Halkidiki hesaplı seyahat önerileri…

Halkidiki toplam üç yarımadadan (Atos, Sitonya, Kasandra) oluşan, denizinin doğal güzelliği karşısında nutkumuzun tutulduğu bir harikalar diyarı… Arabanız veya motosikletinize yeşil sigorta yaptırıp, Schengen vizeniz olunca İpsala sınır kapısından geçerek İstanbuldan yaklaşık 6-7 saatlik bir yolculuk sonrasında Halkidikiye erişebiliyorsunuz. Bisikletle Bulgaristandan Halkidikiye doğru yola çıkanı da gördük. Cesaretiniz varsa durmayın derim 🙂

(Otobanda bozukluk Euro bulundurmakta fayda var. Yunanistan otobanı için 3 farklı noktadan ortalama 2 Euro nakit ücret alınıyor.)

Diyeceksiniz ki Euro 5! Hesaplamaktan helak oluyoruz. Biz de öyle olduk açıkçası ve vakti zamanında Euro 3’ken ne kadar konforlu tatiller yaptığımızı hatırlayıp hatırlayıp kendimizi avuttuk.

Hala, biraz dikkatli harcama yaparak Türkiyede yapılan tatillerden daha ucuza mal etmek mümkün. Neden mi? Çünkü YUNANİSTANDA PLAJ ÜCRETİ DENEN ŞEY GENELDE YOK. (Pardon biraz ankaralı melih stayla oldu ama TR’da beni sinir eden bir uygulama bu. Hep kazıklanıyorum hissi yaşamadan Yunanistanda free free denize giriyorsun işte.) Çoğunlukla da Beachler şezlong kullanımında bir içecek almanızı talep eder ve genelde plajda ortalama soğuk bir bira ücreti 4 Euro’dur. Tiki görünümlü yerlerde 5 Euro’dur. Ama her plajın mutlaka ücretsiz girip, plaj havlunuzu serebileceğiniz, sandalyenizi, plaj çadırınızı kurabileceğiniz bir HALK PLAJI bulunuyor.

Buna diğer dikkatli harcama önlemlerini de ekleyince örneğin düşük sezonda giderseniz, her gün tavernaya gitmez iseniz, konaklama için apart tercih edip bazen kendi yemeğinizi pişirirseniz, (arabalar için ayrı park ücreti alındığından, kamping apartlar kadar ucuz olmuyor, ancak karavanınız varsa veya bisikletle gidiyorsanız kamping yapılır Yunanistanda) diğer meyveler yerine muz yerseniz (Muzun kilosu 1,11 Euro, İnanılmaz ama gerçek 🙂, iki kişi günde 50 Euro masraf ile oldukça konforlu bir deniz, kum, güneş tatili yapılır. Halkidiki önerilerime de en sevdiğim yarımada olan Sitonyadan başlıyayım.

SİTONYA YARIMADASI

Halkidikinin orta yarımadası olan Sitonya ayrıca çapı en geniş olan yarımada.Yolları Kasandra kadar muhteşem diyemeyeceğim. Dar, bol virajlı.. Her an yolunuzu keçiler kesebiliyor vs.

Sitonyada nerde kalınır?

Biz burda Neas Marmaras beldesinde muhteşem bir balkon manzarasına sahip Egeon Studios’ta kaldık. Fiyatları Mayıs ayı için 30 Eurodan başlıyor. Eleni harika bir ev sahibi. Apart şeklinde ufak bir mutfağı olduğundan basit yemekler yapmamız mümkün oldu.

Sitonya plajları

Sitonyanın her plajı bir diğerinden güzel. Arabanızı plajın girişlerindeki park alanlarına bırakıp plaja gidebiliyorsunuz. Bizim en çok beğendiğimiz plajlar:

1.Portakali Beach

2.Legomandra Beach

3. Kalogria Beach

4.Elia beach

5. Ai-Giannis Beach

6. Karydi Beach

Sitonya tarihi köyleri

Vaktiniz kalırsa plajların yanı sıra tarihi eski köylerinde birer frappe de içebilirsiniz. Hele Nikiti Old Town adeta bir Adatepe…Tarihi köy meydanındaki tavernalardan caz sesleri, İngilizce ve Almanca dillerinin birbirine karıştığı konuşmalar yükseliyor.

Diğer uğrayabileceğiniz bir köy ise Parthenonas. Burası Nikiti Old Town kadar hareketli olmasa da yüksekten deniz manzarasını izleyebileceğiniz güzel tavernalar var.

KASANDRA YARIMADASI

Kasandra yarımadası biraz daha Bodrum Çeşme karışımı gibi. Yollar düzgün ve oldukça kalabalık. Selaniğe de yakın olduğundan özellikle haftasonları Yunan gençleri burayı adeta istila ediyor. Sabaha kadar party party :). Biz daha sessiz sakin kalmak istedik. O sepeble Kryopigi köyünde Kiparisis Otelde kaldık. Buraya da geceliğine mayıs ayında 25 Euro ödedik. Bu yarımadada denizlere burun kıvırdık çünkü Sitonya yarımadasına gittikten sonra gitme gafletinde bulunduk. Oradaki denizler o kadar muhteşemdi ki sonrasında da deniz beğenemedik :).

