Stokholm ve kemik titreten İskandinav soğuğu..

Tam da İstanbul’da yağmur yağmaya başlamış ve havalar soğumuş iken haydi özlemle soğuk havaların güzelliğini analım. Zaten şu an herkes battaniye altında sıcak kahve içtiğine göre kemik üşüten ayaz soğuklarından bahsetmek yerinde olur. Benim gerçekten soğuğu kemiklerimde hissettiğim yerlerden biri İsveç başkenti Stokholm oldu. Geçtiğimiz sene aralık başlarında görme fırsatı bulduğum kentte True Blood izleyenler bilir Eric Northman tipli uzunn abiler şortları ve uzun boyları ile sokaklarda koşarak güzelliklerini sergiliyorlardı. Etrafta herkes o ya da bu biçimde boş zamanlarını spor yaparak değerlendiriyor. Eh eh toplu taşıma o kadar pahalı ki insanlar mecburen işlerine veya bir yerlere koşarak gidiyorlar…

Sabahları güneşin doğması uzun sürüyor ve ışınlar eğik açıyla düşüyor dolayısıyla çok güzel alacakaranlık sahneleri gözlemleyebiliyorsunuz. Bakınız mesela şu fotoğrafı sabah saat 9’dan sonra çektim:

1468555_10151800566682957_525967370_n

Güneş aralık ayında saat 14:30 itibari ile bitiyordu dolayısı ile güneş ışıklarından az faydalanıyor bu kent. Ama bu daha az şeyler yapacaksınız anlamına gelmiyor. Şehir 7 tane ada üzerine kurulmuş -stock çok, holm ada demekmiş- ve köprülerle birbirine bağlanmış bir konumda olduğundan mutlak surette adanın hangi yönünde kara bağlantıları var diye görmek üzere elinizde harita bulundurmalısınız. Eğer benim gübü yürümeye epey vaktiniz varsa kaybolmayı deneyin tabi.. Elbette bir yerden sonra adanın tamamını yürüdüğünüz için köprüyü göreceksiniz.

Şehrin kraliyet sarayı yakınlarında gamla stan diye eski kent bulunuyor. Dar sokakları ve iskandinav mimarisi, thor gölgesi, ikea’da satıldığını gördüğünüz çiçekleri burada etrafta saksılarda sokaklarda görebiliyorsunuz. Ben gittiğimde kilise etrafında Christmas partileri ve sıcak şarap günleri başladığından o nefis tarçınlı karanfilli şarap ve cinnemon roll’lardan yiyerek musmutlu iki gün geçirmiştim güneş saat 14:30’da batsa bile.

598488_10151808889902957_739788193_n
O soğukta ancak bu sıcak şaraplardan birini içerek ısınırsınız.
20131201_133430
Christmas pazarı

En çok beğenerek yaptığım şey archipalao turu oldu /çoklu ada gibi bir anlam taşıyor bu kelime de/. Bunun için İsveç’lilerin standart vapurlarından birini kullandım.O seyahatten de bir iki kare paylaşayım.

20131202_09132720131202_092433

Bir de şehrin devv parkı djurgarden’da çok güzel yürüyüş, koşu ve bisiklet parkurları mevcut. Kentin her yerinde bisiklet hava istasyonları da var ve çok şık yapıya sahipler. Bisiklet dostu bir kent olduğunu ayrıca belirtmeme gerek yok sanırım. Raslantı mı bilmiyorum ama konuştuğum her insan İngilizce biliyordu.

Buraya gitmişken mutlaka bir buz hokeyi maçına gidip o maçlarda taraftarların çılgınca hard rock, heavy metal dinleyerek destek vermelerini görmeniz gerekli. İnsanın inanası gelmiyor,  ACDC dinleyerek maç izledim yahu!

Yalnız seyahat edilebilecek en güzel destinasyonlardan biri idi bana göre. Bir de North Face montu giyen dilenci abi vardı. Enetersan enstantane.

