Toskana yaşamının devam ettiği iki kale-köy: Borgo San Lorenzo, Marradi

Diyelim ki şanslı insanlardan oldunuz ve oraların en güzel zamanı olan baharda Bologna’ya uçak bileti aldınız. Oradan da trenle Floransa’ya geçip Floransa’yı adım adım keşfedeceksiniz. Ben bu muhteşem iki şehre değil de arasında kalan, Toskana vadisinin el değmemiş güzellikleri ile dolu, uğrayabileceğiniz iki küçük kasabadan bahsetmek istiyorum.

Toskana vadisi aslında Siena, San Gimignano vb. gibi turistik kale-köylerle ünlenmiş durumda. Her biri de muhteşem ötesi ama turist kalabalıkları da ayrı haber konusu tahmin ettiğiniz üzere!

Benim aşağıda önerdiğim bu iki kale-köyde ise turistlerin olmadığı, hakiki Toskana yaşamını görebileceğiniz güzelliğe ve sadeliğe sahip. Özellikle yalnız seyahat edenlere, kafa dinlemek isteyenlere bire bir!

Sonrasında da Floransaya devam eder ve halkın arasına tekrar karışabilirsiniz 🙂

Borgo San Lorenzo

Bologna’dan – Borgo San Lorenzo’ya trenle ortalama 2 saat süren bir yolculuk ile ulaşabilirsiniz.

Borgo San Lorenzo için konaklama önerisi: Hotel Locanda Degli Artisti

Borgo San Lorenzo, yeşil Toskana bölgesinin hem kalbi hem de en eski kale-köylerinden biri. Toskana vadisinde bu tarz kale köyler ortaçağ yaşam klasiği olarak nitelendiriliyor. Etraflarında kale duvarı var. İçinde de küçük küçük evler, yeşil panjurlar, gözetleme kuleleri, çan kuleleri, dar sokaklar ve kale kapıları geçitleri var. Hemen hemen hepsi hala tüm ihtişamıyla dimdik ayakta. Borgo San Lorenzo bu tip orta çağ köyünün restore ederek korunduğu ve içinde hala yaşam olan en güzel örneklerinden…

Bu kasabada kahve barında kalabalıkların arasından süzülüp “uno espresso per favore” ile kahvaltı keyfi yapabilirsiniz.

Marradi

Bologna’dan-Marradi’ye trenle ortalama 1.30 saatte ulaşabilirsiniz.

Marradi için konaklama önerisi: Palazzo Torriani

Marradi de yokuşları bol olan şirin mi şirin bir kale köy. İtalyan dağ bisikletçilerinin iyi bildiği bu kasaba çeşitli zorluk derecelerine sahip dağ bisikleti rotaları sunmakta. Yukarıda tavsiye ettiğim otel olan Palazzo Torriani bu kasabaya başlı başına bir seyahat sebebi. Tam 500 yıllık bir bina! Sahibi Anna Maria da tatlılığı, güzelliği ve kibarlığı ile nam salmış kusursuz bir İtalyan hanımefendisi. Michelin yıldızlı restoranların hepsine taş çıkaracak nitelikte ıspanaklı tortellini ve mürver çiçeği kızartması burda tadabilirsiniz.

_DSC3210
Borgo San Lorenzo
_DSC3101
Borgo San Lorenzo
_DSC3115
Borgo San Lorenzo
_DSC3225
Borgo San Lorenzo
_DSC3257
Borgo San Lorenzo
_DSC3250
Borgo San Lorenzo kahvecisi, yer bulmak ne mümkün!
_DSC3309
Marradi
_DSC3320
Marradi
_DSC3365
Palazzo Torriani içinden bir görünüm.
_DSC3402
Marradi
_DSC3454
Nom nom, ıspanaklı tortellini…
_DSC3457
Mürver çiçeği kızartması

