Kıyıköy kışın daha güzel

Kıyıköy, Kırklareli iline bağlı Karadeniz kıyısında şirin mi şirin bir balıkçı kasabası.

İstanbuldan Tem Edirne yönünde gidip Çerkezköy gişelerinden çıktıktan sonra Saray yönünde devam edip oradan da Güngörmez, Bahçeköy gibi Trakya köylerinden geçip, güzel güzel çamurlanan mandalar ve Istıranca  etekleri, orman manzaraları eşliğinde yol alıyorsunuz. Yol Saray sonrasında bol bol viraj içermesine rağmen seyahatin keyifli bir kısmını  oluşturur. Özellikle Bahçeköy mandaları ile ünlü olduğundan manda yoğurdu ve sütü satışlarını yol kenarında bol bol görürsünüz.

Saray yönünden köye giriş yaptığınızda sizleri kırmızı tuğlalardan örülmüş sur (kale) duvarı karşılıyor. Surların içinde, kasabada, ahşap ve taştan yapılmış tarihi rum evleri bulunuyor. Bugünlerde bu evler maalesef oldukça bakımsızlar. Neyse ki kediler durumu tatlandırıyor.

ımg-20151212-wa0000.jpg.jpeg

Mübadeleyle birlikte türklere terkedilen; trakya’nın karadeniz kıyısındaki nadir rum yerleşimlerinden biridir Kıyıköy.  Eski adı da Midye imiş. Hani lise tarih derslerinden ezberlerimize zorla sokulan Ayastefanos anlaşması ile Enez Midye hattı yukarısı Ruslara bırakıldı’da bahsedilen Midye Kıyıköydür.

2000’li yılların başında dehşet güzel doğal manzarası, yemyeşil ağaçları, dereleri, uzun kumsallı plajı ve ucuz balıkçıları ile nam salmış bir cennetti adeta. Haftasonları veya bayramlarda sadece İstanbul değil Tekirdağ ve Kırklareli ilçelerinin de yoğun ilgisi ile tıka basa dolan bir köydü. Şimdi de dolup taşıyor ama eski ucuzluğu kalmadı, İstanbul fiyatları ile rakabet eder halde. Gittikçe de kirlenen bir yapıya sahip olmaya başladı. Halbuki 2007 sayılı resmi gazete kararı ile burası bir eko turizm merkezi olarak seçilmiş bir yer.  Hala eğer haftasonu veya bayram seyran gibi zamanlarda gitmeye çalışırsanız kalabalık ve dar sokaklarında ilerleyemez hale gelebilirsiniz.

Şimdilerde kış gelmek üzere olduğundan esas güzelliği ortaya çıkıyor Kıyıköyün. Yakan trakya soğuğu, rüzgar ve doğal manzara eşliğinde kışın günübirlik gidip sakin sakin sahilde şöyle bir yürüyüş iyi gelir . Limana, balık teknelerine, mini lagüne tepeden bakan çay bahçelerinde  (Kartal Çay Bahçesi veya Marina Cafe gibi) çay içip, kahvaltı edebileceğiniz mekanlarda da ısınmak mümkün.

Kış aylarında Kalkanı ile bilenen bu köyde Kalkan da yiyebilirsiniz. Ancak  bana göre ne çayda ne kalkanda beklentilerinizi yüksek tutmamakta fayda var. Fiyatlar da bahsettiğim gibi eskiye oranla yüksek.Örnek vermek gerekirse manzaralı  çay Marina Cafe’de 1,5 TL. (Aralık 2015)

Mehmet Yaşin’in programında Kıyıköy Köşk restoran:

ımg-20151212-wa0001.jpg.jpeg
Soğuk ve rüzgarın yansıdığı balıkçı limanı. 