Burun kıvırdığımız Kasandra plajına örnek 😊. Afytos Plajı.

Kasandra yarımadasında biz köyleri gezmeyi tercih ettik ve hepsine bayıldık:

1.Afytos Köyü

Aslında oldukça turistik olan bu köy hem güzel bir sahil kenarında hem de nefis manzaralı tavernalar sokağına sahip. Ara sokaklarda da dondurmacılar, zeytin satıcıları vs. var.

2.Ag.Paraskevi Köyü

Burası kesinlikle turistik bir köy değil. Geçim kaynağı zeytincilik ve arıcılık.

3. Paliouri Köyü

Burası oldukça ilginç bir yer. Turistik olsak mı olmasak mı diyor sanki.

ATOS YARIMADASI

Yarımada topluluğunun en sağında yer alan Atos yarımadası aslında ortadoks hristiyanlarının hac yeri.. En ucunda kutsal Atos dağı bulunuyor Ouranopoli kasabasından sonra yol olmadığından papaz hacı adayları bu noktadan sonra hem arınma hem ibadet hem spor maksatları ile ellerinde birbirinden şık asalar (Gandalf sopası gibi çoğu) dağa doğru uzun arınma yürüyüşlerine çıkıyorlar. Manastırlarda uzun uzun ibadet ediyorlar. Bu arada bu kutsal bölgeye kadınların girmesi yasak. Sadece erkekler randevu alarak (1 sene sonrası için ortalama) ziyaret edebiliyorlar.

Atos yarımadasında nereye gidilir?

Atos kutsal bir dağ diye Halkidikiye gelenler genelde bu yarımadaya uğramadan evlerine döner. Halbuki Ouranopoli kasabasına kadar gelmek ve deniz tatili yapmak gayet mümkün. Genelde Rus ailelerin geldiği bu kasabada akşamları gün batımı gerçekten nefis!

img_odwmhg117563281.jpg

Ouranopolide ne yenir?

Sabahları Yunanlılar gibi takılmak isterseniz frappe ve bukatza (börek) ile kahvaltı edebilirsiniz. Ouranopolinin hemen girişinde Şekeroğlu pastanesinde börek ve frappe ile güne başlayabilirsiniz. (5 Euro civarı) Fotoğraf çekelim mi? Dediğimiz Şekeroğlu amca hemen kıyafetlerini giydi geldi.

Akşamları da hemen denizin kenarında bulunan çok şık tavernalarda yemek yiyebilirsiniz (Balık + Ouzo ile birlikte ortalama kişi başı 25 Euro civarı). Etrafta da bol bol bira içip maç izleyen siyah çarşaflı uzun sakallı rahipleri görebilirsiniz. Şaşırmayın! Turistlerle ilginç bir tezat oluşuyor.

 

Ouranopolide nerede kalınır?

Hotel Theopisti bizim daha önce konakladığımız ve memnun kaldığımız bir yer.

Ouranopolide deniz

Kasabanın üç tarafı da denizle çevrili bu plajların hepsinden denize girebilirsiniz Buraya gelenler genelde günlüğü 60 Euro olan teknelerden kiralayıp karşıda sadece koyunların otladığı veya kimseciklerin denize girmediği adacıklarda tek başınıza yüzebilirsiniz.

Umarım Halkidiki yarımadaları hakkında yazdıklarım birgün işinize yarar. Sağlıcakla kalın.

Ek Notlar:

  • Tavernacılık yapmak isterseniz 2 kişi 3-4 mezeli, balıklı ve 200 ml ufak ouzolu bir masa için ortlama 30–50 Euro arası bir ücret ödersiniz.  Mezelerden Yunan usulü patlıcan salatası (patlıcanın içine feta parçaları koyduklarından) ve çıtır kabak kızartması gerçekten nefis enfes ve ouzoya çok iyi eşlik ediyor.
  • Ouzonun da Yeni rakı tadına en yakın Barba Yanni (Yeşili yaş üzüm, mavisi kuru üzümden imal ediliyor) var. Biz daha hafif olan Plumari, Ouzo Kavalas içtik çoğunlukla. Bir de Babacım Tspiro var o da fena değil. Yan masadaki Yunanlılar ne içiyorsa ondan içmek lazım aslında 🙂
  • Genelde kredi kartı bizdeki kadar yoğun kullanılmıyor.  Yanınızda nakit bulundurmakta fayda var.
20180522_170740-69714518.jpg
Portakali Beach yakınındaki ıssız koy.
20180521_195001-109460190.jpg
Hayallerdeki balkonlar…

20180522_173542-1923747176.jpg
Portakali Beach

Nea Karvali esnafları- Yorgo’nun böreği, Katerina’nın Kavala kurabiyesi

Yunanistan Kavala sınırları içinde yer alan Nea Karvali, 1924 Lozan mübadelesi sonrasında Kapadokya Gerveli’den  giden Rumların kurduğu şirin mi şirin bir sahil kasabası. Uzun kumsallı halk plajı, kocaman kocaman bahçeli evleri ile  Kumburgaz, Selimpaşa gibi yazlık ve büyük şehirlere yakın beldelerin evvel zamanki hallerini andırmakta. Plajı uzun ve kumsallı olmasına rağmen öyle Thassos adası gibi çok turistik bir yer değil burası.

