listemiz şunlardan oluşuyordu:

KİŞİSEL MALZEMELER : 4 adet vesikalık fotoğraf (ikisi vize, ikisi trek permit için), 1 kısa kollu terleyen t-shirt (polyester), 2 uzun kollu terleyen t-shirt / içlik, 2 yürüyüş pantalonu, biri kalın , 1 alt içlik 1 yün kazak, İç çamaşırı, 1 polar, 1 goretex / yağmurluk, Alternatif : İnce polar, windstopper, panço, sağlam uyku tulumu, kafa feneri, güneş gözlüğü, çorap, yürüyüş botu, sandalet veya terlik, eldiven, baton, bere,matara, diş fırçası, sporcu havlusu (ince ve hafif olanlarddan), boyunluk (Buff gibi olanlardan)

PARTNERİNİZLE ORTAK OLABİLECEK MALZEMELER:Güneş kremi, Dudak kremi, Minik çakı, Fotoğraf makinesi, Minik şampuan, Diş macunu, Tırnak makası, Tuvalet kağıdı (1 aylık değil. Yolda alınabiliyor. Kalite düşük, ama taşımaktan iyidir.), Pil (fener için), Su sterilizasyon hapı

İLAÇLAR (Ecza deposu ) : Ağrı kesici, Vitamin, Yara bantları, Mide bulantısı için bişey, İshal ilacı, İrtifa hastalığı ilaçları, Ateş düşürücü / paresetemol, Batikon, Bandaj, Pamuk, Antibiyotik

 

abcdevvgoruntu
Sol ortada minicik insanlara ölçek gözüyle bakabilirsiniz.
abc2.foto
Annapurna sıradağlarından bir görüntü

 

annapurnapembe
Karabuğday tarlası
bamboo
Bamboo ağacı
yedek
Bitki örtüsünün azalmaya başlaması ve artan yükseklikte yürüyüş patikası
binlerce merddiven
Merdiven, merdiven ve merdiven
ciftli gokkusahi
Çifte gök kuşağı

 

köy
Taş köy
sevimliyak
Meşhur bulmacaya konuk olan Tibet öküzü: Yak
rhodendronlar
Rhodendron ormanı
taş kapı
Manang yolu kapısı
suşişelerimiz ve guesthouseornek
Güzel guesthouselardan bir örnek
Budist rahip yetiştirme okulu kapısı

manzaravepatika tarla

 

10347623_10152428425567957_5240854440586827173_n

Annapurna çevresi ve anakamp yürüyüş notlarımız ve detaylarımız:

1.Gün: 1400 metre irtifaya sahip Katmandudan Pokhara otobüsü ile Dumre’ye, Dumre’den Besi Sahar’a lokal minibüs, Besi Sahar’dan Bhulbule’ye daha da lokal minibüs ile yolculuk ettik. Gecelemeyi Bhulbule’de hemen köprü bitişiğindeki GuestHouse’da yaptık. Nepal halkının yaptığı gibi sokak ortası çeşmede yıkandık, İlk uzun çelik köprü geçişimizi gerçekleştirdik ve ertesi sabah  bulutlar arasından ilk zirve manzarası bizi selamladı.

2.Gün: Ertesi gün 840 m irtifadaki Bhulbuleden başlayarak Ngadi, Bahundanda, Ghermu ve Syange köylerini geçerek Jagat’a  1330 m’ye ulaştık. O gece de rihter ölçeği ile şiddeti 6 olduğu söylenen bir deprem geçirdik. Ama kimse düzenini bozmadan işine devam etti zira en yüksek binalar zaten 2 alçak kattan oluşuyordu.

3. Gün: Jagat’tan sonra Chmaje, Tal, Karte, Dhrapaniyi geçerek Bakarchap’a ulaştık. Burada  Tal geniş kumul vadi tabanında heybetli kapısıyla bizi karşılayan güzel bir köydü.Günün sonunda 2.160 m’ye ulaştığımızdan hava hızla soğumaya başladı. Bakarchap’ta soğuk su ile duş alabilinen kapalı bir oda yürüyüş sonunda çok iyi gelmişti. Köyün ortasında kıyafetler ile yıkanmak tam olarak temizlenmeyi engelliyor tabi :). Bu arada her defasında çamaşır ve çorap yıkıyarak ertesi gün sırtçantası dışında kurutmak inanılmaz pratik bir yöntem. Daha az çorap ve çamaşır taşırsınız.