20151212_123501.jpg

Zamana Meydan Okuyan Aizanoi

Bu defaki gezimde yaşadığımız ülkede değeri henüz anlaşılamış muazzam bir kültür mirası olan Aizanoi antik kentini ziyaret etmeyi amaçladım. Yakın coğrafyadaki Efes Antik Kenti kadar ünlü olmaması ve ülke tanıtımlarında yer almaması biraz üzücü olsa da en azından sahip çıkılarak korunması hoşuma gitti diyebilirim.

Zeus Tapınağı
Zeus Tapınağı Önden Görünüşü

Aizanoi, Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesi sınırları içerisinde bulunan M.Ö. 130 yılı civarında burada yaşamış olan Romalılardan kalma bir antik kent. Bölgenin Helenistik dönemde Frigya, Bythinia gibi bir şehir devleti iken Romalıların egemenliğine geçtiği rivayet edilmektedir. Zeus tapınağı, Anfi Tiyatro, Borsa binası, Sütunlu cadde gibi yapıları günümüze kadar sağlam gelmeyi başarmış olmasına insan gerçekten hayret ediyor 🙂

Zeus tapınağı
Zeus Tapınağı

Bölgedeki yükselti üzerine inşa edilmiş olan Zeus Tapınağı bölgede meydana gelen depremlerden dolayı zarar görmüş olsada sapasağlam biçimde biçimde duruyor. Benim ilk ziyaretimde halka açık olan bu mekanın etrafına çit çekilmiş durumda ve müze olarak ziyaret edilebiliyor. Müze kartınız varsa ücret ödemeden ziyaret edebilirsiniz. Giriş yaptığınızda tapınağı ve etrafındaki arazide sergilenen tarihi eserleri dilediğinizce gezebilirsiniz.

Anfi Tiyatro
Anfi Tiyatro Kalıntıları
Sütunlu Cadde
Sütunlu Cadde

Ulaşım:
Aizanoi Kütahya şehir merkezine 58 km uzaklıkta. Kentin bulunduğu Çavdarhisar ilçesine Kütahya ilçe merkezinden saat başı kalkan dolmuşlarla ulaşabilmeniz mümkün. Ben bir bisikletsever olarak şehir merkezinden pedal çevirmek suretiyle 4 saatte ulaşabildim. İlçeye ulaşımı sağlayan yollarda trafik oldukça sakin fakat ben yine de o yolları bisiklet tepesinde tek başınıza tepmenizi önermem, belki kalabalık bir grupla ıssız yollarda seyahat edebilirseniz eğlenceli olabilir.

Konaklama:

Malesef ilçede konaklayabileceğiniz herhangi bir yer yok. Sanırım bunun nedeni de insanların buraya ilgi gösterip ziyaret etmemeleri olmalı. Konaklayabileceğiniz en yakın yer 40 km uzaklıktaki Gediz ilçesidir. Maalesef bu durumdan ötürü havanın kararmadan bölgeden ayrılmak zorunda kaldım.

Unutmadan belirteyim, İlçe halkı buranın ziyaret edilmesine ve turist görmeye az da olsa alışkın olduğu için sizleri sıcak karşılıyor. Sanırım onlarda buranın fazla ilgi görmemesinden dolayı az sayıda ziyaretçiden biri olan bana ellerinden geldiği kadar konuksever davrandılar.

Rengarenk Fener ve Balat semt sokakları / Colorful streets of Fener and Balat districts, historical peninsula of Istanbul

Bu aralar metropol İstanbul’un mimari anlamda kafası oldukça karışık. Şehrin dört bir yanında devam eden inşaat süreci ile her yönden alakalı alakasız yükselen dev binalarla fotoğraftaki silüet yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Metropol İstanbul nowadays is having an architecture style problem. The urban transformation projects and unending huge construction projects, tall buildings that rise from irrelevant locations cause a threat to the famous silhuette of Istanbul in the below picture.

istanbul-sunset-940x626
Picture of Tourism Ministry of Turkey / Turizm Bakanlığı Arşivi

Vakti zamanında İstanbul sokaklarında yürüyen biri 70 farklı dil duyma olasılığı bulunuyormuş diye bir efsane bulunmakta. Bana bu efsane oldukça gerçekçi geliyor. Arnavutu, Rumu, Çerkezi, Bulgarı, Romeni, Kürdü, Ermenisi daha aklıma gelmeyen niceleri… Bu kozmopolitlik hala devam ediyor tabi ama bu rakamın “70” edebileceğinden şüpheliyim.