_DSC3576_DSC3963

Tayland Andaman Denizi Kıyıları: Ao Nang, Phi Phi, Koh Lanta ve Puket

Bembeyaz upuzun kumsallar, kışı yaşadığımız dönemde sıcak denizler ve birbirinden değişik tropik deneyimler yaşamak Tayland kıyılarında mümkün. Taylandın iki farklı denizi bulunuyor: Andaman denizi kıyıları ve Tayland Körfezi kıyıları. Üstelik Tayland uçak bileti hariç oldukça ucuz sayılabilecek bir ülke. Biz ilk Tayland seyahatimizde 1 aylık vizesiz seyahat süremizin ancak yetmesi sebebi ile yalnızca Andaman denizi kıyılarında Krabi, Ao Nang, Phi Phi, Koh Lanta ve Pukete seyahat edebildik. Bizim gece hayatı anlayışımız kendi kendimize bira içmek olduğundan bu yazıda gece hayatı veya cıstak cıstak eğlence değil de Andaman denizi kıyılarının gürültüsüz ve kalabalıklardan uzak noktalardan bahsedeceğim.

Ao Nang kıyıları Krabi

Tropik kıyılarla ilk buluşmamız olduğundan Ao Nang sahilinin bizim için önemi büyük. Oldukça turistik olan kasabanın üst kısmı önünde Hintli abilerin gel gel yaptığı restoranlar, publar ve gece kulüplerine ev sahipliği yapıyor. Biz ise buranın en sakin kısmı olan Nopparat Thara Plajında Cashew Nuts Bungalowsda konaklamayı tercih ettik. Geceliği 500 Baht (yaklaşık 50 TL) ödediğimiz bu bungalowlarda en ufak bir lüks yoktu ama sabah kuş sesleri, gece geckoları duymak yer yer belgesel izliyormuşçasına hareket eden hayvanları gözlemlemek bizim için oldukça eğlenceli bir deneyimdi. Eğlendirmeyen tek şey sivrisineklerdi. Hem sivrisinek tütsüsü yaktık hem her gün sivrisinek kaçırıcıyı cildimize sürdük hem de ısırıldıktan sonra yaralara ilaç sürdük ama bana mısın demediler. Sivrisinek buralarda tek sıkıntı yaratabilecek problem diyebilirim. Bu civardaki plajlarda yüzmek isterseniz sabah erken saatlerde gitmekte fayda var zira saat 15.00 sonrasında sularda çekilme başlıyor ve sahil şeridi gel-git etkisiyle neredeyse 1 km kadar içeri gidiyor. Akşam saatlerinde de çekilen suların yerlerinde yürüyüş yapan insanlar ve yengeç yavruları oluyor. Yengeç yavruları yine ayrı bir belgesel izletiyor meraklı gözlere.

IMG_20170317_160253_745

_DSC5061
Tropik sahillerle ilk buluşmamız: Neopattara plajı, Ao Nang
_DSC5086
Aynı plajın sağ taafı
IMG_20170315_121642_402
Ao Nangta konakladığımız tatlı şirin bungalow

IMG_20170319_105936_883

_DSC5397
Sular çekilmeye böyle başlıyor. Sonra buralarda yürüyüş yapılıyor

Phi Phi adaları ve civar adalar

Neopattara Plajının sonunda kalkan teknelerle Phi Phiye günlük gidip gelebiliyorsunuz. Phi Phi adası ve civarlarında konaklamak özellikle Leonardo Di Caprio’nun The Beach filminden sonra inanılmaz pahalı hale geldiğinden orada konaklayamadık. Ama tek günde gidip görmek bile yetti. Özellikle fotoğraf severler buraya bayılacak. Turları Taylandın ünlü tekneleri uzun kuyruklar veya hızlı teknelerle gitmeyi seçebiliyorsunuz. Biz beni yer yer teknelerde denizin tutması yüzünden hızlı tekneyi seçtik. İyi ki de öyle yapmışız. Nasılsa uzun kuyrukları bol bol fotoğraflayabildim. Bu tura da kişi başı 1000 Baht (Yaklaşık 100 TL) ödedik. Tur sizi Maymun adası Bambu adası ve Phi Phi gibi 4-5 yere götürüyor yüzmenize, şnorkel yapmanıza – şnorkelle rengarenk balıkları izlemek pek güzel, bissürü dora ve nemo gördük- olanak tanıyor. Hele o bol planktonlu beyaz parıldayan güzel deniz, güzelliği ile nefeslerimizi kesti.