4. Gün: Bakarchap sonrasında fazla irtifa almadık ama yine 3 köy geçerek Danaque, Timang, Koto, Chame’ye ulaştık. Burada sat 2 gibi bastıran sağnak yağmur yüzünden geceleme kararı aldık. Şansımza geceleme yaptığımız guesthouse’da Hindu dinine mensup bir grup lideri ve grubu ayin yaptılar. Ayin esnasında bağdaş kurarak biraz yukarıya oturmuş grup lideri mantralar eşliğinde (bize göre biraz kendinden geçerek) tören gerçekleştirdiler. Onlar da kutsal adlettikleri hac bölgelerine doğru yola koyulmuşlar ve birlikte, grup olarak hareket ediyorlardı. Enteresan bir deneyimdi.

5.Gün Telekhu, Bhratang, Dhukur Pokhari  köylerini geçerek ve Pisang’ta konakladık. Bu günün en önemli özelliği Swarga Dwar (ruhların tırmandığı duvar) adlı kaya kütlesini geçmek oldu. Bu kayanın ölü ruhlarını yukarıya taşıdığı için kutsal adlediliyor ve üzerinde tırmanılmaya izin verilmiyor. Nepal’de bu tarz izin verilmeyen ve kutsal kabul edilen başka örneklere rastlamak mümkün. Sahiden çok ihtişamlı bir kaya.

6.Gün Ghyaru, Ngawal ve Mugje köylerinden geçerek Bragha’ya ulaştık. Bu rota aslında yolu uzatan bir yol aşağı pisang yolu diye kestirme bir alternatif var zamanı daha dar olanlar burayı tercih edebilir ama yukarı pisang yolu manzarası sahiden görmeye değer nitelikte. Tam karşınızda önce derin vadi sonra karlı zirveler arkanızda da taş örme duvarlı, dua bayrakları savrulan köy. Sırf bu manzara için Annapurna’ya gidilir. Bu köyde konaklama mevcuttu ancak fazla rüzgar aldığından öğle dal bahatımızı yiyerek yola devam ettik ve Bragha’da tahta’dan yapılmış bir guesthouse’da konakladık.

7.Gün 8.Gün 9.Gün Bragha’da konakladığımız Hotel Yak bizi uzaylı görmüş masum köylü gibi sevindirdi. Çünkü gün ışığında ısıtılmış su’da duş olanağı vardı. Ancak duş almak hem de hemen yürüyüş sonrası çok iyi bir fikir olmayabilir zira yol arkadaşım grip benzeri bir soğuk algınlığı yaşadı. İşte burada ecza deposunun önemi anlaşılıyor. Antibiyotik ve dinlenme tedavisi yapmaya başladık. Manang’a çok yakın olduğumuzdan sık sık buradaki Gompa (Tibet tapınakları), ayinlere katılma ve Buzul göller gibi minik yürüyüşler yaptım tek başıma yapabildim. Manang köyü Tibetten gelen tuz yolunun başında kurulu bildiğiniz tarihi bir köy.

10. Gün İrtifamız 3470 m seviyelerinden başlayıp her adım atışımızda biraz daha arttığından iyiden iyiye yüksekliğin etkilerini hissediyorsunuz. Bundan sonra tembel dağcı adımı, 20 adım yürü derin nefes al gibi taktikler oldukça işinize yarayacaktır. Taşıdığınız çanta biraz daha ağır gelecektir. Ağaç sınırını da geçtiğimizden gri taşların, yakların, rüzgar ve uğultunun sınırı başlıyor.  Burada sadece bir tane guesthouse vardı. Yak kharga’nın biraz üzerinde olan bu hostelde gecelememizi yak yünlü battaniyelerin altında ve uyku tulumlarının içinde geçirdik.