There is a myth that once upon a time a stroller could hear 70 different languages spoken in Istanbul streets. This myth is a realistic one for me if we think all the Albenians, Greeks, Caucasians, Bulgarians,Romanians, Kurds, Armenians and many more that once lived side by side… The city is still cosmopolit of course but I doubt it could count up to 70 nationalities…

İstanbul’da hala biraz kozmopolit ve inşaat rantından uzak 2003 yılında UNESCO’nun koruma programı başlattığı Fener ve Balat semtlerinde şöyle bir sokak arası yürüyüşü yapalım istedik. Bir zamanlar tarihi yarımadada İstanbul surları ile çevrili bu semtlerde müslüman olmayanlar büyük malikanelerde Haliç manzarasına göz kırparak yaşarlarmış. Mübadele, Rumların Büyükada, Şişli, Arnavutköy, Kadıköy gibi semtlere taşınması ve yangınlar sebebi ile semt  1960’lı yıllardan sonra özellikle Karadeniz bölgesinden göç almaya başlıyor ve özellikle Haliç tersanesinin Tuzlaya taşınması ile birlikte ekonomik anlamda cazibe merkezi olmaktan çıkıyor. Bu kendine has mimarisi olan güzelim evlerin çoğu restorasyon aşamasında ama hala boş, yıkık veya harap durumda olanlar var. Hatta boş olanların bazılarını Suriyeli mülteciler işgal evi olarak kullanmakta.

Fener ve Balat mimarisini farklı kılan nokta tüm evlerin ve dini ibadethanelerin tek veya 4 kat arasında olması ve cumbalarının hizalı olmasıdır. Bu özelliğe bir de  Haliçe’e dik uzanan sokakların uzun caddelerle kesişmesi eklenince ortaya çok güzel tasarımlı mini bir şehir planlaması ortaya çıkıyor. Bu bölgeye günümüz karakteristiğini veren genellikle 1930 öncesi ve 1930-1950 arası inşaa edilen evlerdir.

We wanted to have a stroll in what we may call once cosmopolit districts of Istanbul,  Fener and Balat districts that are under the protection of UNESCO since 2003. Ayvansaray, Balat, and Fener might be considered as a miniature chronicle of the Byzantine, Ottoman, and modern times. Once upon a time non-muslims lived in this historical peninsula surrounded by the old  walls of the city with a beautiful view of Golden Horn. With the move to bourgeois neighbourhoods of Istanbul (the Prince’s Islands, Kadikoy, Arnavutköy and Sişli) the population structure started to change radically. After the move of the naval industry from the Golden Horn to Tuzla the impovirishment continued. While dozens of restoration projects are underway, the streets and most of the houses  on the area remain, for the most part, a (faded) mirror of what they were a mere hundred, or hundreds of years, ago.Some of the empty houses are now home to Syrian refugees.

Fener and Balat are structured in a  unique road plan where a continuing array of streets intersects one another at perpendicular angles. The architectural uniqueness of the districts can be traced from the religious buildings and the facades projecting a harmonious view because of the bow windows.The height of buildings in the districts varies between one and four storeys. Most of the buildings date to the pre-1930 period  and built between 1930 and 1950s and give the district its characteristic atmosphere.
Processed with VSCOcam
Merdiven önünde dinlenmeler oldukça yaygın / Taking fresh air in front of the doorstep

 