20131203_15414620131202_1138001394424_10151800566832957_1153631525_n

Hobbitist yaklaşımlar, Temple Bar Dublin

Dublin’in artık marka olma ötesine geçmiş turistik yerlerinden bir tanesi de Temple Bar. William Temple adlı vakti zamanında Trinity College müdürlüğünü yapan kişinin bölgeye taşınıp burayı ufak ufak düzenlemesi ile başlamış herşey.

SAMSUNG

Bölgenin bulunduğu yerde nehir olduğundan eve suların taşmaması amacı ile bariyer (barrier) kurulması gerekmiş ve onun kısacası da bar kalmış. Yani aslında Temple Bar kelimesi 17.yüzyılda  Temple Barrier –Temple Bariyeri-anlamı içeriyormuş.  Bar kelimesinin bira ve içki içilen, eğlenilen yer olarak anılmasının temelleri de belki William amcanın bar’ına dayanıyordur.. Belli olmaz bu işler 🙂

Irish Bar ve Temple Bar’ın barlar içindeki  yeri ayrıdır. Şimdilerde bu barlar sokağı  Turistik olarak gittiğiniz İrlanda’nın uğramadan edemeyeceğiniz bir yeridir. Temple Bar’ın kendisinde 6-7 farklı yerinde 24 saat kesintisiz müzik var. Müzisyenler geliyor müzisyenler gidiyor. İçine girdiğinizde bir bakmışsınız yanınzdaki biri sizinle sohbet etmeye başlamış. Üstelik havadan sudan da değil direk futbol veya komşunun çimine zarar vermesi ya da kara borsa gibi konulardan giriş yapıyorlar. Biralarını içince de çekip gidiyorlar. İsim veya telefon almak yok sadece “see you” var. Pek bi içten.

SAMSUNGSAMSUNG

Sokaklarda sıra sıra barlar ve envai çeşit mekan bulunuyor. Bu bar ve mekanlar, içinde armutlu sodalı, pilsener ve red ale’ın nefis enfes çeşitlerini bulabileceğiniz tam bir bira cenneti. Temple Bar’da bira içmek birazcık maliyetli – 6 Pound- ama yanında gelen Irish Folk müzik ve biranın enfes tadı bir anlığına biranın pahalılığını unutturabiliyor. Benim favori biram Smithwicks oldu.. Dark ale sevenlere şiddetle önerilir.

Temple Bar’ın diğer bir güzelliği ise barların dışlarının Hobbit’istik sevimlilikleri ve renklilikleri. Bu kadar şeker rengi bir arada görmek göze de hitap ediyor gerçekten.

SAMSUNGSAMSUNGSAMSUNGSAMSUNG

Dublin Trinity College eski kütüphane kokusu

Şimdiye kadar kütüphane kokusu nedir tecrübe ettim sayılır. Ama Trinity College Long Room (Uzun Oda) kapısından girdiğim an parşömen, kağıt, kitap kokusunun yanında Johnotan Swift, Oscar Wilde, Shakespeare, Lord Byron kokuları da burnunuzu pinçikliyor. Tabi ki öyle bir kokuyu bildiğimden değil ama rutubete karışmış eski kitap kokusu ortamı sizi  bir anda bağımsız, asi, entellektüel İrlandalı havasına sokuveriyor.  Havadaki tarih kokusuyla birlikte “Irish Proclamation of Independence” İrlanda Bağımsızlık Bildirgesi  ile de bağımsızlık kokuları  yayılıyor. Bu bağımsızlık bildirgesinin bende yeri ayrıdır zira IRISHMEN AND IRISHWOMEN diye hitap ederek başlıyor. Merak edenler için bildirgenin tam metni şu linkte mevcut: http://ireland.iol.ie/~dluby/proclaim.htm

