Uçansu Şelalesi

Haftasonu Gemlik’te oturan annemleri ziyaret ettiğim sırada biraz macera yaşamak adına yörede sözü edilen, National Geographic’e bile konu olmuş fakat çok az doğa insanının ziyaret etmeye üşenmediği, Samanlı Dağları Naldöken tepesi eteklerindeki bir vadi içerisine izlenmiş Uçansu Şelalesi’ne gitmeye karar verdim. Bilineni Antalya Gebiz’de bulunan bu doğal havuzdan bir tanede Bursa ili Gemlik ilçesine bağlı yazlık kasaba olan Büyükkumla Köyü sınırları içerinde bulunmakta.  Ancak insanların kolay ulaşabileceği bir yerde olmadığı için pek bilinmiyor, doğal haliyle kalabilmesi adına bu bir bakıma iyi bir şey 🙂 Kazam mübarek olsun diyerek bisikletime atladım. İlk olarak Gemlik – Armutlu karayolu üzerinde bulunan Büyükkumla Deresi üzerindeki köprüden sağa sapıp ( Yolun bir tarafı yerleşim yeri diğer tarafı vadi olduğu için hangi yönde ilerlemeniz gerektiğini kolayca anlayabilirsiniz) meşhur gemlik zeytinlerinin yetiştiği zeytinliklerle çevrili vadiye daldım ve bu vadinin dibine doğru devam eden patikayı takip etmem gerekti. Yol orman patikası tadında ancak dağ bisikleti sağolsun sorunsuz yol alabildim ve bundan 60 yıl öncesinde sel felaketi nedeniyle terkedilmiş olan Eski Büyük Kumla Köyü’ne (Kumlakebir) ulaşmayı başardım. Burası apayrı bir keşif noktası sayılır çünkü eski köy denilen yerde hamam, cami, köprü ve mezarlık kalıntıları hala yerli yerinde durmakta.

Eski Büyükkumla Köyü Meydanı
Eski Büyükkumla (Kumlakebir) Köyü Meydanı
Cami avlusundaki mezar taşları
Cami avlusundaki mezar taşları
Şelaleye giden yol
Şelaleye giden yol ve cami duvarındaki bisikletim

Buradaki eski köy kalıntılarının fotoğraflarını çektikten sonra Ayı dere olarak da bilinen Büyükkumla Deresi’ni takip etmeye başladım, Fakat bisikletimi bırakmam icap etti çünkü yolculuğun bundan sonrasında taşlı kayalı bir dere yatağı boyunca ilerlemem ve hatta bazı yerlerde tırmanmam gerekiyordu. Zaten etrafta güvenli diyerek bisikletimi bir ağaç gövdesine gizleyip kilitledim ve yoluma yaya devam ettim. Yatağı boyunca takip ettiğim Büyükkumla Deresi’nin kendisi zaten ayrı güzel, fanuası geniş. Yengeçler, su yılanları, iri kefaller, börtü böcek ne ararsanız yaşıyor bu derede 🙂

Şelaleye giden yol
Şelaleye giden yol
Dere Yatağı
Dere Yatağı

Yolculuğun en keyif veren yeri , asıl şelaleye varana kadar karşıma irili ufaklı küçük şelaleler çıktı, durmak yol yola devam diyorum 🙂 , bulmam gereken şelale bunlardan çok daha büyük.

Mini Şelale
Mini Şelale
Başka bir Mini Şelale
Başka bir Mini Şelale

Ve zorlu bir varış noktasına ulaşıyorum. Bu yolculuk sonrası Asıl şelaleye ulaştıktan sonra ayaklarımı buz gibi suya sokabilir, hatta yüzebilirdim. Üşendiğim ve dönüş yolunu düşündüğüm için sadece ayaklarımı sokup fotoğraf çektim ve dönüş yoluna koyuldum.

Uçansu
Uçansu Şelalesi

Burayı görmek isteyen doğa insanlarına tavsiyem şu; İstanbul’a yakın sayılabilecek bir konumda bulunan bu şelaleyi görmek için fazla vakit kaybetmeyin, çünkü devlet buradaki dere üzerine baraj inşa ediyor, Eski Köy diye adlandırılan yerin bir süre sonra baraj suları altında kalması olası gibi… , Şelalelerin durumu ne olur bilemem ama belkide bu güzellikleri görebilmek için son şansınız olabilir.