11.Gün 4100 metrede olan Letdar köyünden yürüyüşümüze başladık hedefimiz ünlü Thorung La geçitinin bir altında bulunan Thorung Pedi geceleme köyüne ulaşmaktı. Burası sadece guesthouselardan oluşan ve Thorung La’yı geçmek için bekleyenlerin köyü diyebiliriz. Beklemelerinin sebebi havanın açık olduğu günlerde yola çıkmak. Yer yer kar olan, ufak ufak Thorung La geçidine  giden yolu görebildiğiniz soğuk mu soğuk dar bir vadi tabanı diyebiliriz burası için. 4100 üstünde olduğunuz için harcadığınız efor oldukça yüksek. Çok derin bir vadi köprüsünü (200 m diyebilirim) geçerken çok zorlandık. Nihayet gecelemeyi rahat yapabildik.

12.Gün Bu en zorlu günümüz oluyor çünkü meşhur Thorung La geçitini aşacağız. 4100 metreden 5416 m’ye çıkarak bir de üstüne -1600 metre yapacağız. Bu da aynı gün içinde 1000 m irtifa alıp -1600 aşağı inmek demekti. Geçit yaklaşık 400 m civarında çarşakımsı bir tırmanış ile başlıyor. Sonrasında da tipi ve şiddetli rüzgarların içinde Tibetten tuz taşıyan katır sürüsü eşliğinde dağları delerek dünyanın en kötü görünümlü ama en lezzetli çayını 5416 metre irtifada yudumluyorsunuz. Sular da yükseklik dolayısıyla 80 C gibi bır ısıda kaynıyor ama yine size dünyanın en sıcak çayıymış gibi geliyor. Biz burada bir adet bar çikolatamızı yiyerek hafif ısındıktan sonra yolumuza devam ettik ve tebrik tabelasına eriştik. Tebrik tabelası şöyle bişey:

Her taraf dua bayrağı gördüğünüz gibi…İskender Iğdır anısına biz de bir dua bayrağı bağladık. Bu şaşalı karşılamada şöyle bir sanrınız oluyor “yihuu vihuu başardımm” Orada bulunan herkes birbirine sarılıyor, birbirini tebrik ediyor. İngilizce, İtalyanca, Nepalce ve anlamadığım farklı dillerde tebrikler havalarda uçuşuyor. Bildiğiniz herkes salt mutluluk yaşıyordu gerçekten. Bişeyleri başarmış olmanın garip sırıtması yüzünüze yerleşiyor diyelim. Ancak esas zorluğun inişte olduğunu ancak indikten sonra fark ettik. İnişte sarımsak çorbasını hak ettiğimizi ve çok acıktığımız gerçeğinden yola çıkarak hemen sarımsak çorbası yapan bir guesthouse bulduk. O sarımsak çorbası var ya yine dünyanın en lezzetli çorbasıydı. Chabarbu köyünü geçtikten sonra konaklayacağımız alan olan Muktinath köyüne ulaştık. Burası Hindu dininin mensuplarının kutsal saydığı meşhur bir tapınak grubuna ev sahipliği yapıyor. Tapınaklar ayrı ayrı tanrılara adanmış adaklar, pirinçler, bitkiler vb. değşik öğeler barındıran evcikler şeklinde. Bir  de burada kutsal sayılan havuzlar ve çeşmeler var. Uzun yollar kat ederek günlerce yürüyen hacılar bu havuz ve çeşmelerde yıkanarak arınıyorlar. Hindistanın meşhur düşünen berduş-filozofları sadhularına burada da rastlamak mümkün. Üstelik iyi İngilizce konuşuyorlar. Bir tanesi bizi ona para vermediğimiz için bencillikle suçlayacak kadar İngilizce biliyor ve peşpeşe felsefi İngilizce cümleler sıralayabiliyordu.

13.Gün Artık Annapurna dağ sıralarının güney yamacında olduğumuzdan kurak ve çöl ikliminin etkileri iyiden iyiye hissediliyordu. 3.800 metre irtifadan başlayarak Ranipauwa, Jarkot, Kihngar köylerininin tozlu topraklı yollarını geçerek Kagbeni köyüne ulaştık. Artık bir jip ve motosikilet yolu olduğundan yanınızdan arabalar, motosikletler ve kafalarında dev pirinç çuvalları taşıyan hacı adayları geçebiliyor. Tozun etkisini iyiden iyiye hissettiğim için burada buffı komple yüzüme geçirerek yürümüştüm. Çok işe yaradı nispeten daha rahat nefes alabildim.