_DSC5133_DSC5174

_DSC5305
Bambu adası sahilinden..
_DSC5270
Ağaç dalında maymun familyası hemen altındaki parlak denizde de renkli balıklar görülebiliyor..
_DSC5253
İşte o meşhur “the beach” yoğun sezonda bu halde :). Bu arada her iki turisten biri mutlaka Çinli.
_DSC5259
Uzun kuyruk tekneler fotoğraf çektirmek için ideal.
_DSC5126
Bu fotoğraflarda en ufak bir filtre bulunmuyor.

Koh Lanta

Taylandın turistik noktaları arasında seyahatler genelde minivan denilen servis türü ile icra ediliyor. Bu minivanlarla ulaşım ucuz ama oldukça beklemeli geçebiliyor çünkü dolmuş usulü gibi sizi ordan oraya bırakıp gideceğiniz rotayı üstünüze etiket yapıştırıp paketlercesine sizi taşıyorlar. Biz de Ao Nang’tan Koh Lantaya minivan ile seyahat ettik.  Arada Krabide bir bekleme istasyonunda beklemeye bırakıldık.  Neyse ki çok beklemeden Koh Lantaya kalkan minibüs geldi ve yaklaşık 2,5 saat içinde bu güzel adaya ulaşabildik. Burada yine sakin olan kısmı seçtiğimizden bigezipgelelim.biz’in tavsiyesi ile adanın en güneyinde Kantiang koyunda Kantiang Bay View Resortta konakladık. Burda Tay usulü örülmüş ahşap evlerde konakladık. Dalga seslerinde uyuduk,  hindistan cevizi ağaçları manzarasına uyandık. Akşamları karşı komşularımız olan Alman çiftle bira eşliğinde verandadan verandaya sohbet ettik. Bizden başka herkes oraya dalmaya gelmişti. Alman komşumuza göre Koh Lanta dünyada Mısırdan sonra dalmak için en iyi rotalardan biriydi.

_DSC5453_DSC5515IMG_20170321_145427_371

Puket

Andaman denizinde en ünlü rota kuşkusuz Puket olmalı. Ancak biz burayı aşarı kalabalıklığı ve tamamen şehirleşmiş olması sebebiyle pek sevemedik. Koh Lantadan yine minivanla ulaştığımız adada Patong Beach’te konaklamayı tercih ettik. Otelimize doğru yürürken masaj salonlarındaki kadınların bir yandan tatlı tatlı gülümseyerek diğer yandan da önünü çevreleyerek Barış’ı masaj salonuna davet etmeye çalıştıklarını görünce arkadan Zeyna nidasında koşarak duruma hakim oldum! 🙂 Daha sonradan farkedecektim ki bu oldukça yaygın bir durumdu. Özellikle kadınları değil de erkeklere masaj satmaya çalışıyorlar. Halbuki ailede masaj seven benim!

Buralarda konaklama fiyatları da bir tık daha pahalı biz de o sebeple işletmecisinin Çinli olduğu bir otelde konakladık. Kaldığımız bungalowlardan sonra sıcak suyu, balkonu ve imkanları ile bu otel bize oldukça lüks gelmişti.  Patong Beach’te batı tipi kahve ve yemekleri bulmak gayet kolay. Patong plajı da en az diğer plajlar kadar güzel. Burada yaşadığımız en özgün ve en eğlenceli deneyim Patong Plajından camları olmayan yerel otobüsle Puket Merkez kasabasına seyahat oldu. Bir türlü nerden kalktığı ile ilgili bilgi bulamadığımız bu renkli otobüsler plajın en başından binmek mümkünmüş.

IMG_20170326_013654_027
Patong Plajı

_DSC5699_DSC5658

_DSC5740
İşte o otobüs..

IMG_20170318_133114_499

Toskana’da doğa, tarih, yemek dolu bir yolculuk: Mugello

Uzun zamandır Toskana kırsalını, tepelerini, servilerini ve tarihi kasabalarını görme hayalleri kuruyordum. Floransa’nın başkent sayılabileceği Rönesans’ın ana vatanı diyebileceğimiz İtalya’nın kuzeyinde yer alan Toskana vadisi;  yeşil panjurlu binaları, doğa harikası manzaraları ve şirin kaleli kuleli köyleri ile  Ortaçağ yaşamına kapı aralıyor.