Büyükkumla Köy kahvesinde dönüş yorgunluğu atarken :)
Büyükkumla Köy kahvesinde dönüş yorgunluğunu atarken 🙂

Zaman kavramını yitirdiğiniz kırsal güzellik: Trakya köyleri

Büyük metropollerde yaşayanların bir şekilde kırsal ile bağlarını koparmaları bana göre önemli bir ekolojik problemdir. Çocukların domateslerin ağaçta yetiştiğini zannettiği veya içtikleri sütün nasıl elde edildiğini bilmediği, baharda açan çiçekleri satın almadan görememeleri çok garip değil mi sizce?

İnsan doğanın ayrılmaz bir parçası olduğundan  yakın bir kırsala gideyim  peynir alayım, peynir tatlısı yiyeyim, köfte yiyeyim derseniz Trakyayı hedef bölge seçebilirsiniz. İstanbul çıkışında E-5 trafiğini atlattıktan hemen sonra aslında Trakya kırsalına gelmiş sayılırsınız :). Burada haritadaki Keşan, Malkara ve Hayrabolu gibi her ilçenin köyleri birbirine benzer nitelikte. Dolayısı ile hali hazırda bağı olanlar zaten şanslılar.  Destinasyon önerisi lazım gelenlere de Keşan’a bağlı Çamlıca ve Evreşe’ye bağlı Kocaçeşme köylerini öneririm. Bu köyler sanki Cumhuriyet döneminden kalma gibiler. Hem görmelik hem bahçe oluşturmalık hem de tam çay içmelik.

Bu köylerde konuştuğumuz her Trakya köylüsü benim oğlum, benim kızım İstanbul’da şurda burada dediği insanların buralarda da bahçeli ev modelleri yaratarak hem oradaki kalkınmaya hem de kendi aile bütçelerinde katkıda bulunduklarını düşünsenize..

İstanbul beton binalarından sonra nizamlı yerleşim ve bahçeler, sarı yeşil renkli tarlalar, deniz ve körfez görmeye başlıyorsunuz Tekirdağ yolunda.  Şöyle daha sakin havalara sürükleniveriyorsunuz.  Hele de Korudağ (Keşan-Saroz körfezi arası) semalarına ulaşırsanız sükunet ve oksijen bolluğu biraz çarpabilir. Az ilerisi saroz körfezi zaten. Burada da Gökçetepe veya Gelibolu semalarında yol alabilirsiniz.

Arada bir temiz ve sakin hava almak için gidilmesi gereken bu köyler turistik mekanlara taş çıkartacak nitelikte.

Malkara kooperatifler birliğinden aldığım beyaz peynir ve kaşar peynirinin tadı da ayrı güzeldi doğrusu.

549248_10152818104127957_6360616009150433399_n
Kocaçeşme köy berberi
11163767_10152818103672957_6576560066283515032_n
Çamlıca köyü meydanı
11163767_10152818106432957_8270133870580276399_n
Bahar gelince coşan morsalkım
11159986_10152818104867957_4124136009859407897_n
Tadı enfes köy kahvesi çayı
11168472_10152818106152957_2918620645492880034_n
Leylek yuvası. Aslında içinde leylek var ama ayağa kalktığında yakalayamadım.

 

 

Selimpaşa’nın eski evleri

Selimpaşa İstanbul -Tekirdağ D100 karayolu üzerinde çok sık kez tabelada ismini gördüğüm ama hiç gitmediğim bir yerdi – geçen haftaya kadar. Meğerse Cumhuriyet kurulmadan evvel bir Rum köyü imiş – Yunanca adı da Epivates imiş.

Mübadele döneminde Selanik civarından gelen göçmenler buralara yerleştirilmiş. Şimdilerde köy havası yazlıkçı havası tarafından esir alınmış gibi görünse de görmeye değer enteresan bir yer. Farklı tarzda yaşamlar iç içe yaşıyor diyebiliriz. Öncelikle martıların yüzdüğü upuzunnn bir sahili var.  80’ler stili yazlık tarzı mimari hakim. Aile çay bahçeleri bile betonerme üzerinde tahta masa – plastik sandalye ikilisi ile 80’leri net olarak yansıtıyor..

sahil

Pek çoğu çok yıkık dökük olsa da bir iki taş Rum evi, restore edilmiş okul, dar sokakların arsında sevimli renklere boyanmış şirin evcikler ve bol bol kedicikler görebilirsiniz.