11709528_10152975208807957_1615899271213160250_n
Balat ve Fener sokakları dik kesen caddeleri ile ünlü / Balat and Fener are famous for it’s perpendicular streets
11536343_10152975209847957_800272919681014389_n
Çocuklar sokaklarda oynuyor / Children are playing in the street

Sokaklarda yürürken birsürü farklı dil duyduk gerçekten. Yanılmıyorsak bir kısmında Süryani’ce bir kısmında Rumca ve tabi ki Suriye Arapçası duyduk. Dar kaldırımlı sokakların arasından görünen Haliç ilk kez gözüme güzel göründü. Evlerin arasında asılan çamaşırlar, evlerin minik cumbalarında oturup karşı taraftaki komşusuyla cumbadan cumbaya bağıra bağıra dedikodu yapan kadınlar gerçekten efsane 🙂 Sen ona uyma ya! Doğruyu söylemiyordur o.. Bir de çocuklar arnavut kaldırımlı sokaklarda oynamaya devam ediyor. Özellikle Rum Patrikhanesi yakınlarına Türk kahvesi içebileceğiniz pek çok sempatik kafe açılmış ve ayakkabı tasarımcısı ve antikacı dükkanı gibi enteresan niş dükkanlar bulunmakta. Hatta çok küçük bir odası olan antikacıda müzayedeye bile denk geldik.

While we were strolling through the streets we’ve heard several languages. If we are not wrong we heard Greek, Assyrian and Arabic.. For the first time I found Golden Horn beautiful and glittering among the beautiful houses. The washing lines, and women gossiping from one bow window to another one across, children playing on the street. These were nice sights.  There are nice cafes and small artisan niche shops close to Greek Patriarchy that may be a nice spot to rest and drink some Turkish coffee. A shoe designer and antique shop might be nice spots to stop by as well. They were having an antique auction when we got to the antique shop.

10616651_10152975209612957_863389034865853118_n
Rum Ortaokulu Binası / Greek Ortadox School
11701012_10152975209347957_8329740467463188371_n
Rum kilisesi merdivenlerinde uyuyan şımarık kedi / Spoiled cat 🙂
20150627_144506
Sokaktaki kafelerden biri / One of the beautiful cafes over the street

10156120_10152975208197957_9126238630545225790_n 11218173_10152975207917957_3510204100568025396_n 11659475_10152975209002957_2680683650398222157_n

20150627_14432720150627_14235920150627_144428

10462463_10152975204697957_4450518485828987983_n
Denk geldiğimiz antika açık arttırması / The antique auction we came across

Uçansu Şelalesi

Haftasonu Gemlik’te oturan annemleri ziyaret ettiğim sırada biraz macera yaşamak adına yörede sözü edilen, National Geographic’e bile konu olmuş fakat çok az doğa insanının ziyaret etmeye üşenmediği, Samanlı Dağları Naldöken tepesi eteklerindeki bir vadi içerisine izlenmiş Uçansu Şelalesi’ne gitmeye karar verdim. Bilineni Antalya Gebiz’de bulunan bu doğal havuzdan bir tanede Bursa ili Gemlik ilçesine bağlı yazlık kasaba olan Büyükkumla Köyü sınırları içerinde bulunmakta.  Ancak insanların kolay ulaşabileceği bir yerde olmadığı için pek bilinmiyor, doğal haliyle kalabilmesi adına bu bir bakıma iyi bir şey 🙂 Kazam mübarek olsun diyerek bisikletime atladım. İlk olarak Gemlik – Armutlu karayolu üzerinde bulunan Büyükkumla Deresi üzerindeki köprüden sağa sapıp ( Yolun bir tarafı yerleşim yeri diğer tarafı vadi olduğu için hangi yönde ilerlemeniz gerektiğini kolayca anlayabilirsiniz) meşhur gemlik zeytinlerinin yetiştiği zeytinliklerle çevrili vadiye daldım ve bu vadinin dibine doğru devam eden patikayı takip etmem gerekti. Yol orman patikası tadında ancak dağ bisikleti sağolsun sorunsuz yol alabildim ve bundan 60 yıl öncesinde sel felaketi nedeniyle terkedilmiş olan Eski Büyük Kumla Köyü’ne (Kumlakebir) ulaşmayı başardım. Burası apayrı bir keşif noktası sayılır çünkü eski köy denilen yerde hamam, cami, köprü ve mezarlık kalıntıları hala yerli yerinde durmakta.