SAMSUNG        trinity12  SAMSUNG

Trinity College Long Room’a geri dönecek olursak  Vertigosu olanların uzak durmasını öneririm. Çünkü upuzunnn, yüksek, hacimli  ve her yeri eski kitaplarla dolu bir oda bu. Yaklaşık 200.000 eski  kitap barındıran bu eski kütüphanede kitaplar, her bir pencere etrafında oluşturulmuş dev odacıklarda saklanıyorlar. Bu dev odacıkların her birinde üç tarafa yığılmış kitaplar bizim dört kat diye tabir edebileceğimiz yükseklikte. Ortadan demirle desteklenen merdivene tırmanan kütüphane görevlilerinin yükseklik korkusunun olmadığı kesin. Bir de tarihi bir demirden merdivenler var döne döne kitapların arasına çıkan…

kıvrılanmerdivenaradetay

Kitap toplama konusunda İrlanda lordları İngiliz lordlarından geride kalmak istememiş dolayısıyla 1700’lü yılların başlarından itibaren biz İngilizler kadar kültürlü ve takipçiyiz diyebilme adına kolleksiyonerliğe başlamışlar ve ortaya Trinity college eski kütüphanesi gibi bir sonuç çıkmış. 1850’li yıllarda tüm raflar tamamen dolmuş.

detaykitaptrinitycam arkasındakitaplarSAMSUNG

Bana göre kütüphanenin en önemli kısmı üst kat balkonda bulunan “masterpiece reading room”  eski eser okuma odası. Düşünebiliyor musunuz? Bazı insanlar var.. O insanlar belki de bir eski kitabı ilk defa okuma ve ne olduğunu çözümleme şansına ulaşıyor. O insanların muhtemel heyecanını o “masterpiece reading room”un sadece görünüşü bile yansıtıyor. Hafif öne ve aşağıya eğilmiş büyük masalar ve koyu yeşil büyük abajurlar kütüphane ziyaretçilerine nanik yapıyor. Bizi görürsünüz ama asla bizim üzerimizde kitap okuyamazsınız dercesine…

SAMSUNGSAMSUNGSAMSUNG

Ana galeri ünlü simaların tam 14 adet büstü ile süslenmiş. Koridorda yürürken onlardan feyz almak için kendileri ile bakışıyorsunuz. Ben Shakespeare ve Johnotan Swift’inki ile özellikle gözgöze gelmeye çalıştım.

SAMSUNG

Kütüphanenin en eski kitapları 1500’lerin ortalarında yazılmış Book of Kells’tir. Sahiden Keller oturmuş kitapları günler, aylar ve yıllar süren süslemeler ve muhteşem yazı stilleri ogham ile kaleme almışlar. Bu kellerin kitaplarını tamamlamak değil bir nesil on nesil sürmüş. İçeriği tahmin edeceğiniz üzere İncil. Bir de burada dünyanın ilk notasını içeren kitabı cam arkasından görmek mümkün.