Toskana vadisi bir iki saat mesafe ara ile birbirinden güzel rotaları barındırıyor: 294 basamaklı Pisa kulesi, şarap cenneti Siena, kuleleriyle ünlü kale-köy San Gimignano, Bahçeleri ile ünlü Lucca, ortaçağ yaşam klasiği olarak nitelendirilen Monteriggioni. Bu rotalar öyle ünlenmiş ki güneşin kendini göstermeye başlamasıyla bölge adeta ziyaretçi akınına uğruyor.

Size anlatmaya çalışacağım rota olan Mugello vadisi,  Toskana vadisinin Umbria sınırına gelmeden, Apenini dağları eteklerindeki son Toskana vadisi oluyor. Henüz uluslararası turistlerin akınına uğramamış bir bölge olduğundan diğer Toskana kasabalarına göre daha sakin ve daha İtalyan bir hava taşıyor. Bu bölgede de elinizi sallayınca tarihe ve doğaya çarpıyorsunuz. Mutfak ise yanında hediye geliyor. Doğası yemyeşil, tarihi köklü ve korunmuş, mutfağı da parmak yedirtecek cinsten. Daha ne ister ki insan! Şimdilik bu bölgeye sıcak havalardan kaçan İtalyanlar ve Toskana vadilerinde uzun yürüyüş, trekking yapan Almanlar gidiyor. Bahsedeceğim kale köyler Borgo San Lorenzo,  Marradi, Scarperia, Sant’Agata ve Vicchio köyleri. Yalnız keşfedilmemiş rotalar tabi ki burada bitmiyor. Bu vadide hangi noktada duraklarsanız duraklayın tarih, iyi yemek ve en önemlisi iyi kahve garanti. Yerel ürünler ile yavaş yaşamdan bir nebze tatmanız çok olası.

Günlerden bir bahar günü kendimi nihayet İstanbul -Pisa uçağında buldum! Uçakta kulak misafiri olduğum yolcular “işe bak, İstanbul’da bi yere gitmem üç saat sürüyor Pisa’ya iki saatte gelebiliyoruz” diye benim de aklımdan geçenleri seslendiriyorlardı. Tabi ki uçaktan inince Pisa’da eğlenceli turistik şamatalardan yaptım: Piazza Mirraccoli meydanına uğradım, eğik Pisa kulesini dik tutmaya çalışıyormuş gibi fotoğraf çektirdim. Bir süre güzel Arno nehri kıyılarında gezip nefis katkısız gelato’nun tadına baktım.

_DSC2754
Uçak alçalmaya başlayınca sisli vadi manzaralarını görmeye başlıyorsunuz.

_DSC2822

_DSC2864
Yağan yağmurdan Pisa kulesi yansıması fotoğraflama çabaları..
_DSC2965
Pisa Arno nehri kıyısında Geleteria de Coltelli gelatosu

Esas aklımda olan ise “Toskana doğası” idi. İnsana oturduğu yerden saatlerce izleyebileceği eşsiz bir pastoral manzara sunan doğa: Yemyeşil tarlalar, minik tepeler, terra cotta renginde çiftlik evleri ve gökyüzüne yükselen ince uzun serviler.. 2000 yıllık yaşam geçmişine sahip Toskana ovalarında, yeni doğan çocuklar için zeytin ağacı dikmek yerine rüzgar tutma ve peyzaj etkisine sahip servi ağaçları dikilirmiş. O yüzden eğer bir tepede servi ağaçları görüyorsanız onların arkasında mutlaka bir çiftlik evi vardır.