Uzun süreli araba kullananların çok önemli bir durağı.. Çünkü ziyaretçiler ya Yorgo’nun böreğinin namını duyuyorlar, yahut yolda bir mola verip nefis Kavala kurabiyesinin tadına bakmak istiyorlar.  Bu kasabada dükkanların ismi var ama Yorgo’nun böreği, Katerina’nın kurabiyesi, Anastasia’nın oteli gibi kavramlar kullanılmakta. Kapitalist işletme mantığının henüz uğramadığı bu kasabada “candan esnaflarla” tanışmak mümkün.

Bu köyü ilginç kılan diğer bil özellik ise belli bir yaş üzeri olanların Türkçe’yi hala hatırlamaları, konuşmaları.. Hele o içtenlikleri ile dedelerinin göç hikayelerini katıksız ve ajitasyon olmadan anlatmaları, geldikleri topraklardan sevgi ile bahsetmeleri,  en ufak bir nefret kırıntısı barındırmamaları, sevecenlikleri ve yardımseverlikleri beni ve yol arkadaşlarımı duygulandırdı.

Örneğin Börekçi Yorgo..Tam bir candan esnaf örneği. Börekleri kendi bildiği usülde pişirip müşterilerine erken saatlerden itibaren yine kendisi servis etmeye başlıyor. Börekleri (boukatsa)  saat 11 gibi tükeniyor. Akşama kadar pişirmeye devam edeyim daha çok para kazanayım peşine düşmüyor.

_DSC6735
Börekler geldiğinde yumulduğumuz için ancak bir adet kremalı üstüne tarçın serpilen böreği fotoğraflayabildim.
_DSC6740
Bizim kol böreklerine benzese de tat itibari ile oldukça farklı..

 

Porsiyonlar büyük, malzemeden kaçmıyor. Böreğin nefis olmasının yanında içinde malzeme aramıyorsunuz, börekli ıspanak, börekli kıyma, börekli peynir yiyorsunuz. Aksanlı Türkçesi ile sevecen bir sohbeti var. Sıcakkanlılığı, pozitif enerji saçıyor.Gözü tok. Türk çayı bile servis eden Yorgo böreğe, çaya, frappeye fahiş fiyat uygulamıyor.  Hatta bizden bir keresinde çay ücreti almadı.

church-of-st-gregory
Nea Karvali merkezinde Aziz Gregory kilisesi.Kilisenin solunda Yorgo’nun börek dükkanını,  sağında ise Katerina’nın kurabides dükkanınnı bulabilirsiniz

Gelelim ikinci candan esnaf örneğim Katerina’ya. Katerina, kızları ve eşi ile birlikte Kavala Kurabiyeleri yapıp satmakta. Bol bol Ortadoks ikonaları ile dolu tezgahta eşi ve kızları ile çalışmakta, kendisi de ilerleyen yaşına rağmen kurabiyeleri pişirmekte. Kurabiyeleri kıtır kıtır. Damağımdan yavaş yavaş kaybolmakta olan gerçek tereyağ tadının güzelliğini hatırlatır nitelikte. Malzemesi, bademi bol. Kendisine sorduğumuz bir yol sorusunu canla başla kocaman kocaman samimi jestlerle Türkçe anlatmaya çalıştı.

Bu iki isim kendi bölgelerinde marka olmayı başarıp kendi güzelliklerini de hala koruyabilmişler. Bir gün uğrama şansınız olursa burada bir mola verip Yorgo’nun böreğini, Katerina’nın kurabiyesini lezzetine bir bakın derim.

kavala-kurabiyesi
Katerina’yı ve kurabiyelerini fotoğraflayamadım ama görüntüleri buradakine çok benzer.

 

Rengarenk Fener ve Balat semt sokakları / Colorful streets of Fener and Balat districts, historical peninsula of Istanbul

Bu aralar metropol İstanbul’un mimari anlamda kafası oldukça karışık. Şehrin dört bir yanında devam eden inşaat süreci ile her yönden alakalı alakasız yükselen dev binalarla fotoğraftaki silüet yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Metropol İstanbul nowadays is having an architecture style problem. The urban transformation projects and unending huge construction projects, tall buildings that rise from irrelevant locations cause a threat to the famous silhuette of Istanbul in the below picture.

istanbul-sunset-940x626
Picture of Tourism Ministry of Turkey / Turizm Bakanlığı Arşivi

Vakti zamanında İstanbul sokaklarında yürüyen biri 70 farklı dil duyma olasılığı bulunuyormuş diye bir efsane bulunmakta. Bana bu efsane oldukça gerçekçi geliyor. Arnavutu, Rumu, Çerkezi, Bulgarı, Romeni, Kürdü, Ermenisi daha aklıma gelmeyen niceleri… Bu kozmopolitlik hala devam ediyor tabi ama bu rakamın “70” edebileceğinden şüpheliyim.