Eski Büyükkumla Köyü Meydanı
Eski Büyükkumla (Kumlakebir) Köyü Meydanı
Cami avlusundaki mezar taşları
Cami avlusundaki mezar taşları
Şelaleye giden yol
Şelaleye giden yol ve cami duvarındaki bisikletim

Buradaki eski köy kalıntılarının fotoğraflarını çektikten sonra Ayı dere olarak da bilinen Büyükkumla Deresi’ni takip etmeye başladım, Fakat bisikletimi bırakmam icap etti çünkü yolculuğun bundan sonrasında taşlı kayalı bir dere yatağı boyunca ilerlemem ve hatta bazı yerlerde tırmanmam gerekiyordu. Zaten etrafta güvenli diyerek bisikletimi bir ağaç gövdesine gizleyip kilitledim ve yoluma yaya devam ettim. Yatağı boyunca takip ettiğim Büyükkumla Deresi’nin kendisi zaten ayrı güzel, fanuası geniş. Yengeçler, su yılanları, iri kefaller, börtü böcek ne ararsanız yaşıyor bu derede 🙂

Şelaleye giden yol
Şelaleye giden yol
Dere Yatağı
Dere Yatağı

Yolculuğun en keyif veren yeri , asıl şelaleye varana kadar karşıma irili ufaklı küçük şelaleler çıktı, durmak yol yola devam diyorum 🙂 , bulmam gereken şelale bunlardan çok daha büyük.

Mini Şelale
Mini Şelale
Başka bir Mini Şelale
Başka bir Mini Şelale

Ve zorlu bir varış noktasına ulaşıyorum. Bu yolculuk sonrası Asıl şelaleye ulaştıktan sonra ayaklarımı buz gibi suya sokabilir, hatta yüzebilirdim. Üşendiğim ve dönüş yolunu düşündüğüm için sadece ayaklarımı sokup fotoğraf çektim ve dönüş yoluna koyuldum.

Uçansu
Uçansu Şelalesi

Burayı görmek isteyen doğa insanlarına tavsiyem şu; İstanbul’a yakın sayılabilecek bir konumda bulunan bu şelaleyi görmek için fazla vakit kaybetmeyin, çünkü devlet buradaki dere üzerine baraj inşa ediyor, Eski Köy diye adlandırılan yerin bir süre sonra baraj suları altında kalması olası gibi… , Şelalelerin durumu ne olur bilemem ama belkide bu güzellikleri görebilmek için son şansınız olabilir.

Büyükkumla Köy kahvesinde dönüş yorgunluğu atarken :)
Büyükkumla Köy kahvesinde dönüş yorgunluğunu atarken 🙂

Zaman kavramını yitirdiğiniz kırsal güzellik: Trakya köyleri

Büyük metropollerde yaşayanların bir şekilde kırsal ile bağlarını koparmaları bana göre önemli bir ekolojik problemdir. Çocukların domateslerin ağaçta yetiştiğini zannettiği veya içtikleri sütün nasıl elde edildiğini bilmediği, baharda açan çiçekleri satın almadan görememeleri çok garip değil mi sizce?