14.Gün 2840 metre gibi Nepale göre oldukça alçak sayılabilecek Kagbeni köyündeyiz artık. Burası Tiri’ye yakın bir köy. Tiri de Mustang bölgesi denen Tibet sınırına ev sahipliği yapıyor. Bu bölgeyi geçmeyin tehlikelidir, askeri bölge gibi bir çok uyarı karşınıza çıkıyor. Tibetten gelen bir nehir neyse ki bu çöl arazisini vahaya çevirebiliyor az da olsa ve muhteşem bir çöl,nehir,vaha manzarasına ev sahipliği yapıyor. Yine çöl rüzgarlarına benzeyen rüzgarlar eşliğinde yüzümüz tamamen kapalı Jomsom’a yürüdük oradan da dar bir Tata otobüsüne binerek Ghasa köyüne ulaştık. Bu yolculuk  hayatımın en korkulu otobüs yolculuğu idi.. Sol taraf derin mi derin bir uçurum, minibüsün zar zor sığdığı bir yol ve üst katı tamamen doldurmuş Nepalli yolcular. İnsanlar sahiden maymun gibi çevikler.Doğrudan üstten atlamaları, tutunmaları ve sarkmaları…Beraber şarkılar söylemeleri…Anlatılmaz  yaşanır 🙂

15.Gün Ghasa’dan yürüyerek tekrar yolculuğumuza başladık ve Tatopani köyüne kadar hep alçaldık. Artık Annapurna Ana Kamp yürüyüş yolunun rotasına giriyoruz. Tatopaniden sonra yine patika yollardan yükselmeye başladık ve bu sefer muhteşem taraçalandırılmış çeltik tarlalarından, kara buğday tarlalarından geçtik. Kara buğdaylar da o mevsimde pembe çiçekler açtığından güzelliğe güzellik katıyorlardı. O gece Shika denen köyde konakladık.

16.Gün Shika’dan yürüyüşe başladık hedefimiz Ghorapani’ye varmak idi. Normalde Lonely Planet’in önerisi Tatopani’den Ghorapani’ye tek bir günde ulaşmaktı ama biz aheste aheste gittiğimizden 2 güne yaydık. İyi ki de öyle yapmışız . Ghorapani bir çok kısa trek rotasının buluştuğu bir köy olduğundan çoluklu çocuklu kalabalık bir merkezde kendinizi buluveriyorsunuz. Ayrıca çocuğunu önüne katıp yürüyenleri ayrıca takdir ettim çocuklar dar patikalardan tek başlarına yürümeyi, düşmeyi, kalkmayı doğrudan bu sayede öğreniyorlardı. Anne baba müdahale etmiyor. Biraz aşağıda olduğumuzdan burada kutlama yaptık ve nefis enfes dev  Everest birası içtik. İrtifa alırken bira içmek çok iyi olamayabilir ama onun dışında Everest Nepal’in güzel biralarından biri ve bir şişe iki kişiye rahat rahat yetiyor.

17. Gün Sabah saat 4 sularında uyanarak biz de meşhur Poon Hill manzarasını görelim dedik ama ne kalabalık ne bulutlar bize bunu müsaade etmedi. Thorung La ve Manang civarının muhteşem manzaralarından sonra gerek var mı bilemedik pek. Yolumuza Tadapani köyünden geçerek devam ettik ve Chilue köyüne ulaştık. Burası sık mı sık rhodendron ormanları ile kaplı ve çok fazla merdiven inip çıktığınız enteresan bir yürüyüş rotası. Her an maymun, maymunlar görmeniz olası.

18.Gün Rota nispeten boşalmaya başladı. Binlerce, binlerce (saymaya başladım sayamadım) basamak çıkıyorsunuz bu rotada. Basamakları çıkmak değil de bu basamakları yaparken-inşa ederken  taşları nasıl taşımışlar diye düşünüyorsunuz. Kimrong, Daulung, Chomrong köylerini geçerek Sinuwa’da konakladık.