1.Gün – Borgo San Lorenzo Kasabası

Pisa’dan yaklaşık iki saat süren bol Toscana manzaralı bir araba yolculuğu sonrasında Mugello vadisinin merkezi kasabasına ulaştım. Borgo San Lorenzo, bu yeşil Toskana bölgesinin hem kalbi hem de en eski kale-köylerinden biri. Toskana vadisinde bu tarz kale köyler ortaçağ yaşam klasiği olarak nitelendiriliyor. Etraflarında kale duvarı  örülü olan kale-köyler küçük evlere, yeşil panjurlara, gözetleme kulelerine,  çan kulelerine, dar sokaklara ve kale kapıları geçitlerine ev sahipliği yapıyor.   Hemen hemen hepsi hala tüm ihtişamıyla dimdik ayakta. Modern yaşam  bu orta çağ köyünü koruyarak, restore ederek kurulmuş. Parklar, nehir kenarında manzaralı yürüyüş yolları, eski kent merkezinde bina ve panjurları ne renk boyanacağı gibi öğeler belediye tarafından kontrol ediliyor. Şansa bırakılmıyor. Ertesi sabah erkenden uyanıp dar sokaklarını hemen arşınlamaya başladım. Etrafta kimsecikler yok diye düşünürken meğer insanlar İtalyan usulü kahvaltıdaymış. Yani, kahve barında ayakta “un kafe” ve kruvasan ikilisi ile yapılan kahvaltı.Kahve barında kahve isterken “Eat Pray Love” Julia Roberts gibi hissetmemek elde değil :).  Kafenin hemen bitişiğindeki sokakta da haftalık pazar kurulmuş. Bizim pazarlarımızdan ayrılan yönü satılan yiyeceklerin tazeliği… Belli ki az miktarda olan gıdalar uzun yollardan gelmek yerine yakın bölgelerden getirilmiş. Akşam yemeğni de hemen kilisenin karşısında bulunan trattoriada yedim. Şef’in ilgisi inanılmazdı. Benle uzun uzun nasıl bir yemek istediğim hakkında konuştu. Meğer burada yiyeceğiniz yemeği severek yemeniz çok önemliymiş. Şefler memnuniyetiniz için inanılmaz dikkatli çalışıyor. Özenerek pişiriyor, özenerek servis yapıyor.  Sonradan öğrendiğime göre yemek yemeden evvel şefin masalara uğrayıp konuşmaları aslında buradaki yemek kültürünün neredeyse bir parçası.

_DSC3101
Borgo San Lorenzo saat kulesi

_DSC3115_DSC3124

_DSC3188
Yürüyüş rotası manzarası

_DSC3192

_DSC3210
Borgo San Lorenzo tarihi kapısı

_DSC3225_DSC3242_DSC3244_DSC3248

_DSC3250
Sabah erken saatlerde kahve barındaki kalabalık

_DSC3257

2.Gün Marradi Kasabası

Umbria’ya daha yakın olan bu kale-köy Bologna Floransa tren hattı üzerinde yer alıyor. Daha doğrusu tren buradaki ana ulaşım öğesi. İkinci önemli öğe ise bisiklet. Kıvrıla kıvrıla giden araba yolları boyunca dağ bisikleti ve yol bisikleti  sevdalıları için türlü türlü planlı yollar bulunuyor. Hemen bu köyün girişinde de Mugello vadisinin bisiklet yolları ile ilgili haritalar bulunmakta. İtalya’nın yarışa hazırlanan birikletçilerini de bu kasabada görmek mümkün. İtalyan arkadaşlarım ve ben Borgo San Lorenzo’dan yaklaşık 30 dakika süren bir tren yolculuğu sonrasında muhteşem bir 500 yıllık Toskana evinin, Palazzo Torriani’nin konuğu olduk. Müze, konukevi karışımı olan bu dört dörtlük Toskana evi restoran ve konukevi olarak hizmet veriyor. Gerçek bir Toskana hanımefendisi Anna Maria’nın köklü ailesinin özel tariflerinden Sanbu Çiçeği kızartması ve Ispanaklı, taze racotta peynirli Tortelli tatma şansına eriştik.

_DSC3267

_DSC3274
Mugello vadisinin kıvrımlı yolları İtalya’da bisikletçilerin favori rotası.
_DSC3270
Sadece bisikilete açık dağ yolları da bulunuyor. Bu rotaların çoğu kolaylık ve zorluk derecelerine göre sınıflandırılmış.