There is a myth that once upon a time a stroller could hear 70 different languages spoken in Istanbul streets. This myth is a realistic one for me if we think all the Albenians, Greeks, Caucasians, Bulgarians,Romanians, Kurds, Armenians and many more that once lived side by side… The city is still cosmopolit of course but I doubt it could count up to 70 nationalities…

İstanbul’da hala biraz kozmopolit ve inşaat rantından uzak 2003 yılında UNESCO’nun koruma programı başlattığı Fener ve Balat semtlerinde şöyle bir sokak arası yürüyüşü yapalım istedik. Bir zamanlar tarihi yarımadada İstanbul surları ile çevrili bu semtlerde müslüman olmayanlar büyük malikanelerde Haliç manzarasına göz kırparak yaşarlarmış. Mübadele, Rumların Büyükada, Şişli, Arnavutköy, Kadıköy gibi semtlere taşınması ve yangınlar sebebi ile semt  1960’lı yıllardan sonra özellikle Karadeniz bölgesinden göç almaya başlıyor ve özellikle Haliç tersanesinin Tuzlaya taşınması ile birlikte ekonomik anlamda cazibe merkezi olmaktan çıkıyor. Bu kendine has mimarisi olan güzelim evlerin çoğu restorasyon aşamasında ama hala boş, yıkık veya harap durumda olanlar var. Hatta boş olanların bazılarını Suriyeli mülteciler işgal evi olarak kullanmakta.

Fener ve Balat mimarisini farklı kılan nokta tüm evlerin ve dini ibadethanelerin tek veya 4 kat arasında olması ve cumbalarının hizalı olmasıdır. Bu özelliğe bir de  Haliçe’e dik uzanan sokakların uzun caddelerle kesişmesi eklenince ortaya çok güzel tasarımlı mini bir şehir planlaması ortaya çıkıyor. Bu bölgeye günümüz karakteristiğini veren genellikle 1930 öncesi ve 1930-1950 arası inşaa edilen evlerdir.

We wanted to have a stroll in what we may call once cosmopolit districts of Istanbul,  Fener and Balat districts that are under the protection of UNESCO since 2003. Ayvansaray, Balat, and Fener might be considered as a miniature chronicle of the Byzantine, Ottoman, and modern times. Once upon a time non-muslims lived in this historical peninsula surrounded by the old  walls of the city with a beautiful view of Golden Horn. With the move to bourgeois neighbourhoods of Istanbul (the Prince’s Islands, Kadikoy, Arnavutköy and Sişli) the population structure started to change radically. After the move of the naval industry from the Golden Horn to Tuzla the impovirishment continued. While dozens of restoration projects are underway, the streets and most of the houses  on the area remain, for the most part, a (faded) mirror of what they were a mere hundred, or hundreds of years, ago.Some of the empty houses are now home to Syrian refugees.

Fener and Balat are structured in a  unique road plan where a continuing array of streets intersects one another at perpendicular angles. The architectural uniqueness of the districts can be traced from the religious buildings and the facades projecting a harmonious view because of the bow windows.The height of buildings in the districts varies between one and four storeys. Most of the buildings date to the pre-1930 period  and built between 1930 and 1950s and give the district its characteristic atmosphere.
Processed with VSCOcam
Merdiven önünde dinlenmeler oldukça yaygın / Taking fresh air in front of the doorstep

 

11709528_10152975208807957_1615899271213160250_n
Balat ve Fener sokakları dik kesen caddeleri ile ünlü / Balat and Fener are famous for it’s perpendicular streets
11536343_10152975209847957_800272919681014389_n
Çocuklar sokaklarda oynuyor / Children are playing in the street

Sokaklarda yürürken birsürü farklı dil duyduk gerçekten. Yanılmıyorsak bir kısmında Süryani’ce bir kısmında Rumca ve tabi ki Suriye Arapçası duyduk. Dar kaldırımlı sokakların arasından görünen Haliç ilk kez gözüme güzel göründü. Evlerin arasında asılan çamaşırlar, evlerin minik cumbalarında oturup karşı taraftaki komşusuyla cumbadan cumbaya bağıra bağıra dedikodu yapan kadınlar gerçekten efsane 🙂 Sen ona uyma ya! Doğruyu söylemiyordur o.. Bir de çocuklar arnavut kaldırımlı sokaklarda oynamaya devam ediyor. Özellikle Rum Patrikhanesi yakınlarına Türk kahvesi içebileceğiniz pek çok sempatik kafe açılmış ve ayakkabı tasarımcısı ve antikacı dükkanı gibi enteresan niş dükkanlar bulunmakta. Hatta çok küçük bir odası olan antikacıda müzayedeye bile denk geldik.