19. Gün Khuldirag, Bamboo, Dobhan, Himalaya köylerini geçerek Deurali’ye ulaştık ve burada konakladık. Bu rota da oldukça ormanlı, bataklıklı bir yol. Bendeniz yolda gördüğüm “böğürtleni” aa Himalaya böğürtleni  diye yedim hemen. Yaklaşık 2 saat sonra da mide ağrısı çektim. Neyse ki hafif atlattım. Ormandan bişey yememekte fayda var kısacası 🙂 Bu rotada ayrıca MachuPichare (FishTail, Balık Kuyruğu) zirvesinin ilk manzarasını görüyorsunuz. Dev bamboo ağaçları manzarası da bonus.

20.Gün Bu gün de 2360 metreden 3.230’a yükseldiğimiz Machupichare Basecamp’i zaten Aklimatize olduğumuz için pas geçerek doğrudan Annapurna Bace Camp’e yürüyoruz (herkes kısaca ABC diye bahsediyor). MachuPichare’nin efsane  manzarası eşlik ediyor size yol boyunca. ABC’ye vardığımızda bulutlu olduğundan bize kendini göstermemişti. Ama gece bir el beni uyandırdı saat 3 civarı kalk kalk manzara var diye. Gerçekten sıcak uyku tulumundan çıkıp giyinmek gibi zor bir  olguyu başka bişey için yapmazdım sanırsam. Manzara inanılmazdı. Yıldızlara o kadar yakındık ki! 4 tarafımız beyaz dağ zirveleri ile kaplı, gürül gürül taş, buzul çatlaması ve dağ sesi..

21. Gün Aynı yoldan Pokhara’ya dönmek için yola çıkıyoruz. Bamboo köyünde konakladık.

22.Gün Bamboo köyünden Jhinu köyüne kadar yürüdük. Bu köyde kaplıca vardı.Ben kaplıcaya gideyim dedim. Biraz kalabalıktı. Bekleyenlerin arasında bir de maymun vardı. Bu sevimli maymun orada bekleyen insanlara dal atarak insanları oradan kaçırmaya çalıştı. Efsane bir andı :). İnsanlar kaplıcaya kıyafetleri ile girdiğinden biraz enteresan bir kaplıca idi ama yine sıcak suda pek duş imkanları olmadığından bu uzun yürüyüşün ardından bana  çok çok iyi gelmişti.

23. Gün Jihnu’dan Birethanti’ye tarlaların arasından yürüyüş oradan da Pokhara’ya taşıtlı araçla gitmece.. Pokhara size sonradan inanılmaz medeni geliyor..

Amsterdam..Tour de France gibin..

Hollanda ve Amsterdam “coffee shop”ları ile öyle özdeşleşmiş ki turistler bu şehrin ismini bile duydukları anda algıları açılıveriyor 🙂

Bana göre ise bu şehir bisiklet yolları ve bisiklet kültürü açısından “Dünyanın en iyi bisiklet şehri” seçilmesi ile ünlü bir kent. Her otomobil yolu yanında mutlaka bir bisiklet yolu bulunuyor. Hem de gidiş ve dönüş olmak üzere çift şerit. Bisikletliler için özel ve güzel ışıklandırmalar mevcut. Hani bizim ülkede olmayan her türlü medeni  sayılacak, bisikletli ulaşımda kullanmak için gerekli altyapı üstyapı Amsterdam’da mevcut. Bisiklet sayısı nüfustan bile fazla olduğundan her yer bisiklet her yer bisiklet.  4 Katlı bisiklet otoparkları ve 3 saniyede bisiklet çalabilecek kadar uzman bisiklet hırsızları  herhalde sadece bu şehirde vardır.