_DSC3309_DSC3320

_DSC3365
Palazzo Torriani tarihi süslemesi.

_DSC3402_DSC3422

_DSC3454
Ispanaklı Tortellini
_DSC3457
Sanbua Çiçeği kızartması. 

3. Gün Scarperia Kasabası

8 Eylül 1306’da Mugello vadisinin merkezi olması planlanan Scarperia köyü kurulur.Bu köy tarihi Bologna, Firenze yolu üzerinde kurulduğundan ve yerleşenlere toprak vaat edildiğinden kısa bir zamanda geçiş bölgesinde önemli bir yerleşim merkezi olur. Altı ayda bir Floransa’nın atadığı “vicario”lar gelir bölgede vergisini toplar sonra başka bölgelere atanırmış. Restore edilen San Barnaba kalesinin içi 1300’lü yıllardan itibaren bölgeyi yöneten valilerin armaları ile dolu. Bir zamanlar  13 kulesi olan bu kale-köy İtalyanın en güzel korunan kale köylerinden biri olarak ödüllendirilir. Scarperia’nın bir başka ünü ise el yapımı bıçakları. Bir zamanlar bu küçücük köyde 80’e yakın bıçak atölyeleri bulunurmuş ve kale-köy’ün temel geçim kaynağını oluştururmuş. Şimdilerde bu sayı rekabet edememe yüzünden beşe düşmüş. Bu bıçakçılardan biri olan Fabio’ya uğruyoruz ve kendi elleri ile yaptığı bıçaklardan bir tanesini satın alma şansına erişiyorum. Fabio bu işi zanaatkar babasından öğreniyor ve devam ettiriyor.

Sant’Agata di Scarperia köyü – O kadar küçük bir köy ki doğru düzgün bir bakkalı bile bulunmuyor. Ancak o kadar iyi korunmuş bir köy ki restore edilen kapılar, restore edilmeyen kapılar..Etrafında manzaralar görmeye değer.

_DSC3641
San Barnaba kalesinin iç duvarları Floransa tarafından atanan “Vicario”ların bıraktığı aile simgeleri ile süslenmiş.

_DSC3657_DSC3671

_DSC3675
Vicario odası. Mobilyalar 1700’lü yıllardan kalma.
_DSC3708
Vicario armaları aynı zamanda kalenin dış duvarına da işlenmiş durumda.
_DSC3726
Fabio’nun elinde tuttuğu bıçaklar bir zamanlar evlenenlerin birbirine aldığı hediyelermiş. Kendisi bıçak ustalığında 3. kuşak.
_DSC3768
askıda çamaşır fotoğraflamadan olmaz 😛

_DSC3825

_DSC3838
Scarperia parkından manzara.
_DSC3862
Sant’Agata kulesi

_DSC3867_DSC3872_DSC3875_DSC3881

 

4.Gün Vicchio Kasabasında akşam yemeği.

Toskana’nın kıvrımlı yollarında 4. günümde de akşam yemeği yemek üzere Michelin yıldızlı bir restorana Ristorante Alberto’ya gidiyoruz. Evet evet doğru duydunuz.. Orda uzakta bir yerdeki, köydeki bir restoran Michelin yıldızı alıyor ve oldukça ünlü. Hafta içi kalabalık olan bu restorana, hafta sonu rezervasyonsuz yer bulmak neredeyse imkansız. Çiftliklerinin ve etlerin bu bölgede ünlü olması dolayısı ile yerel biftek ve etler hazırlayan bu ristorante yerel tarifleri ile  ünlü.  İnanılmaz renkli ve sempatik aşçımız Cristian Borchi bizi karşılıyor. Kendisi ile yine Toskana aşçılarına özgü hangi yemekle mutlu oluruz hakkında konuşmalar yapıyoruz. Çatıda Toskana güneşi ve güzelim manzarası karşısında büyüyen çeşit çeşit baharatı gösteriyor bize: biberiye, kekik,fesleğen benim tanıyabildiklerim.. Taze baharat kullanmayı sevdiğini söylüyor…Sonra bizzat mutfağa geçtik ve ısırgan otu ve terracota peyniri kullanılıan Mugello usulu Tortelli’mizi hazırladık. Sonrasında da yemeklerimiz konuşmalarımıza göre az az tadımlık geldi. Böyle bir yerde yemek, güzel kaliteli bir Toskana şarabı ile 30€ civarında mal oluyor.