While we were strolling through the streets we’ve heard several languages. If we are not wrong we heard Greek, Assyrian and Arabic.. For the first time I found Golden Horn beautiful and glittering among the beautiful houses. The washing lines, and women gossiping from one bow window to another one across, children playing on the street. These were nice sights.  There are nice cafes and small artisan niche shops close to Greek Patriarchy that may be a nice spot to rest and drink some Turkish coffee. A shoe designer and antique shop might be nice spots to stop by as well. They were having an antique auction when we got to the antique shop.

10616651_10152975209612957_863389034865853118_n
Rum Ortaokulu Binası / Greek Ortadox School
11701012_10152975209347957_8329740467463188371_n
Rum kilisesi merdivenlerinde uyuyan şımarık kedi / Spoiled cat 🙂
20150627_144506
Sokaktaki kafelerden biri / One of the beautiful cafes over the street

10156120_10152975208197957_9126238630545225790_n 11218173_10152975207917957_3510204100568025396_n 11659475_10152975209002957_2680683650398222157_n

20150627_14432720150627_14235920150627_144428

10462463_10152975204697957_4450518485828987983_n
Denk geldiğimiz antika açık arttırması / The antique auction we came across

Sakız adasının büyüleyici Pyrgi köyüne bisiklet yolculuğu / A bike ride to incredible Mastic village of Chios, Greece

Bisikletlerle nerede deniz kum güneş tatili yaparız? Bisikletlerimizi hangi otobüs şirketi alır? Sürme mesafeleri gibi minik minik araştırmalar yapınca hedef olarak Sakız adasını seçtik. Kamil Koç’un otobüs başına 2 bisiklet almak gibi bir uygulaması var ama telefonda bunu halletmek istemiyorlar pek. Biz de yoğun olmayan bir hafta içi gün seçip yoğun olmayan saatlerde İstanbul’da metro ile bisikletleri Çeşme’ye taşıdık. İstanbul metrosunda bisiklet taşımak için ekstra ücret alınmıyor. 1 bilet yeterli. Sakız adasına seferleri olan Ertürk Lines ta bisiklet dostu. Oldukça yardımcı oldular.

Çeşme’den kalkan Sakız adası feribotuna bindiğimizde aslında aklımızda deniz kum güneş tatili vardı. Hani böyle kumsalda uzanırsınız sıcaklayınca denize, üşüyünce tekrar kumsala, acıkınca gelir sakız reçeli, sakızlı kahve gider sakızlı toffee, sıcaktan tekrar bunalırsınız buz gibi frappe söylersiniz serinlersiniz öyle bir tatil hayaliydi.. Zaten kutsal kaynak ekşi sözlükte de bol bol okumuştuk Sakız adasının sahilleri ve kumsalları etkileyici diye.. Ancak bize esas büyüleyici gelen sakız bahçeleri arasından Pyrgi köyüne bisiklet yolculuğumuz oldu. İlk sürpriz feribot yolculuğunun sadece ve sadece 20 dakika sürmesi. Süper değil mi? Tahmin ettiğimden bile yakın…

Adaya adım atar atmaz ayağımızın tozuyla frappelerimizi yudumladık. Yunanistanda kahvehanede oturur gibi takılan amcalar artist artist frappe yudumluyorlar. Frappe de kondanse süt, instant kahve ve süt karışımından oluşuyor ve mikserle çırpıyorlar o yüzden oldukça leziz ve görüntüsü hoş.

As a couple we enjoy travelling by bike so much so we searched for a travel destination that is bike friendly and searched as well alternatives to transfer our bikes from Istanbul. Chios island is a close destination and we liked the idea to have a sunny beach holiday with some bike involved in it.  Kamil Koç coach company allows up to 2 bikes per bus but you can not handle it via phone or internet. You need to directly negotiate it with the coach itself.  We used Istanbul metro that allows bikes outside rush hour, no extra payment is needed for the bikes and than got to the coach to Çeşme. Than from Çeşme we used Erturk lines who were bike friendly as well.

When we headed from Çeşme what we had on our minds was to do a holiday on the beach. You know the ones that you lie on the beach under the sunny sky and when you are hot you jump in the sea, order mastic coffe, frappe or drink and enjoy it etc..However we were very much impressed instead from the bike ride to the amazing Pyrgi village within the Mastic Villages of Chios. To our first surprize at just the beginning of our journey the ferry ride just took 20 minutes! Chios island is so close to Turkey shores…

1486583_10153370342268713_2358631221360258688_n
Frappe Sıcakta gerçekten iyi geliyor / The Greek frappe is to be enjoyed under the hot Sun 🙂

Konaklayacağımız hostel Chios merkeze 4 km uzakta Karfas yakınlarında bir yerde Topakas House’idi.  Sahilde bisiklet sürerken karşı kıyılar olan Çeşme sahillerini ve Türkiye rüzgar güllerini izleye izleye gidiyorsunuz. Hostele vardığımızda Türkçe /İngilizce / Yunanca konuşabilen süper sıcakkanlı evsahibemiz Eleni biraz şaşırdı bisikletlerle gelmemize ama hemen alıştı 🙂 Karfas gerçekten bir deniz cenneti.