İnsan doğanın ayrılmaz bir parçası olduğundan  yakın bir kırsala gideyim  peynir alayım, peynir tatlısı yiyeyim, köfte yiyeyim derseniz Trakyayı hedef bölge seçebilirsiniz. İstanbul çıkışında E-5 trafiğini atlattıktan hemen sonra aslında Trakya kırsalına gelmiş sayılırsınız :). Burada haritadaki Keşan, Malkara ve Hayrabolu gibi her ilçenin köyleri birbirine benzer nitelikte. Dolayısı ile hali hazırda bağı olanlar zaten şanslılar.  Destinasyon önerisi lazım gelenlere de Keşan’a bağlı Çamlıca ve Evreşe’ye bağlı Kocaçeşme köylerini öneririm. Bu köyler sanki Cumhuriyet döneminden kalma gibiler. Hem görmelik hem bahçe oluşturmalık hem de tam çay içmelik.

Bu köylerde konuştuğumuz her Trakya köylüsü benim oğlum, benim kızım İstanbul’da şurda burada dediği insanların buralarda da bahçeli ev modelleri yaratarak hem oradaki kalkınmaya hem de kendi aile bütçelerinde katkıda bulunduklarını düşünsenize..

İstanbul beton binalarından sonra nizamlı yerleşim ve bahçeler, sarı yeşil renkli tarlalar, deniz ve körfez görmeye başlıyorsunuz Tekirdağ yolunda.  Şöyle daha sakin havalara sürükleniveriyorsunuz.  Hele de Korudağ (Keşan-Saroz körfezi arası) semalarına ulaşırsanız sükunet ve oksijen bolluğu biraz çarpabilir. Az ilerisi saroz körfezi zaten. Burada da Gökçetepe veya Gelibolu semalarında yol alabilirsiniz.

Arada bir temiz ve sakin hava almak için gidilmesi gereken bu köyler turistik mekanlara taş çıkartacak nitelikte.

Malkara kooperatifler birliğinden aldığım beyaz peynir ve kaşar peynirinin tadı da ayrı güzeldi doğrusu.

549248_10152818104127957_6360616009150433399_n
Kocaçeşme köy berberi
11163767_10152818103672957_6576560066283515032_n
Çamlıca köyü meydanı
11163767_10152818106432957_8270133870580276399_n
Bahar gelince coşan morsalkım
11159986_10152818104867957_4124136009859407897_n
Tadı enfes köy kahvesi çayı
11168472_10152818106152957_2918620645492880034_n
Leylek yuvası. Aslında içinde leylek var ama ayağa kalktığında yakalayamadım.

 

 

Selimpaşa’nın eski evleri

Selimpaşa İstanbul -Tekirdağ D100 karayolu üzerinde çok sık kez tabelada ismini gördüğüm ama hiç gitmediğim bir yerdi – geçen haftaya kadar. Meğerse Cumhuriyet kurulmadan evvel bir Rum köyü imiş – Yunanca adı da Epivates imiş.

Mübadele döneminde Selanik civarından gelen göçmenler buralara yerleştirilmiş. Şimdilerde köy havası yazlıkçı havası tarafından esir alınmış gibi görünse de görmeye değer enteresan bir yer. Farklı tarzda yaşamlar iç içe yaşıyor diyebiliriz. Öncelikle martıların yüzdüğü upuzunnn bir sahili var.  80’ler stili yazlık tarzı mimari hakim. Aile çay bahçeleri bile betonerme üzerinde tahta masa – plastik sandalye ikilisi ile 80’leri net olarak yansıtıyor..

sahil

Pek çoğu çok yıkık dökük olsa da bir iki taş Rum evi, restore edilmiş okul, dar sokakların arsında sevimli renklere boyanmış şirin evcikler ve bol bol kedicikler görebilirsiniz.

tarihi ocak
Isınma ve yemek pişirme fırını

eski ev 6eskiev2eskievvekedi7eskiev3eski eveskiokul ve yeni okul

Zamanında  sarayda doktorluk yapmış Sarantis Arhigenis’in kurduğu lise statüsündeki Arhigenio Partenagonion okulu da o civardaki Rumların okulu olmuş mübadele öncesinde. Şimdilerde de belediye binası olarak halka açık internet kullanımına hizmet ediyor. Ortadoks kilisesi Azize Paraskevi’nin orada doğum yaşadığını düşünüyor.