_DSC4009_DSC4017_DSC4067

_DSC4095
Siyah truf mantarı. Toscanadan toplanan bu mantar çok nadir mantarlardan. Özel izne tabi yetkililer tarafından yılın belli döneminde yine bu bölgeden toplanıyorlar.
_DSC4096
Isırganlı, taze racotta peynirli Mugello tortelli makarnası

Via Degli Dei mini yürüyüşü

Bologna’dan Firenze’ye yaklaşık 200 km’lik bu tarihi yürüyüş yolu Toskana vadisinin neredeyse tüm güzelliklerini gözler önüne seriyor. Genelde Almanların yürüdüğü bu rotada ben de 2 saat kadar San Piero a Sieve yakınlarında yürüme şansına eriştim. Kırmızı beyaz trek rotalarının ağaç gövdelerine işaretlendiği bu rota sahiden inanılmaz. Kuş cıvıltıları, yeşilin binbir tonu, yuvarlak tepeler, Vespa Ape’ler, çiftlik evleri ve serviler bana eşlik etti.  Bu mini yürüyüş bile bana doğanın bizim kadar hızlı olmadığını tekrar hatırlattı.

_DSC3963_DSC3905_DSC3908_DSC3977_DSC3968

Ulaşım

Toskana’nın bu bölgesine ulaşmak için Pisa veya Bologna havalimanlarını kullanabilirsiniz. Buradan da keyifle ve seyrede seyrede gitmek için en güzel yol araba kiralamak olsa da her iki şehirden Borgo San Lorenzo ve Marradi’ye trenle ulaşım oldukça kolay. Özellikle Floransa’dan kalkan bazı trenlerle Floransa -Borgo San Lorenzo mesafesi 35 dakika kadar kısa bir süre. Tüm tren saatlerini de trenitalia web sayfasından http://www.trenitalia.com/ öğrenebilirsiniz.

Konaklama

Borgo San Lorenzo merkezde 3 ve 4 yıldızlı otellerin yanı sıra bu bölgede apartman kiralama, çiftlik kiralama gibi oldukça popüler hale gelen “yavaş tatil” seçenekleri de bulunuyor.  Burada işler biraz ters işliyor. Ne kadar kırsalda ise  ücret o oranda artabiliyor. Konaklama seçenekleri için otel sitelerinden arama yapabilir yahut Mugello turizm il müdürlüğünün web sayfasına göz atabilirsiniz. http://www.mugellotoscana.it/

Palazzo Torriani’yi aşırı beğendim. Balayı rotası için kral ve kraliçeler gibi kuş sesleri arasında konaklanabilecek bir rota olduğunu düşünüyorum.

Yeme İçme

Ben İtalya’nın herhangi bir yerinde şu ana kadar yediğim şeyden memnun olmadığımı hiç hatırlamıyorum. Bu bölgedeki aşçılar ise ekstra özenli. Memnun kalıp kalmadığınızı bizzat sorarak öğrenmeye çalışıyorlar. Sadece Pizzeria, Trattoria ve Ristorante kavramlarını bilmekte fayda var. Fiyatlar konusunda bilgi veriyorlar çünkü. Pizzeria nispeten ucuz, Trattoria restoran kıvamında ama nispeten ucuz, Ristorante ise genelde birinci sınıf hizmet veren mekanlar oluyor.

Apperativo

Kuzey İtalya için önemli bir kavram olan apperativo içtiğiniz içeceğe para ödeyip yanında ikram edilen atıştırmalıkları yediğiniz öğün oluyor. Şu anda tüm İtalyaya yayılmış olan bu akımı deneyimlemeden dönmeyin derim. Hatta genelde servisli masalarda yemek yemeden daha ucuza geldiğinden güzel Toscana şarapları eşliğinde karnınızı doyurabilirsiniz.