The hostel that we would stay was Topakas House which is a 4 km bike ride to the centre of Chios. You are riding on the shore viewing Çeşme shores and wind tirbunes of Turkey an amazing sea shore.. Than we met our cheerful host Eleni that could speak Turkish and English. Karfas is a real heaven of beaches.

20150610_090240
Sabahın erken saatlerinde Karfas plajı. / Calm Karfas beach early in the morning.

Biz böyle tatil yapacağımızı düşünürken esas gidilmesi ve görülmesi gereken yer Sakız köyleriymiş meğer. Sakız adası Yunanistanda geliri turizme değil de tarıma dayanan nadir adalardan biri. Adanın sadece güney kesimi sakız ağacı koşulları için elverişli. Şansa bak ki 2 sene evvel itfaye sınavını geçemeyen biri bir yangın başlatıyor ve bu küçük alanda büyük çapta sakız ağacı bahçelerinin yanmasına sebep oluyor. Ne fena 😦

We thought we would be doing a beach holiday as the picture in the above however we soon realized that there are heavenly beautiful mastic villages to be seen. Chios island is one of the rare Greek islands whose economy do not enitrely rely on tourism. The island’s south part is hometown of Mastic tree. Mastic aroma is areal favourite aroma in Easter Europe and Turkey. Unfortunately 2 years ago a fire brigade candidate that was not able to pass the firbrigade test sets a fire in Mastic gardens area resulting in a destruction of a huge mastic gardens. How unfortunate 😦

20150611_115421
Yoldaki bir sakız ağacı bahçesi / A mastic garden on the road

Eleni’ye bisikletle 25 km mesafedeki Pyrgi köyüne gideceğimizi söylediğimizde ooooo çok uzak nasıl yapacaksınız yol bol rampalı inişli çıkışlı diye tepki verdi hemen 🙂  Onunla beraber oturan öteki teyzeler de destekledi. Ama sabır ve inatla düştüğümüz inişli çıkışlı zorlu yolu sağ salim atlattık. Zorlandık tabi. Sonuçta bizler 2 masa başı çalışanı her gün bisiklete binmeyen tipleriz 🙂 Ama manzaranın güzelliği, sakız ağaçları bahçelerinde dinlenmelerle hemen hallediyorsunuz.

When we told Eleni that we would be riding to Mastic village Pyrgi she reacted immediately that it was so far and slopy and  the other ladies sitting around her supported her idea but we were determined to go not by tourist bus but by bikes. We have to admit that it was a tough and slopy  journey but  in the end we were happy. It is not an easy journey for office workers that do not ride bike every day.We have to acept that fact 🙂 The sceneric beauty of the ride, mastic gardens were marvellous though..

Pyrgi’ye ulaştığımızda çok mutlu olduk. Begonviller arasında inanılmaz güzel bir mimari… Bu arada Büyükadada görmeye alıştığımız pembe begonvillerden farklı olarak adaya özgü biraz daha koyu pembe-kırmızı arasında bir renkte begonvillerle kaplı evlerin çoğunluğu bu adada.

The paperflower is everywhere in Chios just that the color is not the pale pink color, what we used to see in Prince island in İstanbul bur a darker-reddish pink.

20150612_14043920150611_13484620150611_134547

Ceneviz ve Osmanlı esintileri taşıyan Pyrgi köyü mimarisi gerçekten muhteşem. Binaların tüm dış cepheleri scrafitti veya ksista olarak bilinen bir teknikle geometrik şekillerle dekore edilmiş. Bu yöntemde kumla ve çimentoyla kaplanan dış cephelerin üstüne bu desenler çiziliyor. Genelde de köylüler biber, domates,patlıcan kuruttuklarından çok güzel görüntüler ortaya çıkabiliyor. Kristof Kolombun bu köyde doğduğu iddia ediliyor.

The most interesting feature of Pyrgi are the decorative designs scratched into the exterior walls of the houses, known as scrafitti orksista. Mostly geometric forms, ksista has gone through several periods and may have originated in Genoa or in Istanbul. The process, which is still practiced today, even on the modern buildings of the village, begins with the spreading of a mixture of sand, asbestos and cement on the walls of the house. The villagers dry tomateo,papper and auborgine on the oter walls and create a much more secenery. Cristof Colomb is beleived to be born in this village.

20150611_13395220150611_134507

20150611_134347

20150611_13442620150611_135622

20150611_14015720150611_135651

20150611_13335320150611_132449

Bir de böylesine güzel bir köyde üstüne kocaman Feta oturtulmuş Grek salata, Mastika pastası (Sakızlı pasta) ve Uzo varsa daha ne ister insan?

What coud possibly a human want more than a Greek salad with a big piece of Feta on it, a Mastic Cake and some Ouzo??

20150609_14473920150611_12394920150611_214927

Farklı bir dünya, 1880’lerde kadın gezgin olmak..

Türkiye’de hala çok yaygın olmasa da 21. Yüzyılda artık kadınların uzak diyarlara yalnız seyahat etmeleri olağan bir durum.