internetbilgiişlemarhiton

Bir de Selim Paşa tarafından su sarnıcı olduğunu tahmin ettiğim bir alanın hemen yanına bir çeşme kurulmuş. Çeşmenin hemen yanındaki tabelada şu şiir var: Fahri alemin adaşı eski sadrazam, o mevkii yüce zat, Bigados’ta bu suyu akıttı, yoldan geçenlerin hayır dualarını almak için dilediği şekilde maksada uygun olarak bu suyu akıttı. Esad’ın kaleminden bu gönül alan tarih sızdı. Selim Paşa Allah Rızası için bu suyu akıttı. (Miladi 1828)

cesme

Şişli Mıstık Parkında Kedicik kompleksi

Bugün biraz gidemedik biz evimize Şişlide araba ile kala kalıverdik. E biz de yakındaki parka yürüyelim bari dedik, geldik Teşvikiye Mıstık parkına.

Böyle dev ağaçların gölgesi ve ferahlığı altında sevgililerin metrelerce elele yürüdüğü bir park demek isterdim ama değil maalesef :/ Amma burayı süper sevimli kılan bir özelliği var. Hayırsever ve güzel insan olduğu belli olan bir mimarın rengarenk ve rengahenk kedi komplekslerine ev sahipliği yapıyor. Birbirinden şımarık ve tatlı kedilerin yediği önünde yemediği arkasında.. İstanbul’daki apartman daireleri gibi bu kedicikler de çok katlı iki binada yaşam sürüyorlar. Kedicikler parkı…Ara ara uğrayıp bu sevimli şeylere su ve mama bırakmalı…küçük olan inanılmaz şımarık sürekli zıplayıp kendini temizliyenlerden..

kedikompleksi2
Kafayı uzatan kediyi gördünüz mü ?
kedikompleksi1
Mama kaplarının üstünde kap bizden suyu koymak sizden yazıyor.

Mıstık parkı 2000 yılında kaybettiğimiz Mustafa Eremektar adına yapılmış. Ben kendisini pek bilemedim ama anladığım kadarı ile oldukça sevilen bir karükatirist imiş. Mizah şu günlerde de anladığımız üzere çok güçlü bir silah.

MistikParkMUSTAFA-EREMEKTAR-MISTIK-ORJINAL-CIZIM-KARIKATUR__69598150_0 - Kopya

Sulara gömülü güzellik “Halfeti” / Halfeti a beauty within waters – Şanlıurfa Turkey

Şanlıurfa’nın en uzak ilçesi Halfeti’nin eski yerleşim bölgesi, şimdilerde Birecik barajının suları altında başka yaşamlara ev sahipliği yapıyor. Siyah gül’ün yetiştiği tek yerdir. Siyah deniyor ama gül çok çok çok koyu kırmızı bir renk gibi… Kimsenin artık yaşamadığı taş evler ve sular altında kalan köy görülmeye değerdir.

Çoğunlukla romantik ve anarşist duygularla yaklaşıyoruz GAP projesine. İnsanların yaşamlarını yıktı, evlerinden etti şimdi o insanlar nasıl geçinecek gibi.. Ben de Halfeti’yi gördüğümde  mavi yeşil Fırat suları arasından yükselen evler, cami, mezar taşları bana sadece yok olmuşluğu hatırlattı. Aklımdaki tek söylem burada bir yaşam vardı ve o yok oldu. Şimdi sadece bu “yarım” geçmişi “tekne turu” aracılığı ile gezerek görebiliyoruz.

The furthest county  of Şanlıurfa, Halfeti is an ancient residential area nowadays under water of Birecik dam. Halfeti is home to other type of species than humans right now 🙂 and it is home to  unique Black Rose. It is actually a very dark dark red rose but still a different one 🙂

images
Black rose

Nobody lives in Halfeti anymore but the stone houses, village itself and the mosque remaining underwater worths seeing.