Tahran’ın özgürlükler kafe’si (kafes’i) / A coffee shop of freedom in Tahran

Tahrana adım atar atmaz yoğun bir gaz, toz ve kirlilik bulutu sizi selamlıyor. Ambargonun etkisiyle oluşan siyasi bulut mudur bilinmez ama kirlilik şehrin üstüne kabus gibi çökmüş. Sık sık resmi kurumlar ve okullar hava kirliliği dolayısıyla tatil ediliyor. Neyse ki yakınlarda insanların temiz hava almak üzere kaçtığı  Elbruz dağlarının eteklerinde Darband var. İnanılmaz ama gerçek ..Buradan şehrin kirliliğini izleyip nispet yaparcasına temiz hava alabiliyorsunuz. Ayrıca Darband çok popüler bir trek rotasının başlangıç noktası. Kadınlı, erkekli, yabancılı, yerlili dağcılar sırtçantalar sırtlarında, elllerinde batonlarla buradan yürüyüşlerine başlıyorlar. Çoğunlukla kadın dağcı görmek beni çok sevindirmişti. Neyse.. Benim Tahran ile ilgili şu an değinmek istediğim nokta Özgürlükler Kafe’si. Kafe’nin adı bu ve Kadıköy’ün komün kafelerini andırıyor. Şehrin ana caddesinde yürüdükten sonra (sağ tarafından erkekler, sol tarafından kadınlar yürüyor ama bu sözlü kurala pek uyulmuyor)  2. katta sıradan bir kafe burası. Özelliği ise başka hiç bir türlü reklama ihtiyaç duymadan insandan insana aktarılarak bilinmesi.  Yani önünde dev ışıklı bir pano yok. Kafe olduğuna dair bir ibare de yok.  Kaldığımız otelde resepsiyondaki görevliye biz kahve içmek istiyoruz, nerede içebiliriz diye sorduk. Haritadan bize bir bina işaretledi karşısında bir ağaç var dedi ikinci katına çıkın, tabela görmeyeceksiniz ama kapıyı itin. Batı tarzında bir kafe burası dedi. Filtre kahve bile bulabilirsiniz hatta diye de ekledi. Bir kahve sever olarak tabi çok mutlu olup hemen aramaya koyulduk, kolayca da bulduk. Burası gizli bir kafe, belki de devlet yetkilileri bilse kapatacak. İlk bakışta sevgililerin buluşma noktası olarak işlev görüyormuş gibi bir izlenim veriyor. Ama çoğunlukla siyasi fikirler, özgürlük ve idealler ile ilgili paylaşımlar var ortamda. Kağıtlara yazılan dilekler, şiirler veya manifestolar ya çamaşır ipine asılıyor ya cam ile masa arasına sıkıştırılıyor ya da doğrudan duvara resmediliyor. Konserler, toplantılar ve duyurular duvarda yapıştırılan posterler veya ilanlar aracılığı ile yapılıyor. Google’ın bile yasak olduğu bu ülkede iletişim bize göre çok farklı kanallardan kağıt kalem, bakış ve resim ile devam ediyor.

Tahran has a different air and persona than the the rest of the whole world. Imagine a life without Google 🙂 imagine a life where women do go at the back side of public transport..But still it has a beauty of it’s own worth seeing and feeling. When you step in the city itself an air of dust and pollution greets you.  I cant say if it is because of the political embargo or not but the pollution is a serious problem there. From time to time schools and public buildings get a vacation because of air pollution. Luckily Tahran is close to Darband, Elbruz mountain where most of the people do go to take some fresh air.. From this point you can view the city from top and it is the starting point of a famous trail among Iranian and foreigner mountaineers. A lot of women, men, foreigner and local mountaineers do pass by and it is nice to see strong Iranian women doing mountaineering. Anyways.. The point I want to make about Tahran is the Westernized so to saycoffee shop. After you walk by in the main street of Tahran ( men do walk from the right hand side women from the left however not many people do obey this rule)  it is in  second floor of a building.  The fact that makes this coffee shop interesting is that there is no signboard at the front, people find the place by word of mouth. If you ask to the reception where you are staying that you want to drink western type coffee they’ll probably lead you. When we asked to our reception at our hotel the guy pointed a building on the map said there is a big tree accros the street 🙂 and get to the second floor. He added that we would not see a signboard but we should push the door.. We found it very easily.. DSC01485 DSC01487DSC01483

İnsanlar burada kafeste yaşıyor gibi görünüyor ama o kafeslerin içindeki hareket ortamlarını kendileri belirliyorlar gibi gelmişti bana..  I felt that even though people here do seem to live a life in a  cage they define their freedom within the area designated for them and they use it to the fullest

. DSC01488DSC01489

Bu iki kadın figürü kafenin duvarlarını süslüyor. Ressamları aynı.Kadınlar sadece resimlerde zarif değiller, gerçekte de alımlı sürmeleri ile oldukça sade ama şık görüntüleri var. Ressam kadının gözlerinin güzelliğini yansıtamayacağını düşündüğü için genelde çizmekten imtina etmiş. Bize kahvemizi getiren garson böyle söylemişti. Göz güzelliği çizilemez diye.. Onu hayal etmek bize kalırmış artık…  For example the artist of above figurines is the same.  The Iranian women are not beautiful only in these pictures but they are as beautiful and charming in real life with all the kohl they war on their daily life..  The artist above felt that he would not be able to convey the beauty of the eyes so he avoided detailing the eyes. This was what the waiter had told us.. he added that it is impossible to draw or paint the beauty of the eye.. It is left to the spectator to imagine them 🙂