 

Farklı kültürler harmanı, masalsı İstanbul semti: Kuzguncuk

İstanbul’un hızlı şehirleşmesinden uzak kalmayı başarmış güzide, çok güzel evlere sahip, masalsı bir semttir Kuzguncuk..

İddia edildiğine göre semtte herkes birbirini tanır, sabah insanlar birbirine gülerek selam verir, farklı kültürler harman olur, enteli, mahalle esnafı iç içe yaşar. Osmanlı döneminde gayrımüslimlerin yoğun olarak yaşadığı bir boğaz köyü imiş. Daha evvelki Bizans döneminde de adı Kosinitsa imiş. Evliya çelebi’ye göre ise günümüzdeki adını 15. yüzyılda burada yaşayan derviş kuzgun babadan almış.

20151226_133623

20151226_141702

Ana caddesinin çift yönlü heybetli ağaçların olduğu semtte tahta cumbalı köşkler, pervazlardan dışarı bakan rengarenk sardunyalar, çay evleri, yan yana Ermeni, Rum kiliseleri, sinagogu ve camisi ile eski kozmopolit İstanbul anılarının biraz canlı kalmayı başardığı rengarenk bir semt. Eh metropol yaşamdan hiç mi nasibini almamış diye sorarsanız arabaların park edilmediği 1 milimetre sokak kalmamış derim.

20151226_135454

Buket Uzuner, Kumral Ada Mavi Tuna romanında en ince ayrıntısına kadar resmeder semti. Sonrasında da dizi sektörü el atar buraya. Ekmek Teknesi, Perihan Abla gibi dizilerin çekilmesi ile  semtin ünü artar İstanbullular arasında. Çay içmeye gidenler, öylesine yürümeye gidenler, güzel evlerinde projeleri olan mimarlık öğrencileri bu mini semtte evlere baka baka yürür.. Hele hafta sonları fotoğraf  çekmeye gelenler sayıca artış gösteriyor. O dimdik sokaklarında  herkesin elinde bir fotoğraf makinası.. Öyle telefon filan da değil bildiğiniz en büyük lensli dev profesyonel fotoğraf makineleri. Bazı mahalle sakinleri fotoğraflardan yorulmuş. Evlerinin üstüne “bu evin fotoğrafını çekmek yasaktır” gibi uyarılar asmışlar. Hatta bir mahalle sakini oldukça espirili yaklaşmış ve “bu evin önünde fotoğraf çektiren ayrılır” demiş. Özellikle de gelin, damat fotoğraf çekiminin en uğrak mekanlardan biri olmuş bu semt. Biz kışın ortasında iki fotoğraf çektiren  gelin damat çifti gördüysek yaz mevsimini düşünemiyorum bile 🙂

20151226_135213

Velhasıl, 10 küsür senedir İstanbul’da yaşayan bendeniz ilk defa Kuzguncuk sokaklarında bir cumartesi sabahı yürüyüşü yaptım. Kimsenin evini doğrudan fotoğraflamamaya çalışarak, yüksek sesle konuşmadan, mahalle sakinlerini rahatsız etmemeye çalışarak sokakları arşınladım.

Kedi sakinler için aynı hoşgörüyü gösteremedim onları sevmeye çalıştım. Pek izin verdikleri söylenemez.  Zaten kışın ortasında güneşi gördüklerinden mutlu mutlu güneşleniyorlardı. Pek çok evin kapısının önünde mama ve su olduğunu da belirtmeme gerek yok sanırım.

20151226_135404

Bu esnada ilgisi olup olmadığını bilmiyorum ama karga türleri oldukça yaygın. Tüyleri simsiyah kuzgunlardan görebilmek için bakındım ama kargalardan kendilerini ayırt edemediğim için denk gelip gelmediğme pek emin olamadım. Yine de bol bol şu karga türüne denk gelebilirsiniz bu semtte:

20151226_130436

Semtin diğer bir güzelliği ise oldukça bakımlı sayılabilecek bostanı. Parsel parsel bölünmüş  bostanda mahalleli kendi sarımsağını, lahanasını ekebiliyor ne güzel.

20151226_134219