When I traveled to Halfeti I sensed destrunction only. There was a life once in this village and now it is gone. The people were forced to move to the new Halfeti on a hill side.

IMG_0045

Ama bu “yarım”lık o kadar güzel görsel öğeler içeriyor ki.. Bir yandan Fırat sularının mavi, yeşil, koyu mavi, lacivert arası renk değişimleri, öte yandan karada tarihi kalıntıların yanında yeniden başlayan, devam eden yaşamın yeşilleri. Kısaca demek istediğim yok olduğunu düşündüğümüz hayat aslında yok olmadı, tekrar başka biçimde başlıyor ve belki de şu an o kadar turistik hale gelmesinin temel nedeni yeniden başlayan hayatı gözlemleyebilmektir.

 As the Euphrates water turned from green to blue and to dark navy you can see the ancient stone houses the mosque under the water.

Now the village is one of the most famous touristic destinations in the Eastern part of Turkey.

IMG_0039IMG_0064

Zaten eski Halfeti’de yerli turistten çok yabancılara rastlıyorsunuz. Almanı, Fransızı bizden daha iyi geziyor hatta yerleşen yabancıların olduğu bile söyleniyor.

 

 

IMG_0034IMG_0035

Geçtiğimiz günlerde Halfeti, öldürülen iki motosiklet sever ile tekrar gündeme geldi. Umarım bir an önce failleri bulunur ve bu güzel şirin “yarım” belde bu güzelliği ile anılmaya devam eder.

Yaşam sokaklarda, Trilye Zeytinbağı Köyü

İstanbul’u yaşayanlar bilir. İstanbul yorgunluğu diye bişey vardır. Şehir belli bir süre sonra üstünüze üstünüze gelir ve en kısa zamanda kendinizi uzaklara atmak istersiniz.  Destinasyon seçerken hele de yanınızda Yunan kültürü, eski Rum köyleri, mübadele gibi konularda bilgi sahibi biri var ise dayanamaz kendinizi şirin mi şirin Trilye, Tirilye yahut Zeytinbağında bulursunuz. Burası Bursaya bağlı Gemlik körfezine deniz kıyısı olan ve eskiyi, eskileri yansıtan bir köy.

Köyün ana caddesi
Mübadele sonrasında yerleşenlerden yığma duvar örneği bir ev
Evlerde renk uyumu ve mini balkonlar

Burada yaşam sokaklarda… İnsanlar sokaklarda sosyalleşiyor, sokaklarda uyuyor, evlerinin önünde bulunan banklarda oturuyor, sohbet ediyor ve kışlık salçalarını yapıyor.. Bizim gittiğimiz gün meğer  salça yapım günü imiş. Her sokak başında salça yapılıyor, tüm köyü mis gibi domates ve mis gibi odun kokuları sarmış. Bisikletlerle dar sokaklardaki rampaları nefes nefese aşmaya çalışırken acaba burayı gezerken insanların yaşamına müdahele mi ediyorum diye düşünmekten kendimi alamadım. Ama sıcakkanlı insanlar hoşgeldiniz’in yanında “bi ekmek kapıver de banıver salçaya gari” demez mi.. Eziliveriyorsunuz.

Koca kazanları genelde erkekler durmadan karıştırıyor ve dibinin tutmasını engelliyor..
Sokakta uyuyan güzel

Bu köy 1923 yılında Mübadele ile boşaltılmış köylerden. Rum evleri ve Türk evleri birbirinden çok kolay ayrılıyor. Rumlar evlerini taştan inşaa ederken  Türkler yığma evler ve ahşap evler inşaa etmiş mübadele sonrasında. Mübadele ile gelenler ise çoğunlukla Girit adasından gelmişler. Zeytinciliği iyi biliyorlar ve temel geçim kaynakları olarak devam ediyor.