Çok uzak değil sadece 100 yıl önce kadınların seyahat etmesi çok nadirdi. Hatta o dönemlerde tahta oturan dünyanın en güçlü insanı/kadını olan Kraliçe Victoria olmasına rağmen kadınlar seyahate, yolculuğa ve uzak diyarlara adım atmamışlardı.

Burmaya Seyahat
Burma’da bir dinlenme alanında Viktoryen bir kadının dürbün ile bakma anı.

Lonely Planet macerasından çok çok evvel 1889 yılında kadınları uzak diyarlara, yeni maceralara yelken açmaya ve seyahat etmeye teşvik eden bir kitap yayımlandı. Kadın gezginler tarihine damga vuran bu kitabın adı “Kadın gezginlere ipuçları” idi.

Lillias Campbell Davidson tarafından yazılan kitap Viktoryen dönemi için oldukça özgürlükçü bir nitelik taşıyarak kendi kendine seyahat eden kadınlara pratik ve açık ipuçları ve tavsiyeler veriyordu.

Hints to lady travelers

Kitap, bisiklet turları, dağ tırmanışı, tren ve deniz yolu ile ilgili ipuçlarının yanı sıra kadınların nasıl giyinmesi gerektiği, bavul, çay ve makyaj setlerinin nasıl hazırlanması gerektiği ile ilgili ipuçları içeriyordu. Bakın biri iki örnekle ne demiş;

Bisiklet turu için uygun giyinme:‘Mümkün olduğunca az mont giyilmeli; kışın kalın yünlü çorap yazın da pamuklu çorap giyilmeli, ayakkabı giyilmeli asla çizme giyilmemeli, elbiseniz pazenden olmalı ve bilek kısımları ve ayak kısımlarının bisiklete takılmaması için gevşek olmamalı.. Gri çamuru belli etmediğinden ve güneşte solmadığından giyilmesi en uygun renktir.”

Deniz seyahati esnasında:’Gemilerde yerinizi seçerken seçtiğiniz sandalyenin hafif olmamasına dikkat etmeli, aksi halde yemek sonrası kestirirken geminin aniden yalpalanması ile kendinizi alaşağı geminin öteki ucunda bulabilirsiniz..’

Yanınızda küçük bir şişe brandy, kokulu tuzlar ve mutlaka bir  ‘eau de toilette taşımayı unutmayın’

Tabi kitabın içeriğinde artık günümüzde kullanılmayan tavsiyeler de var. Örneğin seyahatlerinde kadınlar artık ayakların altına koymak için “kuş tüyü yastık” ve “fildişi eldiven kalıbı”  taşınmalı diye tavsiyeler duymuyor.

Lillias’ın akabinde Isabella Bird ve Mary Kingsley de Seyahat Güncelerini yazarak paylaşırlar ve seyahat yazarlığında o döneme göre oldukça başarılı işlere imza atarak ataerkil görünen seyahat yazarlığı dünyasına adım atarlar.

Demiryolu inşaasının büyüdüğü bu dönemlerde uzaklar yakın olmaya başlamıştı. 1861 yılında Baedeker rehberinin (Ren’e Seyahat) yayımlanmasıyla Avrupa’ya seyahat popüler hale gelmişti.

Isabella Bird  buharlı gemide 1854 yılında Atlantiği ilk geçtiği yıllarda kadınların yalnız seyahat etmelerinin adımı atılmıştı.

İsaabellaBird
Isabella Bird (1831-1904) tercümanları, taşıyıcıları ve tüm ekibi ile Kore seyahatindeyken.
Madeline Stark
Madeline Stark (1893-1993) Orta Doğu seyahatleriyle ünlü imiş ve bu fotoğrafta da bir çölde.
Yosemite
Yosemite şelalerine bakan bir Viktoryen kadın.

Yazı Orjinali: Cathrine Eade

MailOnline 26 Nisan 2011

Yeşil seyahat; Midilli’de pisiklet queyphi

Sizin de kurban bayramlarını uzakta geçirip kendi kendinize kalma isteğiniz var ve paranız mı az ? O hal  iyisimi  yakın komşularımızdan biri olan Yunanistan’a gidelim. Ama bu sefer çok büyük bir değişiklik yapalım. Bisikletimizi alalım.. Bisiklet yakıt istemez, mama istemez, feribotta yanınızda götürdüğünüzde sizden ek ücret istenmez ama sıkı durun ,,, sizi taşıyabilir.. Daha ne isteriz ki hayattan?

Neyse , Ayvalık’tan kalkan Midilli feribotuna bisikletimizle atlayıp balıkların limanda bile kımıl kımıl yüzeyde yüzdüğü Mythillini’ye geçiyoruz. Kasaba dar sokakları, sempatik kafeleri, kilisesi, frappeleri ile tam bir mini Yunan kenti havasında. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi görünen güneşin tadını ekim ayında da rahat rahat çıkarırsınız, Rum taş evlerinin arasında dolaşırken de serinlersiniz.

Bir de bakmışsınız her yerde Türkçe konuşuluyor, kafelerde Türkçe menüler var vs.. Türkler Mythillini için önemli gelir kaynaklarından biri.. Gitmeye devam.