Oradaki bisiklet trafiği ise sanırsın Tour de France gibin. Sürücüler birbirinin arkasında durma, rüzgardan korunma peşinde 🙂  Hızlı bisiklet süren  ve hedefe varacakları yere odaklanan şehir bisikletli halkı en ufak bir duraksamaya veya hataya tahammül edemiyor.  Öncelik bisiklet yolunda ve bisikletlide olduğundan yaya iseniz çok dikkatli olmanız gerekiyor yürürken. Bisiklet yoluna yaya olarak adımınızı attığınız anda size bisiklet kornaları azarlar vs. ulaşacaktır. Ben burada bisiklet sürmeye cesaret edememiştim. İki sebebi vardı. Aşırı soğuk hava ve Amsterdam bisiklet trafiğine ayak uyduramayacak olmam.

DSCF1458
Sarı yanınca arkadakiler bisiklet zilini çalmıyor, bekliyor.
DSCF1428
Çiçek pazarından fotoğraf koymazsam olmaz.

DSCF1440 DSCF1480

Yeşil seyahat; Midilli’de pisiklet queyphi

Sizin de kurban bayramlarını uzakta geçirip kendi kendinize kalma isteğiniz var ve paranız mı az ? O hal  iyisimi  yakın komşularımızdan biri olan Yunanistan’a gidelim. Ama bu sefer çok büyük bir değişiklik yapalım. Bisikletimizi alalım.. Bisiklet yakıt istemez, mama istemez, feribotta yanınızda götürdüğünüzde sizden ek ücret istenmez ama sıkı durun ,,, sizi taşıyabilir.. Daha ne isteriz ki hayattan?

Neyse , Ayvalık’tan kalkan Midilli feribotuna bisikletimizle atlayıp balıkların limanda bile kımıl kımıl yüzeyde yüzdüğü Mythillini’ye geçiyoruz. Kasaba dar sokakları, sempatik kafeleri, kilisesi, frappeleri ile tam bir mini Yunan kenti havasında. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi görünen güneşin tadını ekim ayında da rahat rahat çıkarırsınız, Rum taş evlerinin arasında dolaşırken de serinlersiniz.

Bir de bakmışsınız her yerde Türkçe konuşuluyor, kafelerde Türkçe menüler var vs.. Türkler Mythillini için önemli gelir kaynaklarından biri.. Gitmeye devam.

E biz hani buralardan uzaklaşmaya çalışıyorduk.. Orası da Türkiye gibi diyorsanız elinizde bisiklet var ve saatte ortalama 15 km ile uzaklaşmak mümkün herhangi bir yöne :).. İki yön var .Birincisi Ouzo içkisinin en meşhur cinsinin yapıldığı Plumari yönü diğeri ise adanın kuzeyinde yer alan plajları ile ünlü Petra kasabası. Biz Petra yönünü tercih ettik.

20141006_161117_000
Kıpraşan balıklar ve Mythillini
20141006_140424
Bu evin yanına bisiklet çok yakıştı

Bisikletli manzara sahiden eşsiz çünkü yavaş gidiyorsunuz ve gözlemleyebiliyorsunuz. Zeytin bahçeleri, taş evlerden oluşan köyler, köy kahvehaneleri önünde oturuşan yaşlı bastonlu amcalar, deniz izlemeye gelmiş yazar kılıklı entellektüeller.. Ne ararsanız var gibi. Aslına bakarsanız Ege köylerinden hiç mi hiç farkı yok . Yalnızca burada evler gözünüze BETON, BETON diye baağırmıyor.. Taş ev olmalarına rağmen çok estetik ve şirinler. Her bir evde bahçe var ve bahçe estetiği, bahçe bina kombinasyonu estetiği  göz dolduruyor.

Yemekleri de başka yerlere kıyasla çok çok iyi. Deniz ürünleri çok bol ve fiyatları uygun. Dolayısıyla seçimler hep deniz ürünlerini tüketmek yönünde oluyor. Hele o Grek salata  yok mı? Yani devv  feta, kekik, zeytinyağı, koca koca doğranmış domatesler, biberler ve soğan bu kadar lezzetli olabilir mi? İnanılmaz! Midilli’de zeytini denizin içinde salamura ediyorlarmış tadı bana biraz yabancı ve uzak geldi.

20141005_143707
İşte böyle bir koyu baştan başa bisikletle geçebilir yorulunca da bir pansyionda konaklayabilirsiniz.

20141006_160747_00020141005_090214