tarihi ocak
Isınma ve yemek pişirme fırını

eski ev 6eskiev2eskievvekedi7eskiev3eski eveskiokul ve yeni okul

Zamanında  sarayda doktorluk yapmış Sarantis Arhigenis’in kurduğu lise statüsündeki Arhigenio Partenagonion okulu da o civardaki Rumların okulu olmuş mübadele öncesinde. Şimdilerde de belediye binası olarak halka açık internet kullanımına hizmet ediyor. Ortadoks kilisesi Azize Paraskevi’nin orada doğum yaşadığını düşünüyor.

internetbilgiişlemarhiton

Bir de Selim Paşa tarafından su sarnıcı olduğunu tahmin ettiğim bir alanın hemen yanına bir çeşme kurulmuş. Çeşmenin hemen yanındaki tabelada şu şiir var: Fahri alemin adaşı eski sadrazam, o mevkii yüce zat, Bigados’ta bu suyu akıttı, yoldan geçenlerin hayır dualarını almak için dilediği şekilde maksada uygun olarak bu suyu akıttı. Esad’ın kaleminden bu gönül alan tarih sızdı. Selim Paşa Allah Rızası için bu suyu akıttı. (Miladi 1828)

cesme

Sulara gömülü güzellik “Halfeti” / Halfeti a beauty within waters – Şanlıurfa Turkey

Şanlıurfa’nın en uzak ilçesi Halfeti’nin eski yerleşim bölgesi, şimdilerde Birecik barajının suları altında başka yaşamlara ev sahipliği yapıyor. Siyah gül’ün yetiştiği tek yerdir. Siyah deniyor ama gül çok çok çok koyu kırmızı bir renk gibi… Kimsenin artık yaşamadığı taş evler ve sular altında kalan köy görülmeye değerdir.

Çoğunlukla romantik ve anarşist duygularla yaklaşıyoruz GAP projesine. İnsanların yaşamlarını yıktı, evlerinden etti şimdi o insanlar nasıl geçinecek gibi.. Ben de Halfeti’yi gördüğümde  mavi yeşil Fırat suları arasından yükselen evler, cami, mezar taşları bana sadece yok olmuşluğu hatırlattı. Aklımdaki tek söylem burada bir yaşam vardı ve o yok oldu. Şimdi sadece bu “yarım” geçmişi “tekne turu” aracılığı ile gezerek görebiliyoruz.

The furthest county  of Şanlıurfa, Halfeti is an ancient residential area nowadays under water of Birecik dam. Halfeti is home to other type of species than humans right now 🙂 and it is home to  unique Black Rose. It is actually a very dark dark red rose but still a different one 🙂

images
Black rose

Nobody lives in Halfeti anymore but the stone houses, village itself and the mosque remaining underwater worths seeing.

When I traveled to Halfeti I sensed destrunction only. There was a life once in this village and now it is gone. The people were forced to move to the new Halfeti on a hill side.

IMG_0045

Ama bu “yarım”lık o kadar güzel görsel öğeler içeriyor ki.. Bir yandan Fırat sularının mavi, yeşil, koyu mavi, lacivert arası renk değişimleri, öte yandan karada tarihi kalıntıların yanında yeniden başlayan, devam eden yaşamın yeşilleri. Kısaca demek istediğim yok olduğunu düşündüğümüz hayat aslında yok olmadı, tekrar başka biçimde başlıyor ve belki de şu an o kadar turistik hale gelmesinin temel nedeni yeniden başlayan hayatı gözlemleyebilmektir.

 As the Euphrates water turned from green to blue and to dark navy you can see the ancient stone houses the mosque under the water.

Now the village is one of the most famous touristic destinations in the Eastern part of Turkey.

IMG_0039IMG_0064

Zaten eski Halfeti’de yerli turistten çok yabancılara rastlıyorsunuz. Almanı, Fransızı bizden daha iyi geziyor hatta yerleşen yabancıların olduğu bile söyleniyor.

 

 

IMG_0034IMG_0035

Geçtiğimiz günlerde Halfeti, öldürülen iki motosiklet sever ile tekrar gündeme geldi. Umarım bir an önce failleri bulunur ve bu güzel şirin “yarım” belde bu güzelliği ile anılmaya devam eder.