E biz hani buralardan uzaklaşmaya çalışıyorduk.. Orası da Türkiye gibi diyorsanız elinizde bisiklet var ve saatte ortalama 15 km ile uzaklaşmak mümkün herhangi bir yöne :).. İki yön var .Birincisi Ouzo içkisinin en meşhur cinsinin yapıldığı Plumari yönü diğeri ise adanın kuzeyinde yer alan plajları ile ünlü Petra kasabası. Biz Petra yönünü tercih ettik.

20141006_161117_000
Kıpraşan balıklar ve Mythillini
20141006_140424
Bu evin yanına bisiklet çok yakıştı

Bisikletli manzara sahiden eşsiz çünkü yavaş gidiyorsunuz ve gözlemleyebiliyorsunuz. Zeytin bahçeleri, taş evlerden oluşan köyler, köy kahvehaneleri önünde oturuşan yaşlı bastonlu amcalar, deniz izlemeye gelmiş yazar kılıklı entellektüeller.. Ne ararsanız var gibi. Aslına bakarsanız Ege köylerinden hiç mi hiç farkı yok . Yalnızca burada evler gözünüze BETON, BETON diye baağırmıyor.. Taş ev olmalarına rağmen çok estetik ve şirinler. Her bir evde bahçe var ve bahçe estetiği, bahçe bina kombinasyonu estetiği  göz dolduruyor.

Yemekleri de başka yerlere kıyasla çok çok iyi. Deniz ürünleri çok bol ve fiyatları uygun. Dolayısıyla seçimler hep deniz ürünlerini tüketmek yönünde oluyor. Hele o Grek salata  yok mı? Yani devv  feta, kekik, zeytinyağı, koca koca doğranmış domatesler, biberler ve soğan bu kadar lezzetli olabilir mi? İnanılmaz! Midilli’de zeytini denizin içinde salamura ediyorlarmış tadı bana biraz yabancı ve uzak geldi.

20141005_143707
İşte böyle bir koyu baştan başa bisikletle geçebilir yorulunca da bir pansyionda konaklayabilirsiniz.

20141006_160747_00020141005_090214

Sulara gömülü güzellik “Halfeti” / Halfeti a beauty within waters – Şanlıurfa Turkey

Şanlıurfa’nın en uzak ilçesi Halfeti’nin eski yerleşim bölgesi, şimdilerde Birecik barajının suları altında başka yaşamlara ev sahipliği yapıyor. Siyah gül’ün yetiştiği tek yerdir. Siyah deniyor ama gül çok çok çok koyu kırmızı bir renk gibi… Kimsenin artık yaşamadığı taş evler ve sular altında kalan köy görülmeye değerdir.

Çoğunlukla romantik ve anarşist duygularla yaklaşıyoruz GAP projesine. İnsanların yaşamlarını yıktı, evlerinden etti şimdi o insanlar nasıl geçinecek gibi.. Ben de Halfeti’yi gördüğümde  mavi yeşil Fırat suları arasından yükselen evler, cami, mezar taşları bana sadece yok olmuşluğu hatırlattı. Aklımdaki tek söylem burada bir yaşam vardı ve o yok oldu. Şimdi sadece bu “yarım” geçmişi “tekne turu” aracılığı ile gezerek görebiliyoruz.

The furthest county  of Şanlıurfa, Halfeti is an ancient residential area nowadays under water of Birecik dam. Halfeti is home to other type of species than humans right now 🙂 and it is home to  unique Black Rose. It is actually a very dark dark red rose but still a different one 🙂

images
Black rose

Nobody lives in Halfeti anymore but the stone houses, village itself and the mosque remaining underwater worths seeing.

When I traveled to Halfeti I sensed destrunction only. There was a life once in this village and now it is gone. The people were forced to move to the new Halfeti on a hill side.

IMG_0045

Ama bu “yarım”lık o kadar güzel görsel öğeler içeriyor ki.. Bir yandan Fırat sularının mavi, yeşil, koyu mavi, lacivert arası renk değişimleri, öte yandan karada tarihi kalıntıların yanında yeniden başlayan, devam eden yaşamın yeşilleri. Kısaca demek istediğim yok olduğunu düşündüğümüz hayat aslında yok olmadı, tekrar başka biçimde başlıyor ve belki de şu an o kadar turistik hale gelmesinin temel nedeni yeniden başlayan hayatı gözlemleyebilmektir.

 As the Euphrates water turned from green to blue and to dark navy you can see the ancient stone houses the mosque under the water.

Now the village is one of the most famous touristic destinations in the Eastern part of Turkey.

IMG_0039IMG_0064

Zaten eski Halfeti’de yerli turistten çok yabancılara rastlıyorsunuz. Almanı, Fransızı bizden daha iyi geziyor hatta yerleşen yabancıların olduğu bile söyleniyor.

 

 

IMG_0034IMG_0035

Geçtiğimiz günlerde Halfeti, öldürülen iki motosiklet sever ile tekrar gündeme geldi. Umarım bir an önce failleri bulunur ve bu güzel şirin “yarım” belde bu güzelliği ile anılmaya devam eder.